menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ücretlerin vergilendirilmesi 2026

16 0
yesterday

Ekonomi politikalarından biri olan maliye (aman i’nin tepesindeki işareti yazmayı unutmayın ha!) politikasının bir bileşeni de vergi siyasasıdır. Ekonomi okuryazarlığı bağlamında vergi siyasasının tekniğine ait kısa bir açmalık yaptık (bkz.Açmalık-1). Unutulmaması gereken bir husus var: Vergi meselesi de birçok konuda olduğu üzere sınıfsal bir meseledir. OECD geçen hafta OECD üyesi 38 ülkedeki iş gücü vergilendirilmesi ile ilgili raporunu yayınladı. Bu raporda temel göstergeler sunulmakta ve incelenmektedir. En çok vurgulanan da işverenin kesesinden çıkan işgücü maliyeti ile işgörenin cebine giren net ücret arasındaki farkı ölçen vergi farkı (tax wedge:vergi takozu da denilmektedir).

Raporda ayrıca net ortalama kişisel vergi oranı göstergesi de (Nakit yardımlar düşüldükten sonra kişisel gelir vergisi ve çalışan sosyal güvenlik katkı paylarının brüt ücret gelirlerinin yüzdesi olarak ifadesi) incelenmektedir.

İncelemede üç hane tipi esas alınmaktadır: a) Ortalama gelire sahip, çocuğu olmayan bekâr bir çalışan, b) yine ortalama gelire sahip, iki çocuklu, tek gelirli evli bir çift, c) eşlerden birinin ortalama ücret, diğerinin ise bunun yüzde 67’sini kazandığı, iki çocuklu, iki gelirli bir çift.

VERGİ YÜKÜNE YAKINSAK BAKIŞ

Vergi takozu OECD ülkelerinde ortalama yüzde 35,1 olurken, ülkeden ülkeye büyük ölçüde değişiklik göstermiş. Örneğin bu vergi farkı Avusturya, Belçika, Fransa, Almanya, İtalya ve Slovenya’da işçilik maliyetlerinin yüzde 45’ini aşmış. Beri yandan Kolombiya ve Şili’de yüzde 20’nin altında kalmış! Şampiyonları da açıklayalım: Belçika (yüzde 52,5) ve Kolombiya (yüzde 0,0).

Hane tiplerine göre bakarsak, a tipinde 2016’dan bu yana 2025’te zirve görülürken, b tipinde 2015’ten bu yana ve c tipinde 2018’den bu yana zirve görülmüş!

Vergi yükü 24 ülkede artmış, 11 ülkede azalmış, 3 ülkede ise değişmemiş. Artan 24 ülkenin 13’ünde artışın nedeni işgücü maliyetlerinin yüzdesi olarak daha yüksek kişisel gelir vergisi imiş. Kimi ülkelerde çalışan veya işveren sosyal güvenlik katkı paylarının yüksekliği de bunu etkilemiş.

TÜRKİYE’DE DURUM

Türkiye’nin rakamlarına bakalım: Toplam vergi yükü yüzde 40,3 imiş. 38 ülke içinde en yüksekten başlayan sıralamada 14. olmuşuz maşallah! Bir önceki yıl hiç olmazsa 19. idik! OECD ülkelerinde b tipinde vergi farkında azalma görülürken ülkemizde aynı düzeyde kalmış, hay maşallah! Yukarıda vurgulanan sosyal güvenlik payları etkisine bir örnek ülke de Türkiye olarak gösterilmiş Rapor’da.

Vergi dilimlerimiz 2025’te şöyleydi (2026’da değişti):

158 bin TL’ye dek yüzde 15, 330 bin TL’ye dek 158 binden fazlası için yüzde 20, 800 bin TL’ye dek 330 bin TL’den fazlası için yüzde 27, 4 milyon 300 bin TL’ye dek 800 bin TL’den fazlası için yüzde 35, daha fazlası için yüzde 40!

Bu vergi dilimleri enflasyon oranında güncellenmediği için vergi yükü oranı artıyor.

SONDEYİŞ: TÜRKİYE’DEKİ YENİ VERGİ DÜZENLEMELERİ KİME YARAYACAK?

24 Nisan günü Cumhurbaşkanı tarafından yapılan açıklamalarda yeni vergi düzenlemeleri de yer almış. Küresel finans şirketlerine İstanbul Finans Merkezi içinden yöneterek yaptıkları yurtdışı operasyonlardan elde ettikleri kazançlara yüzde 100 vergi muafiyeti gelecekmiş. Hay Allah! Açıklamalarda ücretlerin vergilendirilmesi ile ilgili bir husus var mı acaba? Biz göremedik? Eh, Açmalık-1’de apaçık saçıldığı üzere genelde maliye politikasında özelde vergi siyasasında mesele her zaman sınıfsaldır! İnanmayan bir konuyu ya da olayı derinlemesine incelemek ve anlamak için kullanılan 5N1K tekniğiyle sorgulasın: Ne, nerede, nasıl, niçin (neden), ne zaman ve kim (ve kimin için).

