Ko-Ko-Reç Sensiz Olmaz! Memlekete mutlu yıllar!
Birkaç konu vardı, yazamadım; yeni yılın ilk yazısı oradan buradan kolaj olsun! Herkesin ilgisine göre bir konu bulabileceği şekilde başlıkları verelim. Hatta editörümüz konu başlıklarını ilgili bölüme linkleyebilirse pratik olur doğrusu.
1) Enerji Bakanını Somali petrol kara sahaları için cesaretlendirelim
2) Organ nakli “varsayılan ayar” olsun
3) Hava trafik konuşmalarını açalım (LiveATC)
4) AİHM üyelik konusunu masaya yatıralım
5) Otoyollarımıza bisikletliler için kaçış şeridi yapalım
6) Fransızlar yeni uçak gemisi yapıyor!
7) SuperDry’i Türkiye almalı mı?
8) 32. Gün Almanak gerekli
9) Güveni artırmak
10) BIST için işlem vergisi konmalı
11) Rakı ve Uzo fiyat farkı
12) E-Devlet yabancı telefonu desteklemeli
13) BM’nin yasaları İsviçre’de pişiyor
14) Gurbetçi köprü parası ödemesin
15) Popüler Mühendislik dergisi gerekli
16) Ölenin dijital hakları kime geçmeli?
17) Puerto Rico saldırı üssü olmamalı
18) İran sınırındaki TIR beklemeleri düzeltilmeli
19) Etiyopya Rusya ile nükleer santral kuruyor
20) IŞİD saldırganlarının ahiretini yakmak
21) Arnavutköy’e Dışişleri misafir evi
22) Somali için Minnesota’ya konsolosluk
23) Star Alliance merkezi İstanbul’a
24) Latinolara silah satma zamanı
25) Buz pateni federasyonu göreve!
26) Lübnan ile G. Kıbrıs iş birliği bozulmalı
27) Tüm pasaportlar 10 yıl olmalı
28) Yurtdışı çıkış harcı sistemi değişmeli
29) Fas ile hizalanmak
30) Fransa’da Gladyo cinayetleri tam gaz
31) Kosova’ya silah satmamalıyız
32) Harvard’dan beyin çekme zamanı
33) Türk uçakları Rus cephanesi kullanabilir mi?
34) Ko-ko-reç sensiz olmaz!
1) Enerji Bakanını Somali petrol kara sahaları için cesaretlendirelim
Enerji bakanımız geçenlerde TV’de açıklama yaptı ve Somali’de karasal petrol arama ruhsatlarına sahip olduğumuzu; ancak güvenlik sebebiyle bu çalışmaları bu sene başlatmayacaklarını belirtti. Tahmin ediyorum benzer bir çekince Cizre bölgesinde de mevcut çünkü hemen Cizre’de sınır çizgisinin karşısında Norveçli firma yıllardır dünyanın petrolünü üretiyor. Ucuza karadan petrol üretmek yerine dünyanın en pahalı ve teknik olarak zorluklarla dolu olan derin deniz sondajı işlerine öncelik veriyoruz. Sadece Karadeniz gazı için milyar dolar civarında yabancı firmalardan mühendislik hizmeti satın almak durumundayız. Denizde yapılan işler fena gitmiyor, o programlara aynen devam edelim ama gelin şu karadaki çalışmaların riskini biraz daha çalışalım. Karadaki çalışmalardan kaçınan firma misal Fransız özel sektör şirketi olsa anlarım. Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet petrol şirketi Somali’de bir saha güvenliği sağlamaktan çekinir mi yahu? El-Şabab riski ölçülebilir bir risk, arkasındakiler belli, yerleri yurtları belli. Bizim kara petrol sahaları zaten muhtemelen batıda, daha önceden bilinen bölgelerdir. Madem belirli noktada sondaj sahasında güvenlik sağlayamıyoruz, Somali’de uzay üssünü nasıl koruyacağız? Elbette bu işte bir mantık hatası var. Somali hükümeti de halkı da yanımızdadır, karada petrol sondaj sahasının güvenliğini TSK sağlayabilir. Zaten kara sondaj işleri hızlı hızlı birkaç haftada biten işler, deniz sondajı gibi değil. Çok daha ucuz ve hızlı işler. Küçük mobil ekipler ile halledilir. 2 bin metre delsen kâfi, fazla bile. Petrol çıkmaz gaz çıkar. O da çıkmaz su çıkar. Hepsine Somali’nin ihtiyacı var. Bize neden sondaj yapamayacağımızın bahaneleri değil, nasıl sondaj yapabileceğimizi söyleyen, bölgeyi ve sektörü bilen bir adet uzman gerekli. Bu bağlamda Sn. Bakan’ın güvenlik konularındaki endişelerini gidermek, kendisini ucuz ve hızlı petrol araştırmaları konusunda cesaretlendirmek ve bizi özellikle sokmadıkları kara sondaj bölgelerine girmemiz gerekli.
