Willy Loman kapıda kaldı

Bu hafta geç katıldığım bir tartışmayla köşeme geldim. Halit Ergenç, Zerrin Tekindor, Fatih Artman, Kerem Arslanoğlu’nun yer aldığı; Arthur Miller’ın ‘Satıcının Ölümü’ oyununu konuşacağız. Başlarda, oyunu izleyip yazmayı düşünmüştüm ama; sonra şunu fark ettim. Ortalama bir koltuk için davetiye bulamasaydım; muhtemelen bütçemin el verdiği bilet fiyatıyla oturabileceğim koltuktan da oyunu gerçekten seyredebilmiş olmayacaktım. Zaten bugüne kadar Zorlu PSM’de izlediğim hiçbir oyundan da keyif almadım. Hoş, konumuz sahnede güzel bir oyun izlemekten öte... Lafı uzatmadan biraz oyunun konusunu anlatayım.

‘Satıcının Ölümü’, Arthur Miller’ın en güçlü metinlerinden biri ve temelde bir insanın hayalleriyle gerçekler arasındaki çöküşünü anlatıyor. Bireysel bir hikâyenin ötesinde ciddi bir sistem eleştirisi olarak Amerikan edebiyat tarihinin köşetaşlarından birini tutuyor.

Oyunun merkezindeki Willy Loman, yaşlanmış bir satış temsilcisi. Hayatı boyunca “başarılı” olma hayaliyle çalışmış, iyi ilişkiler kurmanın, sevilmenin onu zengin ve mutlu yapacağına inanmıştır. Ancak gerçekler biraz farklıdır. Oyunda, Willy’nin anıları, hayalleri ve bugünü arasında gidip gelen zihnini ve trajik sonu görürüz.

Gelelim bizim ‘Satıcının Ölümü’ne. Oyun, Türkiye’de Rönesans Holding sponsorluğunda sahneye çıktı. Bilet fiyatları ise şöyle:

VIP: 5500 TL

1. Kategori: 3900 TL

2. Kategori: 3500 TL

3. Kategori: 3100 TL

4. Kategori: 2750 TL

5. Kategori: 2250 TL

6. Kategori: 1750 TL (Kısıtlı Görüş)

7. Kategori: 1250 TL (Kısıtlı Görüş)

Hadi sponsorun geçmişine girmeyelim de neye sponsor olduklarını dahi anlayamadık. Fakat şunu net görüyoruz, seyirlik olması için sponsor olunmamış. Ya da daha farklı ifade etmek gerekirse bir menajerlik şirketi ve kazandırmak istediği isimler için sponsor olunmuş.

Şimdi Willy Loman’ı alıp Zorlu’nun o akşamına bırakalım. Muhtemelen 7. kategoride kısıtlı görüşe sahip koltuğunda oturuyor. Tıpkı hayatı gibi. Oyun başlıyor, fakat Willy yüzleri seçemiyor. Seslerin kimden geldiğini de anlayamıyor. Çünkü bu düzende Willy’e hiçbir şey zaten tam gösterilmiyor.

‘Satıcının Ölümü’ yıllar önce bir adamın dişliler arasında nasıl harcandığını anlatıyordu.

Bugün ise o hikâye, kimin izleyebileceğine göre yeniden yazılıyor.

Bugün ‘Satıcının Ölümü’ sahnede.

Sponsorlar var, fiyatlar var, ışık var.

Ama Willy Loman salonda değil.

O, hâlâ kapının dışında.

Şehirde ise, sahneye çıkamayan, çıksa da üç oyun sonra salonunu kapatmak zorunda kalan, kira ve giderler arasında ezilen onlarca bağımsız tiyatro var.

Kendi hikâyesini anlatmaya çalışan, ama önce hayatta kalmak zorunda bırakılan oyuncular.

Onlara da aynı şey söyleniyor:

“Bir sponsor bul.”

Hikâyeni anlatabilmek için önce onu finanse edecek birine “ikna ol”.

Bunun için de önce oyunun dışındaki rolünü iyi oyna.

Bugün tiyatro, sadece metinle değil; bütçeyle, marka değeriyle, görünürlükle seçiliyor.

Ve bu seçim, sahnede neyin anlatılacağından çok, kimin anlatabileceğini belirliyor.

Willy Loman bir zamanlar sistemin içinde ezilen bir adamdı. Bugün gerçekten onun hikayesini anlatmak için o sahneyi kurmaya çalışanlar da aynı yerde duruyor.

Willy Loman hâlâ sahnede ölüyor.

Ama onu gerçekten anlatan sahneler artık yaşayamıyor.

İyi seyirler, Linkedin’de paylaşmayı unutmayın (!)


© Aydınlık