27 yaşında 2 Haziran 1953’te Kraliçe tacını giydi. Elizabeth 70 sene 214 gün hüküm sürdü. Birleşik Krallığın hükümdarı sıfatıyla 32 ülkenin kraliçesiydi. Öldüğünde bu sayı 15’e düşmüştü. Yasal bir zorunluluk yok ancak İngiltere’de özellikle Kraliyet aileye üye olmak veya Başbakanlık koltuğuna oturabilmek için sahip olduğunuz din ve mezhepten feragat edip İngiliz Kilisesine bağlı olmanız beklenir. Yahudi kökenli Başbakan Benyamin (Benjamin) D’İsraili, kendilerini ateist olarak tanımlayan Winston Churchill ve James Callagahan da İngiliz Kilisesine tabidir. Bir münafık kesimin yere göğe sığdıramadığı, “Osmanlı torunu” diye pazarlanan Katolik Boris Johnson da İngiliz kilisesine bağlılık yemini ettiler. İngiliz Kilisesi mensubu Elizabeth 20 Kasım 1947’de Yunanistan ve Danimarka Prensi Rum Ortodoks Philip ile evlendi. Ancak bu evliliğin gerçekleşebilmesi için Philip, Rum Ortodoks kilisesi ile tüm bağlarını koparıp İngiliz (Protestan) Kilisesine tabi olmak zorundaydı. Bir başka önemli gelenek ise giyilecek gelinliğin Dimaşk (Suriye’nin başkenti Şam) yapımı, renkli ipekle yapılan, zengin desenlere sahip, altın ve bakır telleri olan dokuma kumaştan hazırlanmasıdır.

M.Ö. binlerce sene önce Dimaşk (Şam) ve Halep’te üretilen, ardından Lübnan, Antakya, Lazkiye bölgelerine taşınan dokuma ipek kumaş üretimi Suriye kent devletlerinin kral ve kraliçeleri ile hanedan üyelerinin evliliklerinde geleneksel gelinlik kumaşı olarak kullanıldı. İpek ve kumaşının Çin coğrafyasından bölgemize geldiği iddiasına rağmen ipek üretimi ve dokumacılığının Şam coğrafyasındaki tarihi en az Çin ipek dokumacılığı tarihi kadar eskidir. Ancak ipek ve diğer tür kumaş giyim kültürünün Avrupa’ya Suriye Şam coğrafyasından gittiği gerçeği tescillidir. Özellikle Lazkiye’nin Dreykiş (Dreikish) bölgesinde üretilen ipek Halepli ustaların mahir ellerinde önce rengarenk ipek ipliğine sonra göz kamaştırıcı bir şaheser kumaşa dönüştürülür. Rahmetli büyükannem de Hatay’da dut yaprakları ile beslenen ipekböceği besler ve mahalli üreticilere verirdi. Şam, Batıya sadece Avrupa ismini vermedi. Yunan ve Latin kökenli olarak anlatılan tüm değerlerin, başta dil bilimleri ile alfabenin ve siyasi, felsefi, tıbbi, hukuki, astronomi, astroloji terminolojilerin de anayurdudur.

Kraliçe Elizabeth’in düğününde giydiği gelini de Suriye Başbakanı Şükrü Kuvvetli’nin Dimaşk’tan (Şam’dan) gönderdiği 200 metre brokar kumaşı hediyedir. Bir metre kumaşı üretmek için en az 10 saat emek tüketilir. Halen Londra Müzesinde sergilenmektedir. İngilizcede adına ‘brocade’ diyorlar. Latince-İtalyanca ‘broketello’ kökenli olduğu ve Avrupa dillerine aynı veya biraz tahrif edilerek girdiğini iddia ederler. Türkçe brokar diyoruz ve orijinal ismine en yakın telaffuzu kullanıyoruz. Yoğurmak, inceltmek, yumuşatmak, toplamak, tekraren işlemek manasındadır. Henüz Batıda ne aile mefhumu ne evlilik müessesesi ne şehir ne de Yunan-Latin varlığı yok iken Şam’da üretilen bir kumaşın ismini Yunanlılar veya İtalyanlar mı verecek?

