30 Mayıs’ta araştırmacı yazar ve gazeteci Ceyda Karan ile olası Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri harekâtının sebepleri ile doğuracağı muhtemel askeri, siyasi ve iktisadi sonuçlarını konuştuk. Sayın Karan, tr.sputniknews.com’da “Eksen” adlı programın sunucusu. Türk-Arabi Dostluk Hareketi Başkanı sıfatımızla beyan ettiğimiz görüşlerimizi, Sputnik’in sitesinde yayımlanan haberde bazı imla düzeltmeleri yaparak aşağıda sunuyoruz:

Prof. Mehmet Yuva’ya göre, Suriye’nin kuzeyinde var olan aktörlerin tepkileri dikkate alınmadan operasyon yapılması düşünülemez. Suriye'deki siyasi çözüme katkı dışında kalan hamlelerin BOP'a yarayacağını belirten Yuva, "Türkiye’nin, meşru Şam hükümetiyle hareket etmediği sürece, yapacağı her eylem, bir tavizin koparılması olarak görülecektir." dedi.

GÖZLER SINIRÖTESİ OPERASYONDA

Türkiye yönetimi, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyelikleri karşısında ABD başta olmak üzere Batı'yla ilişkilerde bir dizi pürüzlü konuda koşullarını gündeme taşırken, Suriye'ye yönelik yeni operasyon resti dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ekim 2019'da önce ABD yönetimi ardından Rusya Federasyonu'yla yapılan mutabakatlarla dondurulmuş '30 kilometre derinliğinde güvenli bölge tesisi' için harekâtın kaldığı yerden devamını gündeme taşıdı. Erdoğan 'hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz' harekâta girişileceğini söyledi.

ABD Dışişleri Sözcüsü Ned Price, böylesi bir operasyonun 'istikrarı daha da zayıflatacağı' tepkisini gösterirken, Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD'nin bölgedeki işgalinin yarattığı istikrarsızlığa dikkat çekerek, bunun Türkiye'ye yarattığı güvenlik tehditlerine dikkat çekti. Lavrov, kendilerinin ABD hegemonyasındaki kuzeydoğu bölgelerindeki Kürt oluşumları ülkenin meşru yönetimiyle uzlaşmaya teşvik ettiklerini vurguladı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade de Ankara'nın yeni operasyonunun durumu daha da karmaşık hale getireceği ve gerilimi artıracağı görüşünde. Suriye'den ise Erdoğan'ın harekat açıklamalarına sert tepki geldi. Şam, Erdoğan'ın '1 milyon sığınmacı yerleştirme' bahanesiyle 'sömürgecilik' niyetini ortaya koyduğu görüşünü aktardı.

Bölgedeki aktörlerden gelen bu tepkilerin ardından Türkiye korumasındaki ÖSO kaynakları 28 Mayıs'ta sınıra yakın Havar'da yapılan toplantıda harekâtın 'belirsiz bir tarihe ertelendiğini' aktardı.

Mehmet Yuva, Türkiye’nin ‘milli güvenliğine yönelik tehditleri' ortadan kaldırmak istemesinin anlaşılır olduğunu belirtirken, özellikle Halep'in kuzeyinde Tel Rıfat ve Menbiç bölgesinin düşünülmesi halinde hesaba katılması gereken aktörlere dikkat çekti. Yuva bu bölgede bir operasyonun sadece PKK/PYD ile TSK ve birlikte hareket edilen Suriyeli silahlı örgütler arasında değil, Suriye ordusu, Rusya ve İran'ın da dahil olduğu bir geniş resmin dikkate alınması gerektiğini vurguladı: “Milli Güvenlik Kurulu’ndan çıkan kararlar malumunuz. Orada ifade edilen esas hedefin Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden terör örgütlerine karşı eksik kalmış olan bir operasyonun tamamlanması yönündeydi. Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden böyle bir varlığa karşı TSK’nın böyle bir operasyon içinde olması anlaşılabilir.

