Türkiye ve Suriye müennestir. Yani dişidir. Anaçtır. Huzur, bereket, cesaret, metanet, maneviyat, rahmet ve adalet timsalidir. Müennes ülkelerin adedi sınırlıdır. Teşbihte hata olmaz. Türkiye ve Suriye cazibeli, kıymetli ve yakın uzak herkesin hülyasını süsleyen, sahip olmak istediği güzel bir kadın misalidir. Kadim tarih figürlerinde Suriye ve Anadolu coğrafyası saçları rüzgârda özgürce dalgalanan kadın başı olarak tasavvur edilir. Ülkemizi yönetenlerin ezici çoğunluğu bunun idrakindeydi. Mustafa Kemal, bu kıymetli hazineyi milletinden gayri kimseyle paylaşmayı kabul etmedi. Siyasetini, ülkenin ve milletin iffetini, hürriyetini, egemenliğini ve bağımsızlığını korumaya hasretti. Komşularımız milletlerin tarihini, zayıf-güçlü yönlerini yakinen tanıma fırsatı bulmuştu. Hoşlandıkları, nefret ettikleri, neyin onları öfkelendirdiğini ve mutlu ettiğini çok iyi analiz etmişti.

Onlarla nasıl ilişki kurmamız gerektiğini öğütlemişti. “Atatürk’ün 5 dış politika ilkesi” vurgusuyla paylaşılan liste şu şekilde: 1. Komşularınızın iç işlerine karışmayın. 2. Rusya’yı tahrik etmeyin. 3. Arap ülkeleriyle tarihi, sosyal, kültürel ilişkilerinizi geliştirin. 4. Fakat aralarındaki anlaşmazlıklara karışmayın. Sormadan akıl vermeyin. 5. Batı kültürünü benimseyin, fakat onların emperyalist emellerine alet olmayın. Bu öğüt rivayetinin “Atatürk’ün Numan Menemencioğlu’na verdiği üç nasihat: Rusya ile takışma, Batı’nın kuklası olma, Arabi’nin işine karışma” şeklinde de dile getirildiği görülüyor.

Prof. Sadi Irmak, “Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri” başlıklı makalesinde, tam bağımsızlık, millet egemenliği ve kökten çağdaşlaşma başlıklarıyla özetlediği dünya görüşü çerçevesinde, Atatürk’ün dış politika ilkelerini kısaca şöyle sıralamıştı: Başka devletlerin iç işlerine müdahale etmemek ve onları kendi iç işlerimize hiçbir suretle karıştırmamak. İç işlerimize müdahale dıştan yardım istemenin sonucu olduğuna göre böyle bir yardıma muhtaç duruma düşmemek. Dış borçlanmayı mecburiyet haline getiren bütçe açıklarına meydan vermemek. Dış politikada millî menfaatlerimizin emrettiği yolu seçmek, hiçbir suretle macera yolunu tutmamak, mümkün olduğu kadar çıkar gruplarının etkisini yurttan uzak tutmak. Daima barıştan yana taraf olmak. Bütün dünyanın huzur ve sosyal adalet içinde olması görüşünü daima ön planda tutmaktır. (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi. Sayı 9. Cilt III. Temmuz 1987)

Bize her daim rehber olması gereken bu tarihi vesayetin Suriye ile yakın bir ilgisi vardır. Ama önce bir tespitin altını kalın çizelim; Batı, ABD ve NATO ile birlikte olduğumuz hiçbir dönemde “müttefik ve dost” ülkeler olarak telakki edilen devletler Türkiye için savaşmadı ve savaşmaz. Türkiye bir saldırıya maruz kaldığında Türkiye için kalkan olmadı ve olmaz. Sadece Türkiye ile savaşta veya krizde olan ülkelerden ve Ankara’dan tavizler ve imtiyazlar koparmak için “arabulucu” rolüne soyunur. Bu devletler Suriye söz konusu olduğunda Türkiye için Moskova ile savaşmaz ve savaşamaz. Tahran ile savaşmaz ve savaşamaz. Türkiye’yi sadece emelleri için istihdam etmek ister. ABD, Rusya ile sadece kendi güvenliğine direkt bir saldırı olursa Rusya ile savaşı göze alır. Tarih boyu ABD-Rusya ilişkilerini mercek altında tuttuğumuzda iki ülke arasında savaştan ziyade uzlaşma ve paylaşma siyasetinin hâkim olduğu görülecektir. “Ukrayna sonuna kadar Rusya işgaline karşı direnmeli” diyen Biden, “Ukrayna barış için Rusya’nın toprak talebini karşılamalı” ifadesi ibretlik derslerle doludur. Ancak sadece krallar güvende yaşasın diye piyonlar vardır hakikatini halen idrak edemeyenler ülkeleri ve milletlerine sadece felaket ve yıkım getirmiştir.