Peki, İngiltere ve Avrupa’da bu kumaş ‘Damascus brocade’ (Dimaşk-Şam brokarı) olarak biliniyorsa bu kumaşın ismini neden Latincede ararız? Damascus yazarlarken bile bunun Suriye’nin başkenti Şam olduğunu zikretmezler. Hakkını teslim edelim Kraliçe Elizabeth bunun kıymetini ve geldiği ülkenin medeniyet tarihindeki önemini Suriye Başbakanına gönderdiği teşekkür mektubunda detaylı anlatır. Sadece Elizabeth değil, Fransa’nın en son Kralı 16. Louis’in eşi Kraliçe Marie Antoinette ve tüm Avrupa Kraliçelerin evlilik sandukalarında farklı desenli Şam brokar ipek kumaşı en gözde yerini almıştır. Bugün başta Avusturya olmak üzere birçok Avrupa başkentinde Suriyeli kumaş tüccarların atölyeleri ve mağazalarında bu nadide kumaş halen üretilmekte ve satılmaktadır.

Sahi Elizabeth Hanım hayatı boyunca gitmediği ülke, gezmediği mekân ilgilenmediği mabet kalmadı ama bunun bir istisnası vardı; İsrail. Evet, 70 sene 214 gün hüküm süren Elizabeth İsrail’e hiç gitmemiş. İngiliz devlet erkanı her fırsatta İsrail ile dost ve müttefik olduklarını ilan ederken, Ali Kemal’in torunu eski Başbakan Boris Johnson gençliğinde Yahudi erkekler tarafından geleneksel olarak başın örtülmesi için takılan Kipa’yı giyerken, gazetecilik yaptığı dönemde Siyonist olmaktan ve Siyonist İsrail’i savunmaktan onur duyarken, nüfuzlu Yahudi finans oligarkların desteğini almak ve İsrail’e bağlılığını göstermek amacıyla bulunmaz Hint kumaşı misali Yahudi Dominic Raab’ı yardımcısı, Adalet Bakanı ve Dış işleri Bakanı görevlerine getirmiş olmasına rağmen Kraliçe neden İsrail’e karşı tavırlıydı? Boris Johnson’dan sonra gelen Bayan Liz Truss İngiltere Büyükelçiliğinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması gerektiğini söylerken, Kraliçe Elizabeth neden İsrail’i boykot etmişti? Kayınvalidesi Kudüs’te Azize Meryem El-Mejdelina Kilisesinde (Saint Maria Magdalene) defnedilmiş olmasına rağmen İsrail’i ziyaret etmemişti. Sorunlu olduğu ve hatta nefret ettiği kayınvalidesinden uzak durmak için İsrail’e gitmemiş olabilir mi? Şaka bir yana Kraliçe Elizabeth kendilerine her türlü yardımı sunan, devlet olmaları ve bir yurt kazanmalarını sağlayan İngiliz askerlerini öldüren, terör eylemleriyle onlarca İngiliz’i katleden Yahudilerin kurduğu devlete ve ülkeye içinde derin bir öfke duyuyordu. Ayrıca öldürülenlerin anısına saygısızlık yapmak istemiyordu.

Hâlbuki İngiltere, Osmanlının başkenti İstanbul ve idaresi altındaki bölgeleri Fransa ve Çarlık Rusya ile birlikte işgal etmek, aralarında paylaşmak ve Filistin’i Siyonist Yahudiler için bir yurt yapmak için 1916’da Sykes-Picot gizli antlaşmasını hazırladılar. 1917’de İngiltere Dışişleri Bakanı James Balfour ilanı olarak bilinen İngiliz hükümetinin Filistin’de bir Yahudi devleti inşa edileceğinin resmi sözünü verdiler. Bu sözü de tuttular. Filistin’e göç etmek isteyen Yahudilerin Rusya ve Avrupa’dan taşınmasında öncü rol oynadılar. Filistin’de Yahudi koloniler kurulmasına izin verdiler. Askeri eğitim verdiler. Silahlandırdılar.