“Ama sadece Türkiye’nin açıklamalarıyla izah edilebilecek konudan çok uzaktayız. Zira bu operasyonun yapılacağı bölgelere baktığımızda Halep’in kuzeyine düşen Tel Rıfat, Menbiç gibi bölgeler sadece PYD tarafından idare edilmiyor, hem Şam hükümeti ordusu hem Rus kuvvetleri, bunun yanında da İran’ın desteklediği Suriye ordusuyla hareket eden milis kuvvetleri var. Operasyonun o bölgelerde yapılacak olması işi sadece PYD/PKK-TSK ve sahada birlikte hareket eden silahlı örgütlerin arasındaki bir çatışma ve mücadele olarak kalmayacaktır. Tabloya bir bütün olarak bakmalıyız. Bugün TSK’nın o bölgede bir operasyona kalkışması karşılığında Suriye ordusunun, İran milislerinin veya Rusya’nın tepkisi dikkate alınmadan böyle bir operasyonun yapılması bence düşünülmemelidir."

Prof. Yuva benzeri bir tabloyu Fırat'ın doğusundan başlayarak Mardin'e uzanan hat için de çizdi. Bu bölgede de TSK ile hareket eden Rusya Federasyonu bulunduğunu, Rusya ordusunun Kamışlı bölgesinde Suriye ile hareket ettiğini ve iddiaların aksine bölgeden çekilmek bir yana hava savunma silahlarını takviye ettiğini belirten Yuva, ayrıca Ankara'nın Rusya ile var olan mutabakatı gibi ABD ile var olan mutabakatını da dikkate alması gerektiğinin altını çizdi:

"Eğer Fırat’ın doğusundan başlayarak Mardin’e kadar uzanan, yani Suriye tarafından 'Maliki' olarak bilinen, Dicle Nehri’nin Suriye’nin içine girdiği son nokta olarak kabul edilen Suriye-Türkiye sınırına kadar genişleyecek ve 30 km derinlikte takriben 450 km uzunlukta bu koridor tamamen TSK’nın operasyon sahasına dönüşecekse, orada iki farklı tablo ortaya çıkacaktır. O bölgede TSK ile birlikte hareket eden Rusya silahlı kuvvetleri var. TSK’dan bağımsız o bölgede Suriye silahlı kuvvetleri ile mevcudiyetini koruyan bir Rus silahlı kuvvetleri var. Kamışlı bölgesinde Rus silahlı kuvvetleri ile Suriye silahlı kuvvetlerinin bir hava tatbikatı yaptıklarını biliyoruz. İddia edilenin aksine Rus silahlı kuvvetlerinin bölgeden çekilmediği, Kamışlı’daki Suriye ordusu tarafından kontrol edilen askeri üsse önemli askeri yığınaklar yaptığı, yeni hava savunma silahlarını takviye ettiği ve oradaki Suriye ordusuna da yeni hava savunma silahlarını verdiği yönünde haberler var.

“TSK, o bölgede PYD/YPG’ye karşı gerçekten mücadeleye girişecekse ABD’nin de tavırlarını da hesaba katmak zorunda. Dört kez yapılan ve 2019 Ekiminde son bulan askeri harekatların hem ABD ile hem Rusya ile var olan bir mutabakatı var. Amerika ile var olan mutabakata binaen şu an TSK’nın mevcut olduğu bölgelerin dışına Amerika ile istişarelerde bulunmadan çıkılması mümkün değil. Ama Türkiye ‘Biz bu göbek bağını kendimiz keseceğiz. Zira ABD verdiği sözleri tutmadı. Bu örgütü silahlandırmaya devam etti. ABD orada çekilmek yerine tekrar boşalttığı üslere döndü. Türkiye’nin bu yüzden böyle bir meşruluğu var.’ dedi. Zira o mutabakata Amerika’nın uymadığı yönünde hükümetin açıklamaları da var.”

