Aşiret Mektebi’nden dizi film çıkarmak

Bu aralar M. Ali Neyzi’nin Aşiret Mektebi kitabını okumaktayım. Kendisinin YouTube’da,
akademik araştırmasından ve sonucu olan kitaptan bahsettiği ilginç bir röportajına rastladım.
Kitap bir doktora çalışmasına dayanıyor ve Osmanlı’nın son döneminde, 1890’lı yıllarda
Sultan II. Abdülhamit döneminde İstanbul’da kurulan ‘özel amaçlı’ bir okulu konu alıyor.
Okulun kurulmasının amacı, aşiret liderlerinin çocuklarını yetiştirmek ve aşiretleri
Osmanlı’ya daha sıkı bağlamak. Tanzimat reformlarının devamı niteliğinde modern bir
eğitim müfredatı kapsamında imparatorluğun çeşitli bölgelerindeki aşiret liderlerinden en
büyük erkek çocuklarını bu okula göndermeleri istenmiş.
İmparatorluğun büyük şehirlerdeki hâkimiyeti nispeten güçlü ama kırsalda, aşiret
bölgelerindeki egemenlik daha zayıf. Muhtemelen kırsaldaki egemenlik de bu hamle ile
güçlendirilmek isteniyor. İmparatorluğun kritik bölgelerinde önemli aşiretlerin büyük oğulları
okula getiriliyor, üst seviye bir eğitimden geçiriliyor. Askerî veya idarî alanda Osmanlı
memuriyetine başlatılıyorlar. Mezunlar her zaman ve ivedilikle kendi aşiret bölgelerine
gönderilmiyorlar. Genelde çeşitli vilayetlerde memuriyet veya askerî görevler ile deneyim
kazanıyorlar. Kitapta örnekleri verilmiş mezunlar genelde ‘büyük adam’ olabilmişler.
Osmanlı’da askerlik, valilik vs. yapıyorlar. Birçoğu Osmanlı Meclisi’nde görev alıyor.
Cumhuriyet döneminde de bunların bir kısmı kendi memleketlerinde, Mustafa Kemal’i örnek
alarak (ve yöntemlerini kullanarak) işgal güçlerine (Fransız veya İngiliz) karşı istiklal savaşı
örgütlemeye çalışıyorlar. Bir kısmı Irak’ta, Libya’da vali, başbakan oluyor. Suriye Fransız
uçakları tarafından bombalanırken halkı örgütleyip Fransa ile savaşanlar var. Velhasıl, keyifli
okuması olan, temelde akademik çalışma olan başarılı bir eser.
Araştırma kapsamında ABD Kongre arşivlerinden ve ilgili mezunların çocuk ve
torunlarından orijinal resim, mektup, anı defterleri bulunmuş. Aşiret çocukları 10-15 arası
yaşlarda okula kırsaldan, yerel kıyafetleri ile ve hayli kısıtlı bir eğitim ile, çoğunluğu Türkçe
bilmeden geliyorlar. Hepsi kendi aşiret ve yerel kültürlerini yansıtan farklı desenlerde
kıyafetler ile geliyorlar. Ortaokul seviyesindeki bu okulda yerel kıyafetler çıkıyor, tek tip,
okul armalı üniforma giyiliyor. Türkçe öğreniyorlar, Kur’an, din öğreniyorlar. Matematik,
coğrafya, güzel yazı, Fransızca öğreniyorlar. Sonrasında üniversite seviyesi denebilecek
Mülkiye veya Harbiye’ye geçiyorlar. Mezuniyet ile beraber Osmanlı’nın ‘elit’ memurları
oluyorlar. Orduların, vilayetlerin yönetiminde görev alıyorlar. Doğrusu, şapka çıkartılacak bir
dönüşüm. ‘Acaba bu okul projesinde biraz geç mi kalındı?’ diye insan kendine sormadan
edemiyor.
Kitabın önce akademiye hitap eden İngilizcesi çıkmıştı, biraz pahalıydı. Daha sonra ilave
bazı çalışmalar ile daha keyifli hâle getirilmiş Türkçesi İş Bankası Yayınları’ndan çıkmış.

İlber Ortaylı’da övgü ile bahsetmişti

Merhum İlber Ortaylı, kitaptan ve yazardan övgü ile bahsetmişti. Bu kitap genç bir tarih
akademisyeninin araştırması değil. Yazar, kurumsalda başarılı bir kariyer sonrasında tarih
tutkusu ile üniversiteye dönmüş, muhtemelen kendi bütçesinden büyük paralar harcayarak
yıllarca Beyrut ve Kahire’de bu konuları araştırmış ve ortaya bu kitap çıkmış.
Şahsen Osmanlı tarihine özel bir ilgim yoktur. Diğer taraftan, 20. yy başından itibaren
Cumhuriyet tarihine ilgim vardır, okurum. Bu kitap ilgimi çekti çünkü tam olarak benim
ilgilendiğim döneme Osmanlı’yı bağlayan kritik dönüşüm, reform ve savaş yılları ile ilgili.