AÇMALIK-1: Vergi siyasası ve tekniği

Devletlerin kamu giderlerini karşılamak amacıyla sağladıkları kamu gelirlerinin ana kalemi vergi gelirleridir. Vergi gelirleri içindeki vergileri kabaca üçe ayırabiliriz: a) harcamalar eşdeyişle tüketim üzerinden alınan vergiler -örneğin KDV, BSMV-; b) gelirler üzerinden alınan vergiler - gerçek kişilerce ödenen gelir vergisi ve şirketlerce ödenen kurumlar vergisi- ve c) servet üzerinden alınan vergiler –veraset ve intikal vergisi vb.-

Vergiler bir başka ayrıma göre de dolaysız vergiler (gelir vergisi vb.) ve dolaylı vergiler (KDV gibi) olarak ayrılmaktadır. Bir de adı vergi olmayan vergiler var: kamu hizmetlerinden yararlanma karşılığı alınan resim (özgün hali rüsum olup örnekse belediye eğlence resmi) ve kamuda işlem yaptırılması sırasında ortaya çıkan harç (özgün hali haraç olup örnekse tapu işlemleri harcı).

Ülkenin vergi siyasası somutlaşırken, hangi sosyal sınıftan ve alt kesimden vergi alınacağı, hangi sosyal sınıfa ve kesime transfer edileceği (vergi harcamaları, vergi teşvikleri, vergi indirimleri, vergi ayrıcalıkları eşdeyişle muafiyetler ve istisnalar vb.) gibi stratejik ve taktik kararlar alınır. Örnekse görece adaletli dolaysız vergilere odaklanmak yerine, adaletsiz olan dolaylı vergilere odaklanmak gibi. Örneğin Türkiye’de 2025 yılı bütçesinde dolaylı vergilerin payı yüzde 65,15 imiş! Ya daha çok olsaydı, beterin beteri var, Allah korusun! Düzelir düzelmesine de ona uygun iktidar gerek, yoksa işte böyle sütlü börek! Osmanlı’da da durum çok acıklıydı. Halktan öyle bir vergi (öşür, haraç, cizye, ağnam, avârız, bac, nüzul) toplarlardı ki, hem merkezi hükümet ve de vergi toplama yetkisi verilen yerel yönetimler (tımarlı sipahiler), halkın bir sonraki sezona tohumluğu kalmayabiliyordu. En komiği de evlenenlerden alınan gerdek resmi (resm-i arûs) idi. Bu konuda yakın zaman önce yitirdiğimiz dadaş Cazim Gürbüz’ün Edebiyatlaşan Vergiler kitabını salık veririm, hem güler hem ağlarsınız! Marks’ın bir sözü var: ‘Köylü şeytanı resmetse onu vergi tahsildarı kılığında resmeder.’

Vergi siyasasının uygulaması sonucunda nimet-külfet dengesi bağlamında her sosyal sınıfın ve alt kesimin vergi yükü ve vergi nimetleri ortaya çıkar. Sınıflı toplumlarda bu her zaman egemen sınıf(lar)ın lehine oluşur. Ayrıca ülke eğer ezen ülke-ezilen ülke ayrımında ikinci öbeğe giriyorsa bir de emperyalist küresel dizgedeki eşitsizliğe de maruz kalır. Küresel şirketler ve bireyler özel olarak vergi üstünlükleri sağlarlar. Bu bağlamda gerek normal gerek mafyatik örgütlü işler için de özel mekanizmalar oluşmuştur: Vergi sığınakları (cennetleri) ve Kıyı bankacılığı vb.

İlaç ÇÜŞ’lerinde (Big Pharma) olduğu üzere hammaddeyi pahalı ithal edip, ezilen ülkede düşük kâr etmek gibi vergiden kaçınma (kaçırma mı desek?) taktikleri gibi oldukça yaratıcı bir alan olan bu işte uzman vergi teknisyenleri de istihdam edilmekte ve ne yazık ki bunların kimileri de devletin kamu maliye örgütleri kökenli olmaktadır. Marksgil açıdan vergiler işçi sınıfından sermaye sınıfına servet aktarımı aracı olarak görülür, vergi eşitsizliği de sınıf mücadelesinin bir parçası olarak ele alınır. Her ne kadar David Harvey Sermaye adlı kitabında, ‘Vergi Üzerine Marks’ı boş bir kutu olarak nitelese de Marks ve Engels’in vergi üzerine söyledikleri epey şey (gelir eşitsizliğinin bir parçası olduğu vb.) vardır. Meraklısı Grundrisse, Gotha Programının Eleştirisi, Anti-Dühring, Felsefenin Sefaleti ve hatta Manifesto gibi kitaplarına bakabilirler; ayrıca David Ireland’in ‘What Marxist Tax Policies Actually Look Like’ başlıklı çalışmasını (Historical Materialism, 2019 içinde) okuyabilirler. Daha kısa yoldan gitmek isteyenlere Ahi Evran Üniversitesi’nden Doç. Dr. Zeynep Ağdemir’in oldukça kapsamlı ve değerli bir makalesini salık verebilirim. (bkz. Fiscaoeconomica dergisi, 2019 Özel sayısı,ss.111-128). Marx demiş ki,…Monarşilerde vergi servet üzerinedir, kral zenginleşenlerden vergi alır; meşruti hükümetlerde vergi daha çok tüketim üzerine konur…Günümüzde Türkiye’de Cengiz Holding sahibi Mehmet Cengiz ile sizin kişisel harcamalarınızda aynı KDV’yi ödemeniz konusu usunuza geldiyse, üzülmeyin bu kader! Yazgılar iktidar yoluyla değişir elbette! O da kısmet! Kısmet altımızdaki yastık tutuşunca olur kuşkusuz! Tutuşur inşallah! Konu çok uzun, başka bir yazıda ele almak düşüncesiyle kısa keselim Aydın havası olsun!


© Aydınlık