Neoliberallerin istatistik manipülasyonu
Geçen ay içinde yazılan bir makalede şu iddialar yer aldı; Türkiye “net borç alıcı” bir ülkeymiş, tarihsel olarak tasarruf açığı veriyormuş, yatırımlarını finanse etmek için dış kaynağa mahkûmmuş. Mahfi Eğilmez’in kaleminden çıkan bu satırlar kulağa teknik, hatta tartışılmaz geliyor. Oysa bu, ana akım iktisadın onlarca yıldır döndürüp durduğu bir nakaratın en yeni versiyonundan ibaret. Ve işin trajikomik yanı şurada; bu nakaratı en yüksek sesle söyleyen ekol, aynı zamanda “bilimsellik” ve “nesnellik” tekelini de kendinde gören ekoldür. Perdenin arkasına baktığımızda ise ortada bir ekonomik teşhis değil, bir muhasebe totolojisinin kadermiş gibi sunulması vardır.
BÜYÜMEK ‘YASAK’
Peki iddia tam olarak nedir? Özetle şu; Türkiye’nin yurt içi tasarrufları yatırımlarını karşılamaya yetmediği için ülke, aradaki farkı kapatmak üzere kronik biçimde dış kaynağa — yani borçlanmaya — muhtaçtır ve cari açık verdiği her yıl “net borç alıcı” konumundadır. Buradan çıkarılan reçete de bellidir: açığı küçültmek istiyorsanız ya tasarrufu artıracak ya da yatırımı, dolayısıyla büyümeyi kısacaksınız.
ÖZDEŞLİKTEN KADER ÇIKMAZ
Bütün bina tek bir denkleme dayanıyor; Tasarruf eksi Yatırım eşittir Cari Denge. Bu bir teori değil, millî gelir muhasebesinin tanım gereği doğru olan bir kimliğidir. ‘’Bekarsam evli değilim” demekle aynı bilgi değerini taşır. Bir özdeşlik size iki büyüklüğün eşit olduğunu söyler, ama hangisinin ötekine yol açtığını asla söylemez. Ana akım ekonomistlerin yaptığı, bu eşitliğin içine sinsice tek yönlü bir nedensellik yerleştirmektir: “Tasarruf yetersiz, o hâlde ülke borca mahkûm.” Matematiksel bir özdeşliğin siyasi bir vaaza dönüştürülmesidir bu — üstelik “bilim” etiketiyle.
RAKAMLAR TERSİNİ SÖYLÜYOR
Asıl mesele, bu vaazın veriyle çürümesi. Türkiye’nin gayrisafi tasarruf oranı 2025’te yüzde 33 dolayındaydı — “yapısal düşük tasarruf” iddiasının aksine, dünya ölçeğinde orta-üstü bir seviye. Kamu borcunun millî gelire oranı ise yüzde 24 civarında; gelişen ülke ortalaması olan yüzde 70’in çok altında ve bölgenin en düşük ikinci oranı. “Net borç alıcı” etiketi burada sinsi bir iş görüyor: Dönemsel bir akım kavramını, yani yıllık finansman ihtiyacını, bir stok görüntüsüyle — borç batağındaki kırılgan ülke imgesiyle — karıştırıp okurun zihninde olmayan bir kriz resmediyor.
Dahası var. 2024’te cari açık millî gelirin yalnızca yüzde 0,8’ine, 10 milyar dolara gerilemişti. Ve asıl kritik olan şu: altın ile enerji hariç tutulduğunda Türkiye 52,6 milyar dolar cari fazla veriyordu. Yani bu “borçlu” ülke, enerji faturasını çıkardığınızda net borç........
