menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bütçeyi memur yemiyor, faiz yiyor

10 0
31.07.2026

Temmuz ayı boyunca Türkiye’nin ekonomi gündemi tuhaf bir eksene oturdu. Enflasyonun, cari açığın, sanayideki daralmanın, tekelci fiyatlamanın yerine memur maaşları tartışılıyor. Sosyal medyada dolaşan bir grafik, “Türkiye’de memur maaşı asgari ücretin 3,36 katı” diyerek kamu çalışanını enflasyonun müsebbibi ilan ediyor. Aynı çevre 26 Temmuz’da bir adım daha attı ve 124 bin görüntülenmeye ulaşan bir gönderide şu öneri yapıldı: “Bugün kamu personeli sayısını 6 milyondan 3 milyona indirebilsek, yıllık yaklaşık 3 trilyon TL kamu personeli gideri ortadan kalkar... Bütçe açığı kapanır, hatta bütçe fazla vermeye başlar... Kamuyu küçültmeden enflasyonu kalıcı olarak düşürmek mümkün değil.” Aynı günlerde, 24 Temmuz 2026’da TBMM Genel Kurulu’ndan geçen torba kanunla, 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesindeki devletin SGK’ya prim gelirlerinin dörtte biri oranında katkı yapma yükümlülüğü sessizce yürürlükten kaldırıldı. Düzenleme 1 Ağustos’tan itibaren geçerli. Bu üç gelişme tesadüfen aynı haftaya denk gelmedi. İkisi zemin hazırlıyor, biri inşaata başlıyor.

NEOLİBERAL RAKAM CAMBAZLIKLARI

Birincisi, sayı yanlış; Türkiye’de toplam kamu istihdamı 6 milyon değil, 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla 5 milyon 369 bin kişi. Bunun 3,5 milyonu kadrolu memur; 1,3 milyonu belediyelerde, döner sermayelerde ve belediye şirketlerinde çalışan işçi. “6 milyon memur” diye bir kütle yok. İkincisi, tasarruf rakamı şişirilmiş. 2026 bütçesinde personel giderleri 4,91 trilyon TL. Kadronun yarısını atarsanız kabaca bunun yarısı, yani ~2,45 trilyon TL tasarruf edersiniz — 3 trilyon değil. Üstelik kıdem tazminatı, işsizlik ödeneği ve emeklilik yüklerini hesaba katmadan. Üçüncüsü ve asıl önemlisi; kimi kovacağız?  Millî Eğitim Bakanlığı’nda yaklaşık 1,2 milyon, Sağlık Bakanlığı’nda 1,1 milyon çalışan var. 2,7 milyon kişilik bir tasfiye, pratikte tüm öğretmenlerin ya da tüm sağlık personelinin işine son vermek demektir. Öneri sahibi bunu söylemiyor, çünkü söylediğinde kimse dinlemez. Dördüncüsü, tasarrufun büyük kısmı geri gelmez, çünkü hiç gitmemiştir. Türkiye’nin vergi yapısı ağırlıklı olarak dolaylı vergilere dayanıyor. Memura ödenen maaşın gelir vergisi zaten aynı işlemde bütçeye gelir kaydediliyor; kalanı harcandığında KDV ve ÖTV olarak yeniden bütçeye dönüyor. Yani “4,91 trilyonluk gider” brüt bir rakam; net maliyeti çok daha düşük. 2,7 milyon kişiyi kovduğunuzda tasarruf ettiğiniz miktarın önemli bir bölümünü vergi geliri kaybı olarak geri verirsiniz.

SAPLA SAMAN KARIŞMIŞ

Beşincisi, çarpan etkisi. 2,45 trilyon TL’lik bir maliye daralması, mütevazı bir çarpan katsayısıyla bile 3 trilyon TL’yi aşan bir talep kaybı yaratır. Bu talep kimin cirosuydu? Bakkalın, market zincirinin, konfeksiyoncunun, mobilyacının, otobüsçünün. Kamu maaşı devletin cebinden çıkıp özel sektörün kasasına giren paradır. Altıncısı — ve bu bir görüş değil, muhasebe kimliğidir. Bir ekonomide kamu dengesi, özel sektör dengesi ve dış denge toplamı sıfırdır. Cari açık verirken kamu bütçesi fazla veriyorsa, özel sektör zorunlu........

© Aydınlık