2) Organ nakli “varsayılan ayar” olsun
Bazı ülkelerde, misal İngiltere’de organ bağışı için değil, bağışlamamak için başvuru yapmak gerekiyor. Yani tüm İngiliz vatandaşları doğdukları andan itibaren kanunen organ bağışı yapmış gibi bir hukuki durumdalar. İngiltere’de milyonlarca insan organ bağışlamama başvurusu yapmış durumda. Türkiye’de malum çok sayıda vatandaşımızı organ yetmezliğinden kaybediyoruz. Belki bu konu, Diyanet İşleri’nin de uygun bir fetvası ile benzer bir çözüme kavuşturulabilir ve çok sayıda insanımızın hayatını kurtarabiliriz.
3) Hava trafik konuşmalarını açalım
Geçenlerde malum Ankara’dan kalkan ve Libya askeri heyetini taşıyan bir uçak kırıma uğradı. Dünyanın çoğu ülkesinde hava kontrolörleri ve pilotlar arasındaki radyo haberleşmeleri açık bilgilerdir ve çeşitli web sitelerinde canlı olarak yayınlanırlar. Dünya çapında sivil havacılık meraklıları için bunlar önemli bir kaynaktır ve eğitim özellikleri de vardır. Sanıyorum Türkiye’de bir mahkeme kararı ile Türkiye havalimanları artık bu sistem dışında. Bunlar zaten şifreli olmayan, herkesin uygun ekipman ile dinleyebileceği yayınlar. Ülkelerde genelde dinlemek mümkün, yayınlamak ise belirli kurallara tabi. Elbette askeri yayınlar yayınlanmıyor ve bazı güvenlik durumlarında yayıncı ilgili havacılık otoritesinin kurallarına göre hareket ediyor. Türkiye komple yasaklayarak biraz ileriye gitmiş. Sivil Havacılık bu işi biraz daha ince şekilde regüle edebilirse, en azından bazı havalimanları, bazı kurallar ve kısıtlamalar dâhilinde, yetkilendirilmiş firmalar üzerinden bu iletişimi yayınlayabilirse sektörün gelişimine katkısı olacaktır. Bu iş komple yasak olmaya devam edecek ise bunun açıklamasının ilgili yetkililerce yapılması uygun olacaktır. Şahsi görüşüm bu alandaki şeffaflığın belirli güvenlik tedbirleri dâhilinde artması, havacılık sektöründe genel güvenlik artışını da beraberinde getirecektir ve standartları yükseltecektir. Opaklık artışı ise her vakada soru işaretleri oluşturacaktır.
4) AİHM üyelik konusunu masaya yatıralım
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, AB ülkelerinin ve ilave birkaç yancı ülkenin mahkemelerinin üzerindeki bir mahkemedir ve ilgili ülkelerden bireysel başvuru kabul eder. Mahkeme sonuçlarını ilgili ülkeler uygulamalıdırlar veya tazminat öderler ve kanunlarını ilgili karara göre düzeltmeleri istenir. Türkçesi, AİHM ile Türkiye hukuk alanındaki egemenliğini kısmen Strasburg’daki hâkimlere devretmiştir. Yani Strasburg’daki yüce hâkimler, hadi isimlerini de verelim ayıp değil, Yunanlı IoannisKtistakis, Fransız Matthias Guyomar, Güney Kıbrıslı (onlara göre bütün Kıbrıslı) Georgios Serghides filan gibi hâkimler veya hâkimeler bizim memleketteki tüm mahkemelerin verdiği kararın üzerine karar verirler. Misal PKK’lısı, FETÖ’cüsünü filan bizim mahkemeler yargılar suçlu bulur, mahkûm eder, sonra bunlar gider AİHM’den Türkiye’yi tazminata mahkûm ederler. Biz de paşa paşa öderiz (tabi isyan çıkmasın diye bu ödemeler pek haber yapılmaz). Yılda milyonlarca doları her sene tıkır tıkır bu tazminatlara öderiz. Bir yanda Netanyahu bir halkı toptan katleder, Trump keyfine göre ülkelere saldırıp petrolüne el koyar. Bize gelince 50 sene önce çözülmüş Kıbrıs davasıyla ilgili, Güney Kıbrıslı hâkimin karşısında KKTC malları için bize tazminat ödettirilir, yargılanması tamamlanmış FETÖ’cüye, PKK’lıya tazminat ödettirilir. AİHM ile yolların tez zamanda ayrılması konusunda, tüm tazminat ödemelerinin ve hukuki yaptırımların durdurulması konusunda gerekli politik düzenlemelerin değerlendirilmesi uygun olacaktır. Strasburg mahkemeleri Türkiye ile ilgili tümden yetkisiz kılınmalıdır. AİHM ilintili davalarda ödenen tüm tazminatlar ve sonucunda yapılan iç hukuk düzenlemeleri millete detaylı olarak açıklanmalıdır.
