Ülkemiz ve bölgemizde kangrenleşmiş bir hal alan “devletin malı deniz, yemeyen domuz”, “bal tutan parmağını yalar”, “çalıyor ama çalışıyor” zihniyetinin tezahürü olan devleti söğüşleme ve rüşvetsiz iş yapmama gerçeği sebebiyle özellikle Batı devletleri ve politikacılarına imrenme durumu zuhur etmektedir. Batı’yı örnek gösterme ve kendi devlet erkânımızı onlar gibi davranmaya davet etme arzularının depreşmesi normaldir. Normal olmayan husus ise sosyal medya kullanıcılarının servis edilen ve bir plana hizmet eden bu propagandanın bal içinde sunulan zehir misali olduğunu idrak edememeleridir. Görevine bisikletle hatta yürüyerek giden başbakan ve bakanlar, rüşvet, iltimas, haksız kazanç kabul etmeyen bir temiz devlet ve toplum, gayet mütevazı giyinen, sıradan araba kullanan, trafik kurallarına saygı duyan, statüsünü, makamını suiistimal etmeyen yetkililer, kamu malını gözü gibi koruyan, çalmayan, çırpmayan ve haksız yere kullandırtmayan bir ilahi devlet ve millet yalanları... Peki, bu ulvi vasıflara sahip devlet yetkilileri ve politikacıları yok mu? Elbette var.

Ancak bu görseller üzerinden Batı devletlerinin vahşi kapitalizmi, terörü besleyen politikaları, kriz ve savaşlar çıkartan sinsi programları, milyarlarca dolar kıymetinde silahların, kimyasal gazların pazarlanması, ırkçılığı, âlemin şahit olduğu onlarca milyon insanın hayatına mal olan en tahripkâr ve ahlaksız savaşların müsebbibi olduklarını hatırlamamız ve bilmemiz gerekmektedir. Kar ve çıkar söz konusu olduğunda insani değerlerin nasıl ayaklar altına alındığını ve tekrar alınabileceğini unutmamak gerekir. Medeni, temiz, hukuka saygılı, yüzünde tebessümü ve saygıyı eksik etmeyen, insan merkezli görünen Batı devletlerinin çok hızlıca barbarlaştıklarını ve vahşi sırtlanlara dönüştüklerini görmek bizi şaşırtmayacaktır. Genelde İskandinavya özelde İsveç’i değerlendiren 20 Nisan 2022’de yayımladığımız, “Sünnistan, Kürdistan, Alevistan” yazımızı tekrar okumanızı öneririz.

Mona Sahlin, İsveç Sosyal Demokrat Partinin eski başkanı ve maliye bakanıydı. Bakan markete girmiş de, satın aldığı toblerone marka çikolatayı yanlışlıkla kendi özel kartından değil de devletin kendisine kamu çıkarları için kullanması için tahsis ettiği kart ile parasını ödemiş de, İsveç yüksek ahlakını temsil eden yargı devreye girmiş de, biz de ciddiye alınmayacak bir mesele olan bu davranıştan dolayı İsveçli bakan özür dilemiş de, yetmemiş olay mahkemeye intikal etmiş de, en nihayet bakan örnek bir davranış göstererek yanlışlıkla dahi olsa istifasını vermiş de… Medyamız yetmedi, sosyal medya yetmedi, whatsapp iletimleri ile bu olay sistematik olarak tedavüle sokuluyor. İsveç’i demokrasi, adalet, vicdan ve emsal politikacıların yurdu olarak propaganda ediyorlar. Bunların başında yazılarında batı yalakalığında baş misyonerlik görevini ifa eden Ertuğrul Özkök ve emsali içimizdeki “Danimarkalılar” gelmektedir.