Kitabın zaten büyük oranda 20. yy olaylarını kapsadığını söyleyebiliriz. Bu okul mezunları
20. yy’da Anadolu, Batı Asya ve kısmen Kuzey Afrika coğrafyasında ve politik olaylarda
etkili olmuş kişiler.

Netflix devrinde tarih ögrenmek

Malum, devir değişti. Artık vatandaş ne gazete ne de kitap okuyor. Netflix dizileri ve benzeri
platformlardan millet artık tarih namına ne gazlanırsa onu alıyor. Truva savaşı derseniz
benim aklıma elinde kılıç ‘Brad Pitt’ geliyor. İskoç bağımsızlığı tarihi derseniz aklıma
bağırsakları sökülürken ‘özgürlük’ diye bağıran ‘Mel Gibson’ geliyor.
Muhtemelen bir süre sonra yapay zekâdan talep edeceğiz: ‘Bana şu tarihler arası şu bölgede
geçen bir savaş filmi yarat, esas adamı da ‘Tom Cruise’ yap.’ diyeceğiz, yapay zekâ da erişim
izni olan veri tabanlarını tarayarak bize ilgili dönem ile ilgili bir film yapacak. Artık yapay
zekâyı üreten firmanın siyasi ve sosyal eğilimlerine bağlı olarak film, bize çeşitli LGBT
unsurları, çeşitli şekilde eklemlendirilmiş Yahudilik temaları ve belirli yönde işlenmiş “Tanrı
ve din” unsurları ile harmanlanmış olarak sunulacak.

İyi bir film yapmak gerek

Gelin, yapay zekâya bu işi bırakmayalım; kendi tarih filmimizi kendimiz çekelim. ‘Aşiret
Mektebi’ teması, sinema filmi veya bence daha uygunu 8-10 bölümlük dizi film olarak
çekilebilir. Eğer konuyu doğru şekilde işleyip perdeye aktarabilirsek, bu proje bugünün
Türkiye’sini bölgemizdeki kardeş ülkelere ve halklara daha güçlü şekilde bağlayacak bir
kültür projesi olabilir. Bu okul olayının üzerinden 120 sene geçmiş ama ilgili coğrafyalara
baksanıza: Libya, Yemen, Suriye, Irak, Filistin. Hepsi kan revan içinde. 120 yıldır, hatta daha
uzun süredir emperyalizmin saldırısı altındalar. Türkiye ise hiç de tarihine uygun bir tavır
içinde değil. Genelde iki tarafı da kınayan ‘karaktersiz’ politikalar uyguluyor. Oysa bütün bu
coğrafyalar, Türkiye Cumhuriyeti gibi başarılı, gelişmiş ekonomiye sahip, egemen (!)
cumhuriyetler olabilirlerdi ve bu durumun Türkiye’ye de çok faydası olurdu.
Ortada bu başarılı tarih araştırması var. Peki, bu çalışmanın daha fazla toplumsal fayda
üretmesi ve ülkemizin çıkarlarını ilerletmesi için ilgili politika yapıcılarına hangi politikaları
önerebiliriz?
1. Artık kimse kitap okumadığı için bu çalışmayı dizi film hâline getirmek uygun olur.
Hem Aşiret Mektebi dönemindeki ilgili karakterlerin çocukluk ve gençlik dönemleri
hem de mezuniyet sonrası kendi memleketlerinde aldıkları görevleri ve belki de
savaşları içeren bölümler.
2. Bu akademik çalışmayı derinleştirmek gerekir. Malum, birçok mektep mezununun
bilgilerine ulaşılmış ama birçoğuna da ulaşılamamış. Bu bilgiler Endonezya’nın Java
Adası’ndan tutun, ABD Kongre arşivine; Mısır, Beyrut, Şam, Medine, Trablus,
Londra arşivlerine kadar birçok şehre dağılmış durumda. Mezunların torunlarının bir
kısmı Batı ülkelerine zaman içinde yerleşmişler; bu insanlara ulaşmak elbette kolay
değil.
Akademik çalışmanın derinleştirilmesi için belki Mehmet Ali Bey’e bir düzine genç (Arapça
ve Osmanlı Türkçesi bilen) doktora öğrencisi tahsis edilmesi ve onların ilgili ülkelere
gönderilerek bu Aşiret Mektebi öğrencilerinin hayat yolculuklarının, Osmanlı, sonrasında
genç Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerinin iyice öğrenilmesi, tarihî belgelerin toplanması,

torunların bulunması, ilgili doktora tezlerinin üretilmesi faydalı olur. Yani bu iş hem Kültür
Bakanlığı’nın hem de YÖK’ün politika alanına giriyor.