Rusya ve Türkiye arasında İdlib’in askeri olarak bir çözüme kavuşturulması gerektiği yönünde sözleşme ve mutabakat bulunmasına rağmen uzun süredir meselenin çözülemediğini anımsatan Yuva, Lavrov'un açıklamasına rağmen sahada durumun değişmediği görüşünde. Yuva, Ankara'nın hem İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyeliği üzerinden ABD'den hem de enerjisini Ukrayna'ya verdiği için o sahada meşgul olan Rusya'dan tavizler koparma görünümünde olduğunu dile getirdi:

“Rusya ile Astana’da varılan anlaşmalar var. Son 4 harekat sonrası esas itibariyle İdlib’e odaklanılması ve İdlib’in askeri olarak bir çözüme kavuşturulması gerektiği yönünde bir sözleşme ve mutabakat var. Halbuki İdlib’e baktığımızda durumun uzun bir zamandır durgun olduğunu görüyoruz. Bir bütün olarak bu tablo bize aslında Türkiye’nin; hem 'NATO’ya üye olmak isteyen İsveç ve Finlandiya meselesinden nasıl yararlanabilirim' konusuyla ABD’den bazı tavizleri koparmayı, öbür taraftan da bütün enerjisini Ukrayna’ya verdiği için Suriye sahasında zayıflamış olarak telakki edilen Rusya’dan daha çok tavizler koparabilir miyiz noktasında olduğunu gösteriyor. Ben de bu kanaatteyim. Tabloya giren yeni gelişmelere de tanık olmaktayız. Suriye’nin şehirlerinde, Türkiye’nin aldığı kararları hedef alan kitlesel sivil protesto eylemleri başladı.”

İran’ın da çok ciddi bir karşıt görüş açıkladığını anımsatan Prof. Yuva, Suriye hükümetinin zaten kendisiyle koordine edilmeyen hiçbir askeri harekata onay vermediğini vurguladı. Halep gibi şehirlerde ilk defa Türkiye'nin hedef alındığı kitlesel sivil protesto eylemlerine tanıklık edildiğini aktardı: “İran’ın konuyla ilgili açıklamaları gündeme de düştü. İran’ın, TSK’nın bu aşamada böyle bir operasyona kalkışmasının yararlı olmayacağı, bunun ciddi zararları olacağı yönünde açıklamaları oldu. Suriye hükümeti zaten kendisiyle koordine edilmeyen hiçbir askeri harekata en azından resmi olarak onay vermemektedir. Ancak daha önceki harekatlarda Rusya ile yapılan görüşmeler çerçevesinde o harekatlara zımni bir onay verildiği doğruydu. Fakat bu operasyonların neticesinde İdlib çözümü ve Suriye’deki sorunun siyasi olarak çözülmesi yönünde Türkiye’nin pozitif bir katkı sağlaması şart koşulmuştu.

“İran’ın yeni bir operasyon hususunda ciddi bir karşıt görüşü var. Direkt operasyonları ve Türkiye’nin aldığı kararları hedef alan kitlesel sivil protesto eylemleri başladı. Benim kanaatimce Suriye’nin birçok şehrinde ve Arap başkentlerinde bu tür faaliyetler büyüyerek çoğalacak ve organize edilecektir. Bunun yanında özellikle Suriye’deki Kürt nüfusunun bu tür eylemlere çok aktif katıldığını görmekteyiz. Zira hedef alınan örgütlerin etkin olduğu bölgelerde ve üzerlerinde nüfuz sahibi olduğu kitlelerin şüphesiz bu tür eylemlere yoğun olarak katıldıklarını görüyoruz. Bu da Suriye sahasında hedef alınacak bölgedeki TSK ve birlikte hareket eden silahlı örgütlerin dışında kalan örgütlerin Türkiye karşıtı bu tür eylemlere daha çok destek vereceği ve Suriye ordusu veya YPG ile hareket edeceği aşikâr.

“İsrail, ABD ve Batılı müttefiklerinin planı olan Büyük Ortadoğu Projesi’nin esas amacı Suriye’ye etnik ve mezhep temelde bölmek. Hükümetin Şam ile birlikte hareket etmemesi, Türkiye’de geçici hükümetler kurması, Antep’te kurulmasına izin verdiği Suriye geçici hükümetine bakanlar, başbakanlar tayin etmesi, TSK tarafından kontrol edilen Suriye bölgelerine bu hükümeti ve askeri örgütlerini ikame etmesi, TSK kontrolündeki bölgelerde yerleşim birimleri inşa etmesi, Şam merkezi devletten bağımsız yerel idareler kurması Suriye’nin birliğine de, egemenliğine de, üniter devlet yapısında da toprak bütünlüğüne de katkı sağlamaz.

