Kirli bomba ve Atlantik’in nükleer kumarları
Uluslararası güvenlik mimarisi tarihinin en kırılgan virajlarından birini alıyor. Moskova’nın, Londra ve Paris’e yönelik Radyolojik Dağıtım Cihazı – “Kirli Bomba (Radiological Dispersion Device - RDD)” ve nükleer teknoloji transferi iddiaları, yalnızca bölgesel bir ihtilafın parçası değil; Atlantik ittifakı ile Asya’nın yükselen güç merkezleri arasında şekillenen yeni dünya düzeninin en sert kırılma noktalarından birini temsil ediyor.
Bu yazıda, Atlantik-Asya ekseninde radyoaktif materyallerin küresel rolü değerlendirecektir. Mesele, yalnızca bir patlamanın fiziksel yıkımı veya radyoaktif izotopların yayılımı değildir. Mesele, korkunun silah olarak kullanılması, algının yönetilmesi ve nükleer doktrinlerin “kırmızı çizgiler” üzerinden yeniden tanımlanmasıdır. Rusya Federasyonu’nun son dönemde artan uyarıları, Dmitriy Medvedev’in “yanıtımız nükleer olur” sertliği, Sergei Naryshkin’in istihbari iddiaları ve Kremlin’in bu konuyu müzakere masasında bir kaldıraç olarak kullanma niyeti, bize şunu göstermektedir: Nükleer tabu, artık sadece “kullanmamak” üzerine değil, “kimin, ne zaman, hangi koşullarda kullanabileceği” üzerine kurulu yeni bir belirsizliğe evirilmektedir.
KİRLİ BOMBA NEDİR?
Kirli bomba (RDD), bir nükleer silah (atom bombası) değildir. Fisyon veya füzyon reaksiyonuna dayalı bir nükleer patlama yaratmaz. Bunun yerine, konvansiyonel bir patlayıcı (RDX, HMX, TNT, C-4, dinamit vb.) ile radyoaktif bir materyalin (Sezyum-137, Kobalt-60, İridyum-192, Stronsiyum-90 vb.) birleştirilmesiyle oluşturulur. Amaç, patlamanın kinetik enerjisiyle radyoaktif materyali mikro boyutta partiküller haline getirerek rüzgâr,........
