Felaketçi kötümserliğe alternatif bir yaşam
Kapısına dayanan vergi memurlarına karşı başlattığı ve literatüre kattığı sivil itaatsizlik eylemiyle tanıdığımız, gönüllü sadelik hareketinin öncüsü Henry David Thoreau’yu dinleseydik bugün her şey farklı olabilirdi: “İçine ticaret giren her iş lanetlenir” diyen Thoreau, kapitalizmin dünyanın başına bela olmaya başladığı 1800’lerin ortalarında, modern yaşamın para kazanma yollarının ve tüketimin, ruhunu sakatladı insanı kısıtlayıp köleleştirdiğini, bu hırsların tabiatın işleyişini ve kişinin doğayla ilişkisini sekteye uğrattığını (ileride daha fazla uğratacağını) söylemişti.
Thoreau’ya göre kapitalizm ve onun inşa ettiği yaşam anlayışı, âdeta bir hapishaneydi; yalnızca para kazanmaya, harcamaya ve tüketmeye dayanan bu sistem doğal yaşamın sömürüsünden başka bir şey değildi.
Thoreau, öngörülerinde haklı çıktı, hatta onun tahminlerinin ötesinde şeyler yaşandı: Kapitalizm ve onun güncellenmiş hâli olan neoliberalizm “refah”, “iyi yaşam” ve “zenginlik” vaat ederken kavram karışıklıklarına ve politik bunalımlara sürükledi dünyayı. Toplumları parçalayan, siyaseti edilginleştiren ve narsisizmi körükleyen bu sistem; yarattığı “büyüme” sıkıntısıyla paralel biçimde zamana hâkim iktisadi bir dil doğurdu. Bu dil eyleme dönüştürüldü; çoğunluğu daha çok tüketmeye, inorganik “yaşam alanları” inşa etmeye ve doğayı ele geçirmeye yönlendirdi.
Kapitalist yaşam tarzı; pazarlanan şekliyle “iyi ve doğru yaşam”, başta iklim krizi olmak üzere pek çok krizi tetikledi. Ulrich Brand ve Markus Wissen, Emperyal Yaşam Tarzı’ında işte bu çoklu krizlere yoğunlaşırken sistemin, olumsuzluklarını üstüne atacağı alanları (“dışarıyı”) seçme anlayışına, “iyi ve doğru yaşamın” hızla benimsendiği “dışarının” daralma sürecine dikkat çekiyor. Başka bir deyişle krizleri ve sorunları uzaklara yollayan sistemin, süratle bir kriz yumağına dönüşmesini anlatıyorlar.
Küreselleşen gösterişçi tüketim
Kapitalizmin “iyi yaşam” ve “doğru hayat” vaadinin altını tüketimle ve kazanma hırsıyla doldurması, zaten başlı başına bir krizdi. Onu diğerleri izledi: Ekolojik kriz, finansal kriz, sağlık krizi, politik ve kültürel krizler. Dolayısıyla krizlerin sürdürülebilirliğinin ve hızlı akışının içinde gelgitlerle yaşadığımız bir döneme adım attık.
“İlerici neoliberalizm”, bireyin daha çok tüketip piyasa tanrılarının buyruklarına uyması hâlinde “doğru ve iyi yaşamın” koşullarını gerçekleştirebileceğini muştularken çoklu krizlerin kapısını ardına kadar açtı. Böylece taşlar yerinden oynadı; geri döndürülmesi güç ekolojik, kronikleşen ekonomik ve dünyayı altüst eden politik krizler gelişti. Brand ve Wissen diğerleriyle de bağlantılı olan ekolojik krizleri bir boy öne çıkarıyor.
Brand ve Wissen, kuzey yarımküreden yeryüzüne yayılan gösterişçi tüketimin, insanların ve doğanın sömürüsüyle şekillendiğini hatırlatarak ekolojik krizin en önemli nedenlerinden birini ortaya koyarken şu notu düşüyor:........