Silahını satabiliyorsa, ekonomisine zarar vermiyorsa, refah düzeyini koruyabiliyorsa Dünya yansın bu ateşi söndürmek için itfaiye hortumundan su akıtmaz. Hortumunu kullanacak itfaiyeyi Neyzen Tevfik misali eder. Menderes ve onun siyasi hayatını bitiren Suriye meselesi belleklerdedir. Türkiye’yi ABD ve NATO’nun cennet mekânı yapan Menderes, İngiltere, ABD, İsrail ve NATO’nun en sadık dostuydu. 1958’den sonra Dünyanın gündeminde yine Suriye vardı. O tarihte de henüz iktidarda Sosyalist Arabi Yeniden Diriliş Partisi (BAAS) yoktu. Alevi kökenli Esad yönetimde değildi. Aksine Suriye Arabi Cumhuriyetinin başı Şükrü Kuvvetli, aslen Karamanlı bir Türkmen, Sünni kökenli ve laik idi. Suriye’nin egemenliği, hürriyeti ve Arabi Birliği için Cemal Abdülnasır’ın başında olduğu Mısır ile birleşme kararı aldı. Aynı birliği Irak ile yapmak istedi.

Bu liderler Menderes’in dost kabul ettiği İngiltere, İsrail, ABD ve NATO için tehdit kaynağıydı. Bu tehdidi ortadan kaldırmak için görev Menderes’e verildi. Hamasi davrandı. Başarılı olması halinde efendilerin gözünde büyüyecek, ihtiyacı olan yardımları alacaktı. Suriye sınırına asker yığdı. Sovyet Rusya devreye girdi. BM’de ayakkabısını çıkartıp masaya vurarak konuşan Nikita Kruşçev, İstanbul, Londra ve Washington’u nükleer silahla vurmakla tehdit etti. ABD ve İngiltere geri adım attı. Sovyet Rusya ile uzlaştı. Menderes kızdı ve küstü. Bu siyaseti sorguladı. Sorgulayan ve hesap soran Menderes, dostlarının tabiri ile “pain in the ass-kıçımızdaki ağrı” oldu. Bu ağrıdan kurtulmak için fazla zaman kaybetmediler. Çıkarları için canhıraş mücadele eden Menderes’i bozuk para misali harcadılar. Menderes neden bu noktaya geldi? Zira, İnönü’nün açtığı Mandacı Zihniyet gediğini büyüttü ve Atatürk’ün “Rusya ile takışma, Batının kuklası olma, Arabi’nin işine karışma” nasihatini kulak ardı etti.

Erdoğan Hükümeti de bu nasihatleri nazar-i dikkate almıyor. Varsayalım ki, NATO, ABD, İngiltere ve İsrail ile iyi ilişkiler kurmadan Türkiye’de iktidar olmak, sistemin dışında çözüm aramak zor iştir. Bu devletler ve onları yöneten üst mahfil ile işbirliği yapmadan muktedir olmak kolay değildir. Batı’nın kuklası olmak, Rusya ile takışmak ve Arabi’nin işine karışmak zorunda kaldınız. Bütün imkânlarınızı onların hizmetine sundunuz. Arabi ve Müslüman Dünyasına kurulacak yeni düzende sizlere bol kepçeden imtiyazlar vaat edildi. Varsayalım ki sadece kullanıldığınızı fark ettiniz. Kandırıldınız. Projelerinde asker olduğunuzu fark ettiniz. Varsayalım ki, onlara kızdınız, öfkelendiniz. Dümeni başka bir rotaya kırdınız. Masayı devirdiniz. HDP-PKK ile açılımları askıya aldınız. FETÖ’yü sırtınızdan attınız. Onlarla mücadele yolunu seçtiniz. Suriye’ye onlardan bağımsız müdahale ettiniz. Kendi göbek bağınızı kendiniz kesmek istediniz.