“PKK’ya karşı verilecek olan başarılı mücadele sonrası bu alanların geçici hükümet tarafından daha rahat kontrol edileceği yönünde açıklamalar var. ABD/PKK denetiminde “Kürdistan’a” karşı AK Parti/Müslüman Kardeşler Örgütü inisiyatifinde “Sünnistan” projesinin hala hükümetin kafasının bir yerinde mevcut olduğu görülmektedir. Bu projenin hayata geçmesi halinde Türkiye’nin vadettiği Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma ve saygı duyma, siyasi çözüme katkıda bulunma dışında böyle bir proje sadece Büyük Ortadoğu Projesi’nin ülkeyi etnik ve mezhep kökeninde bölmesine katkıda bulunacaktır."

Yuva’ya göre, ‘terör örgütü ve onun arkasındaki güçlere karşı’ bir askeri operasyon isteniyorsa, Ankara'nın Şam hükümetiyle hareket etmesi gerekiyor. Yuva, Türkiye’nin Suriye sahasında meşru Şam hükümetiyle beraber hareket etmediği sürece yapacağı her eylemin ya bir tavizin koparılması ya da belirli bir amaca hizmet eden bir eylem olarak yansıyacağı görüşünde:

"Bütün bu konuları ele alarak düşünmeli ve sahada Türkiye'nin milli güvenliğini tehdit eden bir terör örgütü ve onun arkasındaki güçlere karşı bir askeri operasyonu temenni ediyorsak ve bunun için yeni bir operasyon arzuluyorsak, o zaman hükümet Şam hükümetiyle bunu birlikte istişare etmelidir. Türkiye’de kurulan geçici Suriye hükümetleri ve askeri örgütlerine alan açarak, su, pamuk, petrol gibi zengin ürünlerin bolca olduğu bu alanlara yeni bir operasyon yaparak bu alanları PKK denetiminden ve kazancından çıkararak, Türkiye ile hareket eden Suriye muhalefetine aktarmak gibi kafalarda bir proje veya niyet mi mevcut?

Eğer böyle bir şey varsa o zaman, Amerika’nın PKK için yaptığını, hükümetin ‘Yoldaşlarım, benimle hareket eden örgütlerim, Suriye’de rejim değişikliğine kalkışan ‘devrim’ yapmak isteyen ve Suriye’de ‘mevcut olan yönetim’ yerine kendi yönetimlerini ikame etmek isteyen Türkiye dostlarının menfaati ve çıkarları için böyle bir operasyon yapılmaktadır kanaati teyit edilmiş olacaktır. Türkiye’de resmi başkonsolosluk ile temsile dilen meşru Şam merkez devletiyle beraber hareket etmediği sürece yapacağı her eylem ve her karar ya bir tavizin koparılması ya da belirli bir amaca hizmet eden, hükümetin ‘dar mezhepçi ideolojisine’ uygun bir eylem olarak telakki edilecektir.”

QOSHE - Suriye’nin birliğine olmayan, BOP’a yarar - Mehmet Yuva
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Suriye’nin birliğine olmayan, BOP’a yarar

36 22 20
02.06.2022

30 Mayıs’ta araştırmacı yazar ve gazeteci Ceyda Karan ile olası Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri harekâtının sebepleri ile doğuracağı muhtemel askeri, siyasi ve iktisadi sonuçlarını konuştuk. Sayın Karan, tr.sputniknews.com’da “Eksen” adlı programın sunucusu. Türk-Arabi Dostluk Hareketi Başkanı sıfatımızla beyan ettiğimiz görüşlerimizi, Sputnik’in sitesinde yayımlanan haberde bazı imla düzeltmeleri yaparak aşağıda sunuyoruz:

Prof. Mehmet Yuva’ya göre, Suriye’nin kuzeyinde var olan aktörlerin tepkileri dikkate alınmadan operasyon yapılması düşünülemez. Suriye'deki siyasi çözüme katkı dışında kalan hamlelerin BOP'a yarayacağını belirten Yuva, "Türkiye’nin, meşru Şam hükümetiyle hareket etmediği sürece, yapacağı her eylem, bir tavizin koparılması olarak görülecektir." dedi.