5) Otoyollarımıza bisikletliler için kaçış şeridi yapalım
Malum devir değişti, her gün özellikle Avrupa sınırımızdan ülkemize bisikletli turistler giriş yapıyorlar. Bisiklet ile ailecek ülke ülke gezenler bile var. Her ne kadar çoğu ülkede otoyol kenarlarında bisiklet olayı yasak dahi olsa birçok ülkede zaten otoyol ve bir alt sınıf yolların ayrımı net olmuyor ve konu pek cezai yaptırıma tabi olmuyor. Pek alternatif yol da yoksa bu bisikletliler otoyol kenarlarından yavaş ve dikkatli şekilde gidiyorlar. Belki Karayollarımızın ve Turizm Bakanlığımızın öncülüğünde sınırlarımızdan giren turistler için ve elbette kendi vatandaşlarımız için çeşitli bisiklet ile gezme rotaları belirlemeliyiz ve bu seçilen rotalarda bisikletlilerin en azından güvenli kaçabilecekleri bir kaçış şeridi olmasını sağlamalıyız. Bisiklet yolu için zaten normal asfalt yol gerekmez, otoyola paralel çok ucuza bunların sıkıştırılmış çakıldan, jeotekstil malzemeden filan yapılması mümkün. Çok faydası olur, hayatlar kurtulur, turizm desteklenir, spor desteklenir vs.
6) Fransızlar yeni uçak gemisi yapıyor!
Fransızlar bu aralar yeni bir uçak gemisi tasarımı ile meşguller. 2001 model Charles de Gaulle (CDG) uçak gemisinin ardından yeni nesil, nükleer itkili bir gemi gelecekmiş. Kısaltmalardan PANG diyorlar ismine. 2038’de PANG devreye girecek, CDG çıkacakmış. Tesadüf bizimkiler de uçak gemisi tasarlamaktalar. Aynı dönemde yapılan bu gemiler birbirinin rakibi olacaklar. Fransa projesini yakından takip etmekte fayda var, Fransızların bu konuda zaten bir kültürleri, geçmiş teknolojik birikimleri mevcut, aynı dönemde inşa edilen bu iki gemi askeri çevrelerde birbirleriyle karşılaştırılacaktır, bizim ekibi rekabete hazırlık konusunda motive etmekte fayda var.
7) SuperDry’i Türkiye almalı mı?
Türkiye’de tekstil sektörü malum krizde. Sebebi hatalı ekonomik politikalar, detayına girmeyelim. Önerim Türkiye’nin yurtdışından kelepir fiyata satılan ve geniş perakende mağaza zinciri yöneten tekstil markalarından uygun olanları zaman içinde toplaması ve bu mağazalarda satılan ve genelde Çin’de fason ürettirilen bu ürünlerin Türkiye’de fason ürettirilir hale çevrilmesidir. Bir güncel örnek İngiliz SuperDryfirmasından verelim. Bu firma kendini soğuk iklim markası gibi konumlandırdı. North Face’in rakibi bir firma diyelim. Firmanın maddi zorlukları var ve 10 milyon sterlin civarı bir fiyata kontrol hissesini almak muhtemelen mümkündür. Elbette borçları da vardır. Firmanın yıllık cirosu 400 milyon sterlin civarı. Yani 10 milyon nakit karşılığı yılda 400 milyon ciroluk işin kontrolü ele alınabiliyor. Bu firma alınır ise belki yılda 200 milyonluk fason üretim işi Türkiye’ye aktarılabilir. İstihdam etkisini varın siz düşünün. Firmayı satın alan firma muhtemelen kâr edemez, yılda birkaç milyon zarar eder ama işin Türkiye’ye büyük ekonomik faydası olur. Bu gibi fırsatları Varlık Fonu gibi kurumlarımızın değerlendirmesi uygun olabilir. SuperDry gibi muhtemelen çok sayıda uygun fiyata alınabilecek tekstil firması mevcuttur. Türkiye artık tekstilde Mısır, Bangladeş, Pakistan, Çin ile fason fiyat rekabetine giremeyeceğini kabul etmeli ve kolektif çıkar yaklaşımı ile sektörünü koruyacak pazarlama stratejileri geliştirmelidir.