Varsayalım ki, birçok sebepten mütevellit tarih size Batının kuklası olmaktan çıkmayı sağladı. Gerileyen, aciz, ekonomik sorunlarla boğuşan, birçok bölgeden askerini alıp arkasına bakmadan kaçan bir Batı ve ABD imkânı sundu. Varsayalım ki ABD, NATO ve Batı bugünlerde size daha çok muhtaç. Bu koşullar sizin yükselen Asya kuvvetleri ile yeni bir sayfa açmanızı sağladı. Varsayalım ki, Irak’ta Suriye’de planlanan ve Türkiye’yi de hedef alan bölücü projelere karşı Rusya ile uzlaşarak kalkan olmayı seçtiniz. Rusya ile görüşerek Suriye’deki bölücü terör koridoruna çomak soktunuz. Rusya ile takışmak yerine onunla birlikte Astana ve Soçi’de çözüme odaklı çalıştınız. Arabi’nin işine burnunuzu soktuğunuz, işlerini nasıl yapacaklarına müdahale ettiğiniz ve ihtilaflarına taraf olduğunuz noktadan geri döndünüz. Onlarla iyi geçinmenin politikalarını yeniden örmeye başladınız.

Varsayalım ki, tam bu noktada Şam ile görüşmek ve birlikte hareket etmek yerine, ABD, Rusya, Çin, İran, Batı, İsrail kıssadan hisse Suriye’de etkin olan taraflar krizlerle boğuşurken yeni bir operasyon için karar aldınız. Varsayalım ki, önce herkes durumunuza, operasyon sebeplerine anlayış göstermiş olsun. Varsayalım ki, her bir taraf operasyonu kendisiyle koordine ederek yapmanızı istemiş olsun. Varsayalım ki, Erdoğan Hükümetinin sözcüsü İbrahim Kalın hamasete geldi ve ABD ile Batının uyarı ve tehditlerine karşı; “Bizim kimseden izin almaya ihtiyacımız yok” demiş olsun. Ama ve lakin sahada Rusya ve Suriye Arabi Cumhuriyeti ile İran var. Mustafa Kemal, “Rusya ile takışma.” diyor. “İran ile dostluk pekiştir, Arabi’nin işine karışma.” diyor. Rusya müdahalene itiraz ediyor. Bu yaptığın Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine hizmet etmiyor diyor. İran aynı şeyi söylüyor. Suriye Arabi Cumhuriyeti benim işime karışacaksan bu işi benimle birlikte yapacaksın ve yapacağın işimi bozmayacak diyor.

Bu esnada Türkiye toprakları üzerinde kurduğumuz Suriye Geçici Hükümeti ve Suriye Milli Ordusu ve onlarca ufaklı silahlı örgütlerin kontrolündeki bölgelerde önce Türk lirası ile maaş yerine dolar ile ödeme yapılması için başlayan homurdanmalar, ardından o bölgelere taşınması planlanan 1 milyon Suriyelinin yarattığı rahatsızlık, o bölgelerde birçok sorunla debelenen insanların bölge ticaretini elinde tutan bir avuç savaş lorduna, bürokrasisine ve onları koruyan Erdoğan hükümetine karşı yükselen sesleri ve en nihayet elektrik kesintileri ve pahalılığa karşı başlayan açık protestolar var.

Suriye sahasında Rusya, İran ve Suriye Arabi devleti ile uzlaşmadan Suriye sahasında birden fazla ipte cambazlık yapan siyasetin her tarafa vaatlerde bulunması ve bu vaatlerini tutmamasının doğuracağı sonuçları olacaktır. Ama ve lakin en önemlisi Suriye’de Rusya ile takışarak ABD, NATO, İsrail ve Batı ile mücadele edemezsiniz. Bunları dost edinerek Rusya ile takışamazsınız. Zira son merhalede bu kavganızdan ya menfaat alırlar yahut size karşı Rusya ile anlaşırlar. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

QOSHE - Suriye için izne ihtiyacınız yok mu? - Mehmet Yuva
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Suriye için izne ihtiyacınız yok mu?

