Küresel dengesizlikler: Bir neden değil, belirti

Küresel dengesizlikler, küresel ekonomiyi yönetenlerin gündemine bir kez daha girdi. Peki, nedir bu “küresel dengesizlikler”? İlk olarak, küresel ticaretteki dengesizlikten bahsediyoruz; yani bazı ülkelerin mal ve hizmet ihracatının ithalatından belirgin şekilde daha fazla olması ve büyük ticaret fazlaları vermesi, diğer ülkelerin ise ciddi ticaret açıklarıyla karşı karşıya kalmasıdır. Küresel cari işlemler dengesizliği bu farkın toplamıdır ve şu anda yıllık olarak dünya GSYH’sinin yüzde 2’sine denk gelmektedir.

2018 yılından bu yana, cari işlemler fazlası ve açığı toplamı sırasıyla yaklaşık yüzde 25 ve yüzde 35 oranında artarak 2012’den bu yana en yüksek seviyelerine ulaştı. 2024 yılında cari işlemler dengelerindeki bu genişlemeyi Çin, Avrupa ve ABD (G3) tetiklerken, ABD ve Çin arasındaki ayrışma 2025 yılında da devam etti.

İkinci olarak, büyük ve kalıcı ticaret ile gelir fazlası veren bu ülkeler, elde ettikleri bu fazlaları hem diğer ülkelerdeki fabrikaları ve şirketleri satın alarak hem de hisse senedi ve tahvillerini edinerek yurt dışı yatırımlara dönüştürmektedir. Böylelikle bu fazla veren ülkeler yabancı varlıklarda ana alacaklı konumuna gelirken, açık veren ülkeler ise ana borçlu haline dönüşmektedir. Bu dengesizlikler, ülkelerin net yabancı yatırım pozisyonu ile ölçülebilir. Çin, AB ülkeleri, petrol ihracatçıları ve Japonya başlıca alacaklılar iken; ana borçlular ABD, İngiltere ve Küresel Güney’in daha küçük ekonomileridir.

ABD’NİN BORÇ ÇIKMAZI

Bu artan dengesizlikler; IMF, OECD ve G7 gibi uluslararası finans kuruluşlarının yanı sıra birçok ana akım ekonomisti de endişelendiriyor. Peki, neden endişeleniyorlar? “Aşırı” küresel dengesizliklerin finansal krizlere yol açabileceğinden korkuyorlar. Bu durum, büyük bir borçlu ülkenin ticaret açıklarını ödemek için daha fazla borçlanıp daha yüksek faiz ödemek zorunda kalması veya para biriminin fazla veren ülkelerin para birimleri karşısında değer kaybetmesine izin vererek yurt içi enflasyonu artırmasıyla gerçekleşir. Eğer bir finansal çöküş de bunu takip ederse, borçlu ülke derin bir resesyona sürüklenebilir.

Ve elbette, burada kastettiğimiz ülke ABD’dir. ABD’nin borçlu pozisyonu, Kovid-19 pandemisi sonrası yaşanan çöküşten bu yana önemli ölçüde kötüleşti.

ABD, giderek daha fazla yabancının Amerikan şirketlerini ve hisse senetlerini satın almasına (yani “yabancıların iyi niyetine”) bel bağlamış durumda; yabancılar ise şu anda yapay zeka (AI) patlamasının cazibesine kapılmış durumdalar. Trump yönetiminin yüksek ABD ticaret açığına tepkisi, Amerikan sanayisini “korumak” ve ithalatı azaltmak için gümrük vergileri ve diğer önlemleri uygulamak oldu. ABD ayrıca Çin’in Amerika’ya yönelik yatırımlarını yasaklayan önlemler de getirdi. Ancak Trump’ın bu adımları yalnızca dünya ticaretinde ve yabancı yatırımlarda bir yavaşlamaya yol açarak küresel ekonomik büyümeyi baltaladı.

IMF VE İNGİLTERE MERKEZ BANKASI’NIN........

© Aydınlık