Ancak İngiltere Araplara da verdiği sözleri tutmak zorundaydı. Zira birçok Arap kabile ve aşiret ‘Osmanlı istibdadından kurtulmak ve bağımsız büyük bir Arap devleti hayali ile’ İngilizlerin yanında yer almış ve onlarla birlikte savaşmıştı. Bu sebeple Yahudilerin keyfince davranması ve arzu ettikleri mekâna musallat olmalarına izin vermedi. 1936’da Filistin’e Yahudi göçünü sınırlayan ve hatta yasaklayan kararlar aldı. Bu kararlar İngun, Hagana, Stern gibi Yahudi terör örgütlerini çileden çıkardı. Zira bu az sayı ile güçlü ve geniş bir coğrafya üzerinde kurulması arzulanan Yahudi devletini tehlikeye sokmaktaydı. Söz ile ikna edilemeyen İngiltere’ye karşı terör eylemleri başlatma kararı alındı. 22 Temmuz 1946’da Kral Davud Oteli’ne yapılan bombalı saldırıda 91 kişi öldürüldü. Bunların on biri İngiliz subayı idi. Diğerleri İngiliz, Arap ve başka ülke vatandaşıydı. Kraliçe 20 yaşındaydı. Yahudi terör örgütleri çocuk, kadın, yaşlı, İngiliz, Arap ayırt etmeden projeleri karşısında duran herkese karşı korkunç terör eylemlerinde bulundular. Korku salmak, göçe zorlamak ve kendi taraftarlarına psikolojik üstünlük sağlamak amacıyla topyekûn katliamlar ve soykırım eylemlerinden kaçınmadılar.

2003’te İngiliz arşivlerinden yayınlanan ve o tarihe ışık tutan bir gizli belgede Yahudi terör örgütlerinin İngiltere şehirlerinde terör estirmek için çalışmalar yaptığını gözler önüne serdi. O dönem İngiliz medyası bu Yahudi terör örgütlerine karşı askeri müdahale talebinde bulundu. İngiliz kamuoyu Yahudi terör örgütlerine karşı devletin en ağır yaptırımları almasını istedi. Yahudi terör örgütlerin cevabı 1 Mart 1947’de İngiliz subayların gittiği bir mahalli kulübü bombalamak ve 17 İngiliz subayını öldürmek oldu. Rastgele yakalanan İngiliz subay ve askerleri sokak ortasında asıldı. Daha çok zarar vermek ve çok sayıda öldürmek için öldürülen askerlerin cesetlerine zaman ayarlı patlayıcı yüklendi. Yetimhaneleri, tren istasyonlarını koruyan nöbetçileri katledildi. İngiliz polisleri ve karakolları bombalı eylemlere maruz kaldı. Onlarca İngiliz polisi hayatını kaybetti. İngiliz raporlarına binaen bu eylemler sebebiyle 800’den fazla İngiliz maruz kaldıkları terör eylemlerinde hayatını kaybetti.

Bu terör eylemlerinin kararını alan ve uygulayanlar daha sonra İsrail devletinin istihbarat şefleri, bakanları, başbakanları oldular. Bu terör eylemlerini yermek, eleştirmek ve özür dilemek yerine o terör eylemlerini yapanlar onurlandırıldı, İsrail’in kahramanları olarak anıldı. Askerlerine karşı yapılan bu saygısızlık, terör ve cinayetler Başkomutan sıfatını da taşıyan Kraliçe Elizabeth’in ajandasından hiç düşmedi. İsrail’de yayın yapan Haaretz gazetesinin genel yayın yönetmeni David Landau, “Kraliçe Elizabeth ve efradı Yahudi devletini ziyaret etmeyerek kimsenin oyuncağı olmadığını gösterdi.” demiştir.

Bizim ülkemizdeki İngilizler ve Kraliçeden daha çok Kraliçeci takılanlar, “bir İngiliz atasözü varmış ta, devletlerarası daimi dostluklar ve düşmanlıklar olmazmış ta çıkarlar esasmış ta” derler. Bizim askerin başına çuval geçiren ABD’li askerlerin komutanlarından madalya alırlar. Terörü besleyen, Türkiye’ye bela olmuş terörün başı ABD ve Avrupa derler ardından “stratejik dost ve müttefik” edebiyatı okurlar. Muhalefet tüm şerlerin kaynağı Biden ile birlikte hükümet kurmak ve hükümet devirmek için sıraya dizilirler ardından Atatürk, demokrasi, hürriyet ve adalet türküleri söyler. Millet, vatan, bayrak ve devlet için en az bir Kraliçe Elizabeth kadar olamıyorsak henüz adam olamadık demektir.

QOSHE - Kraliçe Elizabeth neden İsrail’e gitmedi? - Mehmet Yuva
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kraliçe Elizabeth neden İsrail’e gitmedi?

