menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

14 Eylül’de okullar açılıyor: Peki eğitim hazır mı?

54 0
08.09.2026

“Çocukların geleceği, eğitim politikalarının deneme tahtası değildir.”

14 Eylül 2026’da milyonlarca öğrenci yeniden sınıflara girecek. Öğretmenler ders başı yapacak, veliler okul ihtiyaçlarını karşılamak için yeniden bütçelerini zorlayacak. Bakanlık ise yeni eğitim-öğretim yılının başlamasını, eğitim sisteminin olağan bir takvimi olarak sunacak.

Oysa mesele yalnızca okulların açılması değil. Asıl mesele, çocuklarımızı nasıl bir eğitim sisteminin içine gönderdiğimiz.

2026-2027 eğitim-öğretim yılı; öğretmen açığı, atama sorunları, ekonomik eşitsizlik, okul ve sınıf koşulları, müfredat değişiklikleri, sınav baskısı ve eğitimde giderek derinleşen fırsat eşitsizliğiyle başlıyor.

Ve bütün bunların ortasında şu temel soru hâlâ cevabını bekliyor:

Türkiye nasıl bir eğitim sistemi ve nasıl bir gelecek istiyor?

Öğretmen açığı olan bir ülkede öğretmenler neden hala atama bekliyor?

Eğitim sisteminin en büyük çelişkilerinden biri burada ortaya çıkıyor.

Bir tarafta öğretmen olmak için yıllarca eğitim alan, sınavlara hazırlanan ve atanmayı bekleyen binlerce genç öğretmen; diğer tarafta öğretmen ihtiyacı bulunan okullar...

Bu tablo artık yalnızca bir “atama problemi” olarak görülmemeli.

Bu, aynı zamanda eğitim planlamasının başarısızlığı.

Üstelik öğretmen ihtiyacının bazı yerlerde ücretli öğretmenlik yoluyla karşılanması, sorunu daha da büyütüyor.

Öğretmenlik, birkaç aylığına ders boşluğunu dolduracak geçici bir görev değil. Öğretmen, öğrencinin gelişimini yıllar boyunca takip eden, okul kültürünün oluşmasına katkı sunan ve eğitimin niteliğini belirleyen temel aktör.

Eğitimde süreklilik istiyorsanız öğretmene de süreklilik ve güvence vermek zorundasınız.

Bir okulda öğretmen açığı, diğerinde norm fazlası

Bir başka çelişki ise norm kadro meselesidir.

Türkiye'nin bazı bölgelerinde öğretmen açığı yaşanırken bazı okullarda norm kadro fazlası öğretmenler bulunuyor.

Bu tablo bize eğitim sisteminde yalnızca sayı problemi olmadığını gösteriyor.

Sorun planlama problemidir.

Hangi bölgede hangi branşa ne kadar ihtiyaç olduğu yıllar öncesinden öngörülebilir. Nüfus hareketleri, öğrenci sayıları, emeklilikler ve öğretmenlerin yaş dağılımı dikkate alınarak uzun vadeli öğretmen istihdam politikası oluşturulabilir.

Fakat eğitim politikası günü kurtarmaya odaklandığında aynı sorun her yıl yeniden karşımıza çıkıyor.

Eğitim-öğretim Maarif Modeli getirilerek değiştirildi, peki okulun kendisi değişti mi?

Öğretmen bu değişime ne kadar hazır?

Sınıflar buna uygun mu?

Laboratuvarlar yeterli........

© Bianet