GÖZLER SINIRÖTESİ OPERASYONDA

Türkiye yönetimi, İsveç ve Finlandiya'nın NATO üyelikleri karşısında ABD başta olmak üzere Batı'yla ilişkilerde bir dizi pürüzlü konuda koşullarını gündeme taşırken, Suriye'ye yönelik yeni operasyon resti dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ekim 2019'da önce ABD yönetimi ardından Rusya Federasyonu'yla yapılan mutabakatlarla dondurulmuş '30 kilometre derinliğinde güvenli bölge tesisi' için harekâtın kaldığı yerden devamını gündeme taşıdı. Erdoğan 'hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz' harekâta girişileceğini söyledi.

ABD Dışişleri Sözcüsü Ned Price, böylesi bir operasyonun 'istikrarı daha da zayıflatacağı' tepkisini gösterirken, Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD'nin bölgedeki işgalinin yarattığı istikrarsızlığa dikkat çekerek, bunun Türkiye'ye yarattığı güvenlik tehditlerine dikkat çekti. Lavrov, kendilerinin ABD hegemonyasındaki kuzeydoğu bölgelerindeki Kürt oluşumları ülkenin meşru yönetimiyle uzlaşmaya teşvik ettiklerini vurguladı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade de Ankara'nın yeni operasyonunun durumu daha da karmaşık hale getireceği ve gerilimi artıracağı görüşünde. Suriye'den ise Erdoğan'ın harekat açıklamalarına sert tepki geldi. Şam, Erdoğan'ın '1 milyon sığınmacı yerleştirme' bahanesiyle 'sömürgecilik' niyetini ortaya koyduğu görüşünü aktardı.

Bölgedeki aktörlerden gelen bu tepkilerin ardından Türkiye korumasındaki ÖSO kaynakları 28 Mayıs'ta sınıra yakın Havar'da yapılan toplantıda harekâtın 'belirsiz bir tarihe ertelendiğini' aktardı.

Mehmet Yuva, Türkiye’nin ‘milli güvenliğine yönelik tehditleri' ortadan kaldırmak istemesinin anlaşılır olduğunu belirtirken, özellikle Halep'in kuzeyinde Tel Rıfat ve Menbiç bölgesinin düşünülmesi halinde hesaba katılması gereken aktörlere dikkat çekti. Yuva bu bölgede bir operasyonun sadece PKK/PYD ile TSK ve birlikte hareket edilen Suriyeli silahlı örgütler arasında değil, Suriye ordusu, Rusya ve İran'ın da dahil olduğu bir geniş resmin dikkate alınması gerektiğini vurguladı: “Milli Güvenlik Kurulu’ndan çıkan kararlar malumunuz. Orada ifade edilen esas hedefin Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden terör örgütlerine karşı eksik kalmış olan bir operasyonun tamamlanması yönündeydi. Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit eden böyle bir varlığa karşı TSK’nın böyle bir operasyon içinde olması anlaşılabilir.

“Ama sadece Türkiye’nin açıklamalarıyla izah edilebilecek konudan çok uzaktayız. Zira bu operasyonun yapılacağı bölgelere baktığımızda Halep’in kuzeyine düşen Tel Rıfat, Menbiç gibi bölgeler sadece PYD tarafından idare edilmiyor, hem Şam hükümeti ordusu hem Rus kuvvetleri, bunun yanında da İran’ın desteklediği Suriye ordusuyla hareket eden milis kuvvetleri var. Operasyonun o bölgelerde yapılacak olması işi sadece PYD/PKK-TSK ve sahada birlikte hareket eden silahlı örgütlerin arasındaki bir çatışma ve mücadele olarak kalmayacaktır. Tabloya bir bütün olarak bakmalıyız. Bugün TSK’nın o bölgede bir operasyona kalkışması karşılığında Suriye ordusunun, İran milislerinin veya Rusya’nın tepkisi dikkate alınmadan böyle bir operasyonun yapılması bence düşünülmemelidir."

Prof. Yuva benzeri bir tabloyu Fırat'ın........

© Aydınlık


Get it on Google Play