61 13 4
21.09.2022

27 yaşında 2 Haziran 1953’te Kraliçe tacını giydi. Elizabeth 70 sene 214 gün hüküm sürdü. Birleşik Krallığın hükümdarı sıfatıyla 32 ülkenin kraliçesiydi. Öldüğünde bu sayı 15’e düşmüştü. Yasal bir zorunluluk yok ancak İngiltere’de özellikle Kraliyet aileye üye olmak veya Başbakanlık koltuğuna oturabilmek için sahip olduğunuz din ve mezhepten feragat edip İngiliz Kilisesine bağlı olmanız beklenir. Yahudi kökenli Başbakan Benyamin (Benjamin) D’İsraili, kendilerini ateist olarak tanımlayan Winston Churchill ve James Callagahan da İngiliz Kilisesine tabidir. Bir münafık kesimin yere göğe sığdıramadığı, “Osmanlı torunu” diye pazarlanan Katolik Boris Johnson da İngiliz kilisesine bağlılık yemini ettiler. İngiliz Kilisesi mensubu Elizabeth 20 Kasım 1947’de Yunanistan ve Danimarka Prensi Rum Ortodoks Philip ile evlendi. Ancak bu evliliğin gerçekleşebilmesi için Philip, Rum Ortodoks kilisesi ile tüm bağlarını koparıp İngiliz (Protestan) Kilisesine tabi olmak zorundaydı. Bir başka önemli gelenek ise giyilecek gelinliğin Dimaşk (Suriye’nin başkenti Şam) yapımı, renkli ipekle yapılan, zengin desenlere sahip, altın ve bakır telleri olan dokuma kumaştan hazırlanmasıdır.

M.Ö. binlerce sene önce Dimaşk (Şam) ve Halep’te üretilen, ardından Lübnan, Antakya, Lazkiye bölgelerine taşınan dokuma ipek kumaş üretimi Suriye kent devletlerinin kral ve kraliçeleri ile hanedan üyelerinin evliliklerinde geleneksel gelinlik kumaşı olarak kullanıldı. İpek ve kumaşının Çin coğrafyasından bölgemize geldiği iddiasına rağmen ipek üretimi ve dokumacılığının Şam coğrafyasındaki tarihi en az Çin ipek dokumacılığı tarihi kadar eskidir. Ancak ipek ve diğer tür kumaş giyim kültürünün Avrupa’ya Suriye Şam coğrafyasından gittiği gerçeği tescillidir. Özellikle Lazkiye’nin Dreykiş (Dreikish) bölgesinde üretilen ipek Halepli ustaların mahir ellerinde önce rengarenk ipek ipliğine sonra göz kamaştırıcı bir şaheser kumaşa dönüştürülür. Rahmetli büyükannem de Hatay’da dut yaprakları ile beslenen ipekböceği besler ve mahalli üreticilere verirdi. Şam, Batıya sadece Avrupa ismini vermedi. Yunan ve Latin kökenli olarak anlatılan tüm değerlerin, başta dil bilimleri ile alfabenin ve siyasi, felsefi, tıbbi, hukuki, astronomi, astroloji terminolojilerin de anayurdudur.

Kraliçe Elizabeth’in düğününde giydiği gelini de Suriye Başbakanı Şükrü Kuvvetli’nin Dimaşk’tan (Şam’dan) gönderdiği 200 metre brokar kumaşı hediyedir. Bir metre kumaşı üretmek için en az 10 saat emek tüketilir. Halen Londra Müzesinde sergilenmektedir. İngilizcede adına ‘brocade’ diyorlar. Latince-İtalyanca ‘broketello’ kökenli olduğu ve Avrupa dillerine aynı veya biraz tahrif edilerek girdiğini iddia ederler. Türkçe brokar diyoruz ve orijinal ismine en yakın telaffuzu kullanıyoruz. Yoğurmak, inceltmek, yumuşatmak, toplamak, tekraren işlemek manasındadır. Henüz Batıda ne aile mefhumu ne evlilik müessesesi ne şehir ne de Yunan-Latin varlığı yok iken Şam’da üretilen bir kumaşın ismini Yunanlılar veya İtalyanlar mı verecek?

Peki, İngiltere ve Avrupa’da bu kumaş ‘Damascus brocade’ (Dimaşk-Şam brokarı) olarak biliniyorsa bu kumaşın ismini neden Latincede ararız? Damascus yazarlarken bile bunun Suriye’nin........

© Aydınlık


Get it on Google Play