8) 32. Gün Almanak gerekli
Rahmetli Mehmet Ali Birand’ın 32. Gün belgeselleri siyasi tarihimiz için önemli bir değerdir. Bir daha o dönemlere dönüş olmayacak, o dönemki siyasetçiler ile o dönem konjonktüründe röportaj yapmak artık mümkün değil. Birand’ın tarzını ve gazeteciliğini sevenler vardır sevmeyenler vardır ama sanırım siyasi tarihimiz ile ilgilenen herkes mutabık kalacaktır ki bu 32. Gün arşivi çok değerli ve önemlidir. Zamanının cumhurbaşkanları, başbakanları, yabancı liderler, bölücüsünden tarikatçısına, gladyosundan küreseline, liberali, nonosu kimler çıkmadılar ki bu programlara... Bu programların bir kısmı YouTube’da var. Ama sorun şu: Bu arşiv derli toplu, kronolojik sırada vatandaşın hizmetine sunulmuyor. Ne bir almanak yapıldı ne düzgün fihristi var. Muhtemelen Birand’ın oğlunda vardır bunlar, belki o da değerlendirmeye çalışıyordur bilemiyoruz ama siyasi tarihimizin daha doğru, hızlı ve geniş kitlelerce analiz edilebilmesi için bu arşivin doğru dürüst, kullanıcı dostu bir arayüz ile ve ücretsiz olarak vatandaşın erişimine açılması lazım. Kültür Bakanlığımızı göreve davet ediyoruz. Gerekiyorsa üç beş neyse ödensin, bu yayın hakları satın alınsın ve vatandaşa sunulsun. Sadece 32. Gün de değil. Siyasi tarihimiz için önemli olan aklıma ilk gelen diğer yapımlar şunlar: Banu Avar’ın TRT’deki belgeselleri, Erhan Göksel’in programları, Aytunç Altındal’ın programları vs. Mutlaka çok değerli başka programlar da vardır. Bunların içinde bize makul gelmeyen görüşler, fikirler elbette olabilir ama bu insanlar büyük bir inanmışlık ve adanmışlık içinde bu programları yaptılar ve bu programların doğru dürüst şekilde, gerekli basılı materyaller ile beraber sunulması uygun olur. Bu çalışmalar az veya çok geleceğe dair bazı öngörüler ve iddialar taşımaktaydı ve o gün içinden geçilen ama çoğumuzun anlamlandıramadığı konulardan bahsediyordu. Bugün dönüp o zamanki koşullarda yapılan bu tahminlerin ve çalışmaların hakkını teslim etmeliyiz. Bugün geçmişe dönüp baktığımızda bu röportajlar, çalışmalar çok daha anlamlı geliyor ve siyasi çerçeve içinde yerli yerine oturuyor. Genel olarak TRT’nin bütün video arşivinin internet üzerinden erişime açılması uygun olur. TRT Net veya TRTX gibi bir marka bu iş için uygun olabilir.
9) Güveni artırmak
Çeşitli global karşılaştırma yayınlarında “güven endeksi” konusunda Türkiye kötü vaziyette. Devlete ve devlet kurumlarına güvenden ziyade vatandaşların birbirine güveni konusu asıl kritik konu. Bu konu aslında sosyal bilimlerde üzerine çok araştırma yapılan bir alan çünkü toplumdaki güven seviyesi toplumun ekonomik ve sosyal gelişimi için bir çarpan etkisi yapıyor. Askeri güç ve caydırıcılık için dahi önemli bir konu. Toplum içinde bireylerde yüksek güven olunca yüksek dayanışma oluyor ve ekonomik kalkınma hızlanıyor. Toplumda medya aracılığı ile yoğun bozgunculuk propagandası yapıldığında güven azalıyor ve ekonomik gelişme hızı azalıyor. Mevcut şartlarda ülkemizde güveni artırmak çok zor, hayal gibi geliyor biliyorum ama doğru politikalar ile bu mümkün. Bütün ülkelerde mümkün, bizde de mümkün. Hangi politikalar olduğunu yazıp konuyu uzatmayalım ama önemli olan toplum olarak bu konuda talep ve irademizi ortaya koymalı ve ilgili politikaların uygulanmasını talep etmeliyiz. Güven seviyesi, vatandaşların refahı, mutluluğu zaman içinde artacaktır. Benzer şekilde bize bozguncu propaganda yapan dış topluluklar ile mücadele için biz de bozguncu propaganda yapabileceğimiz........