Atatürk’te aynı dönemden!

Diğer dikkat çekmek istediğim konu ise, bu Aşiret Mektebi dönemi aslında Mustafa
Kemal’in dönemi ile örtüşüyor. Mustafa Kemal Selanik’te yine dönemi için modern olan
‘rüştiye’ tipi bir okulda okurken, bu aşiret çocukları da İstanbul’da benzer bir modern
eğitimden geçiyorlar. Fransızca dâhil muhtemelen aynı dersleri alıyorlar. Yani aynı dönemde
aynı eğitim sisteminden çıkmışlar ve aynı şekilde ‘elit’ Osmanlı subayı/memuru olmuşlar.
Mustafa Kemal, malum, üç kıtada her cins düşman ile ve uşakları ile savaşmış. Afrika’da
İtalyanlar ile savaşmış. Filistin’de General Allenby komutasındaki İngilizler ile savaşmış.
Doğu’da Rus ile, kısmen Ermeni ile; Batı’da Yunan ile ve hatta Bulgar ile savaşmış…
Fransızları da unutmayalım. İnsaf yani… Biz Mustafa Kemal’in hikâyesini iyi biliyoruz ama
bu Aşiret Mektebi’nden daha kimler çıkmış ve memleketlerinde neler yapmışlar? Bunları da
öğrenmek ve gençlere bugünün popüler medya araçları ile sunabilmek lazım.
Emperyal güçler bölgeden yakında çekilecek

Önümüzdeki yıllarda emperyal ülkelerin bölgeden zorunlu çekilmesi ile Türkiye, bölge
ülkeleri ile ilişkilerini tekrar yerli yerine oturtacak. Libya ile, Cezayir ile, Yemen ile, Ürdün,
Mısır, Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri vs. Bu Aşiret Mektebi mezunları
konusunu doğru işleyebilirsek, bize hatırlatacağı tarihî bağlar, bu ilişkilerin acısı ile tatlısı ile
daha güçlü ve kalıcı olmasını destekleyecektir. Türkiye’nin, Arap coğrafyası başta olmak
üzere Batı Asya’da çıkarlarını ilerletebileceği kültürel bir enstrüman olarak bu filmi
projelendirebiliriz.

Arabistanlı Lawrence filmi çok etkili oldu

Film konusu açılmışken, gelin 1962 tarihli Arabistanlı Lawrence (ing.: Lawrence of Arabia)
filmini hatırlayalım. Bildiğiniz üzere Nazi Avusturya’sından kaçan Yahudi Sam Spiegel’in
yapımcısı olduğu film, dönemi için muazzam paralar harcanarak ve döneminin ilerisinde bir
teknik ekipman ve kamera sistemleri ile çekilmiş filmdir. Döneminin tüm Oscar ödüllerini
toplamıştır, hâlen çoğu kişiye göre gelmiş geçmiş en iyi filmdir. Oysa film birçok tarihsel
hata içermektedir. Sam Spiegel, hayatı boyunca İsrail ile en üst seviyede güçlü ilişkiler
sürdürmüştür. Filmi bugün bile izleseniz görüntüler şahanedir, bugünkü filmlerden daha
iyidir. İngiliz subayı Lawrence’ın hatıralarını kaçımız okudu? Belki bir avucumuz okumuştur
ama filmi milyonlarca insan izledi. Türkiye’de genel algı, filmin Türk düşmanlığı
kapsamında çekildiği ve Türklerin İngiliz subayı komutasındaki Arap aşiretlerince yenildiği
vurgusuna dairdir. Şahsi görüşüm, bu filmdeki asıl olayın Arapları çok ilkel bir kabile olarak
betimlemiş olmaları ve adeta Kızılderili soykırımı dönemindeki gibi, “İşte gelişmiş Batı için
yağmalayacak bakir topraklar ve bu topraklarda develer ile gezen, çadırda yaşayan, ortaçağ
döneminde kalmış ilkel Araplar.” mesajının verilmiş olmasıdır. Evet, filmin Türklerin ve
Arapların da arasını açmaya yaradığı ve Araplara İngilizleri bir ‘kurtarıcı’ olarak sunduğu
kesindir.
Arabistanlı Lawrence filmi nasıl ki Türklerin ve Arapların arasını açmayı önemli ölçüde
başarmış dünya çapında bir film olmayı başarmışsa, bizim de Türkleri ve Arapları ve tüm
Batı Asya etnik ve kültürel unsurlarını yakınlaştırıcı, bölünmeyi değil birleşmeyi teşvik edici

‘Aşiret Mektebi’ gibi temaları uygun şekilde, yeterli bütçeyi, özeni ve kaliteyi ortaya koyarak
beyaz perdeye uyarlamayı değerlendirmemiz gerekir.


© Aydınlık