We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Tarih Kayıt Cetveliyse Sosyoloji Bunun Toplum Vicdanındaki Karşılığıdır 

2 1 0
05.05.2021

Yusuf Ziya Döger

Tarih bilimi toplumlarla ilgili verileri ortaya koyarken belgesel nitelikteki kırıntıları bir araya getirerek toplumlar hakkında genellemeler yapmaktadır. Sosyoloji bilimi ise bu belgesel kırıntıların toplumun tarihsel süreçte oluşturduğu sosyal değerler skalasına uygunluğuna bakarak onlar üzerinden söz konusu toplum hakkında genellemelere gitmektedir.

Günümüz dünyasında özellikle Sosyal Bilimler alanında yapılan bilimsel çalışmalarda genellemelere başvurulurken, konuyla ilgili yeterli sayıda örneklem durumunun bulunup bulunmadığına bakmak her bilim insanı için zorunludur. Bilim insanı üzerinde çalıştığı konuda yeterli örneklem durumuna ulaşılamıyorsa konuyu istisnai durum kategorisinde değerlendirilerek ele alır. Her bilim insanı, bilim namusu adına bu tutuma sahip olmak zorundadır. Eğer herhangi bir konuda herhangi bir bilim insanı bu nitelikleri göz ardı ederek bir tutum geliştirirse öncellikle o kişi bilim insanı olma sıfatını hakketmemekte ve bilim insanı olma niteliğini de kaybettiğini kolaylıkla ileri sürmek mümkündür.

Tarih ve Sosyoloji bilimleri ister klanları ister kabileleri ister kentleri ister feodal toplumları isterse modern toplumları ele alsınlar, bu toplumlarda meydana gelen herhangi bir sosyal olayı zaman ve mekân koşullarını dikkate alarak değerlendirmektedirler. Yani gerçekleşen sosyal olayları değerlendirmeye ve tanımlamaya çalışırken toplumun içinde bulunduğu koşulları göz önünde bulundurma zorunluluğuna sahiptirler. Çünkü toplumsal olayların zamansal ve mekânsal koşullardan soyutlanarak ele alınması yapılacak değerlendirme ve tanımlamaları bilimsel niteliklerin dışına çıkartmaktadır.

Bilim namusu herhangi bir sosyal olayın ele alınışında konuya ilişkin belgelerin bilimsel geçerliliğini ve tutarlılığını dikkate alma zorunluluğu doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu belgeyi hazırlayan kişinin konu edindiği toplumla ilgili duygu ve düşünceleri bilimsel metot açısından önemlidir. Kişinin duygu ve düşünceleri öznel verilerle mi yoksa nesnel verilerle mi şekillenmiştir sorusuna da cevap aramak da bilimsel metot açısından gereklidir. Bu cevap aynı zamanda söz konusu belgenin bilimsel geçerliliğe ve tutarlılığa sahip olup olmadığını belirleme açısından elzemdir.

Günümüzde devlet organizasyonuna sahip olan her toplumun resmi bir tarih anlayışı ve algılayışı vardır. Dolayısıyla bu resmi tarih anlayışı üzerinden şekillenmiş toplumun buna uygun sosyolojik tutumlara sahip olduklarına şahitlik etmekteyiz. Toplumların bu tutumları hem kendileri hem de kendi dışındaki toplumlar hakkındaki değerlendirme ve algılarını da içermektedir. Dolayısıyla resmi bir tarih anlayışı ile biçimlenmiş ve o resmi tarihin ideolojik arka planına sahip kişilerin kendi dışındaki toplumlar hakkındaki değerlendirme ve tanımlamalarına ihtiyatla yaklaşmak bilim namusu adına zorunluluk içermektedir.

Günümüzde devlet organizasyonundan mahrum olan Kürdlerin resmi denilecek bir tarih tezinden ve bunun üzerinden şekillenmiş sosyolojik tutuma sahip olduklarından söz etmek pek mümkün değildir. Bugün bir devlete sahip olmayan Kürdler geçmiş tarihsel süreçte oluşturdukları alan koruma anlayışına dayanan egemenlikleriyle kısmen resmileşebilen bir tarih anlayışı ve sosyolojik tutuma sahiptirler. Bunları günümüze daha çok divan kültürü ve sözlü aktarım üzerinden aktarabilmişlerdir. Kısaca yaşanan sosyal olayları daha çok sözlü aktarım üzerinden yeni nesillere aktarmışlardır.

Bu sözlü aktarımın en önemli aktörlerinden biri de “DENGBEJ”ler olmuştur. Toplum vicdanında kabul gören veya görmeyen her türlü sosyal olaylar bu Dengbejler vasıtasıyla sonraki kuşaklara net biçimde aktarılmıştır. Kürdlerin tarih anlayışı devlet üzerinden şekillenmemiş lakin sözlü aktarımın önemli unsurları olan Degbejlerle oluşan bu boşluk nispeten doldurabilmiştir.

Günümüzde Kürdlerle ilgili tarihi belge ve kayıtların Kürdler dışındaki toplumlara ait kişiler ve devletler tarafından tutuldukları bilimsel alanda kabul görmektedir[1]. Yavuz’la başlayan süreçte Osmanlı kendi devlet anlayışı içinde Kürdlerle ilgili kayıtlar tutmaya başlamıştır. Ancak son dört yüzyıl içindeki kayıtlara baktığımızda ise daha çok Batılı Müsteşriklerin tuttuğu notların ön plana çıktığını görmekteyiz. Bu notlar ya seyyahlar ya tüccarlar ya diplomatlar ya askerler ya misyonerler veya Kürdler üzerinde resmi egemenlik oluşturan devletlerce tutulmuş kayıtlara dayanmaktadır.[2] Dolayısıyla günümüzde tarih ve sosyoloji bilimleri bu notlara bilimsel metot çerçevesinde başvurmaktan çekinmemektedirler.

Konumuz elbette Kürdlerle ilgili tutulmuş bu........

© basnews


Get it on Google Play