31 7 23
08.06.2022

Türkiye ve Suriye müennestir. Yani dişidir. Anaçtır. Huzur, bereket, cesaret, metanet, maneviyat, rahmet ve adalet timsalidir. Müennes ülkelerin adedi sınırlıdır. Teşbihte hata olmaz. Türkiye ve Suriye cazibeli, kıymetli ve yakın uzak herkesin hülyasını süsleyen, sahip olmak istediği güzel bir kadın misalidir. Kadim tarih figürlerinde Suriye ve Anadolu coğrafyası saçları rüzgârda özgürce dalgalanan kadın başı olarak tasavvur edilir. Ülkemizi yönetenlerin ezici çoğunluğu bunun idrakindeydi. Mustafa Kemal, bu kıymetli hazineyi milletinden gayri kimseyle paylaşmayı kabul etmedi. Siyasetini, ülkenin ve milletin iffetini, hürriyetini, egemenliğini ve bağımsızlığını korumaya hasretti. Komşularımız milletlerin tarihini, zayıf-güçlü yönlerini yakinen tanıma fırsatı bulmuştu. Hoşlandıkları, nefret ettikleri, neyin onları öfkelendirdiğini ve mutlu ettiğini çok iyi analiz etmişti.

Onlarla nasıl ilişki kurmamız gerektiğini öğütlemişti. “Atatürk’ün 5 dış politika ilkesi” vurgusuyla paylaşılan liste şu şekilde: 1. Komşularınızın iç işlerine karışmayın. 2. Rusya’yı tahrik etmeyin. 3. Arap ülkeleriyle tarihi, sosyal, kültürel ilişkilerinizi geliştirin. 4. Fakat aralarındaki anlaşmazlıklara karışmayın. Sormadan akıl vermeyin. 5. Batı kültürünü benimseyin, fakat onların emperyalist emellerine alet olmayın. Bu öğüt rivayetinin “Atatürk’ün Numan Menemencioğlu’na verdiği üç nasihat: Rusya ile takışma, Batı’nın kuklası olma, Arabi’nin işine karışma” şeklinde de dile getirildiği görülüyor.

Prof. Sadi Irmak, “Atatürk’ün Dış Politika İlkeleri” başlıklı makalesinde, tam bağımsızlık, millet egemenliği ve kökten çağdaşlaşma başlıklarıyla özetlediği dünya görüşü çerçevesinde, Atatürk’ün dış politika ilkelerini kısaca şöyle sıralamıştı: Başka devletlerin iç işlerine müdahale etmemek ve onları kendi iç işlerimize hiçbir suretle karıştırmamak. İç işlerimize müdahale dıştan yardım istemenin sonucu olduğuna göre böyle bir yardıma muhtaç duruma düşmemek. Dış borçlanmayı mecburiyet haline getiren bütçe açıklarına meydan vermemek. Dış politikada millî menfaatlerimizin emrettiği yolu seçmek, hiçbir suretle macera yolunu tutmamak, mümkün olduğu kadar çıkar gruplarının etkisini yurttan uzak tutmak. Daima barıştan yana taraf olmak. Bütün dünyanın huzur ve sosyal adalet içinde olması görüşünü daima ön planda tutmaktır. (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi. Sayı 9. Cilt III. Temmuz 1987)

Bize her daim rehber olması gereken bu tarihi vesayetin Suriye ile yakın bir ilgisi vardır. Ama önce bir tespitin altını kalın çizelim; Batı, ABD ve NATO ile birlikte olduğumuz hiçbir dönemde “müttefik ve dost” ülkeler olarak telakki edilen devletler Türkiye için savaşmadı ve savaşmaz. Türkiye bir saldırıya maruz kaldığında Türkiye için kalkan olmadı ve olmaz. Sadece Türkiye ile savaşta veya krizde olan ülkelerden ve Ankara’dan tavizler ve imtiyazlar koparmak için “arabulucu” rolüne soyunur. Bu devletler Suriye söz konusu olduğunda Türkiye için Moskova ile savaşmaz ve savaşamaz. Tahran ile savaşmaz ve savaşamaz. Türkiye’yi sadece emelleri için istihdam etmek ister. ABD, Rusya ile sadece kendi güvenliğine direkt........

© Aydınlık


Get it on Google Play