160 ülkede tedavülde olan, yıllık 26 milyar dolar ciro yapan ABD/Illinois merkezli Mondelez İnternational şirketine ait bir ürün olan Toblerone artık herkesin dilinde. Arkasındaki gücün kim olduğunu CEOlarını araştırdığınız zaman bunların İsrail ve uluslararası Siyonist mahfilin tepesinde olduklarını öğrendiğinizde bu bedava ürün reklamının neden şeytanın aklına bile gelmeyeceğini keşfedeceksiniz. Kapitalizm ve üst türevleri sistemlerde din ve iman pazarlama, reklam ve kazançtır. Bakanın haberi 60 TL kıymetindeki çikolatayı devletin kartıyla satın aldı denilebilirdi. Ama hayır özellikle altı çizilerek ve öne çıkarılarak Toblerone isminin propagandası yapılıyor. McDonalds’ta hamburger yemeğinde yanlışlıkla acı biber kullanılmış da, müşterinin dili yanmış da, mahkeme McDonalds’ı milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkûm etmiş. Koşalım hamburgerler yiyelim belki bizim dilimizde yanar bir yerimiz şişer de tazminatlar kazanırız. Siz hiç o tazminatı alan müşterinin daha sonraki hayatı ile ilgili bir haber okudunuz mu? Müşterinin bir senaryonun parçası olabileceğini, kendisine bir miktar ara verildiği ve mahkemenin karar verdiği rakamın müşteri tarafından tekrar iade edilip edilmediğini merak ettiniz mi?

1990’da Kuveyt, Irak ordusu tarafından işgal edildiğinde, ABD Kongresine hitap eden bir Kuveytli kızın Irak askerlerinin kardeşlerine nasıl tecavüz ettiklerini, yatağın altından bu vahşeti seyrederken yaşadığı dehşeti anlatırken dinleyenlerin televizyonlarda canlı seyredenlerin yaşadıkları duygusal anlara şahit oldunuz mu? Bu etkinin ABD’nin Irak’a müdahalesi için yarattığı toplumsal desteğin silah şirketleri, petrol şirketleri ve yağmacılar için kıymeti harbiyesini tahmin edebiliyor musunuz? O kızın Washington’da gören yapan Kuveyt Büyükelçisinin kızı olduğu ve bu senaryonun Beyaz Saray ve Pentagon tarafından hazırlandığını duydunuz mu? Vicdanlı bir gazetecinin ortaya çıkardığı bu gerçeğin emperyalizmin borazanı ana akım medyada yer bulmadığını biliyor musunuz? İstedikleri kadar Batıyı aklasınlar, parlatsınlar, emsal davranışların yurdu olarak propaganda etsinler, bu beyhude çabalar Batının kaybedenler kulübünde oldukları gerçeğini örtbas edemeyecektir.

Ukrayna sahası baş aşağı yuvarlanan Batının belki aklını başına getirecektir. Rusya’nın Batı’yı ABD’nin kıskacından kurtarma planları belki Avrupa’nın kendisine çeki düzen vermesi için son bir şans olacaktır. Başta Almanya olmak üzere Avrupa devletleri, İsrail vatandaşı neonazi Zelenskiy’nin mafya iktidarına her türlü desteği verdiler. Rusya’ya ve Rusya’yla işbirliği yapan şirketlere ambargo uyguladılar. Tehdit ettiler. Siyasi, askeri, güvenlik, medya operasyonları, Moskova’nın kalbinde terör saldırıları ve iktisadi baskılarla Rusya’yı dize getirebileceklerini sandılar. Rusya halkını açlığa mahkum ederek, ülke ekonomisini batırarak, yalnızlaştırarak, bankalarına abluka koyarak, hiçbir şey satmayarak, Rus ürünlerini sattırmayarak Putin’e karşı bir ayaklanma tertiplediler. Ukrayna üzerinden Rusya’yı Suriye ve Doğu Akdeniz’de teslim alacaklarını hesapladılar. ABD ve NATO’nun memuru ve askeri oldular.

Almanya kraldan daha kralcı kesildi. ABD herkesten mal boykotu talep ederken, Avrupa ve Türk şirketlerden Rusya’ya yaptırım isterken, kendisi başta ağır iş makineleri şirketi Caterpillar olmak üzere Rusya pazarlarına istediği gibi mal satıyor. Rusya’ya daha önce yatırım yapmış Alman şirketlerinin oradaki makinelerine yedek parça satışını bile yasaklarken, ABD şirketleri her türlü yedek parçayı Rusya’ya satmaktadır. Almanya Kuzey Akım hattına ambargo uygularken, kendi halkına yüksek maliyet yüklerken, sanayisi ve milleti zarar görürken, Rus petrolü İngiliz şirketleri tarafından dünya pazarlarına taşınmakta ve satılmaktadır. Rus gazından mahrum kalan Almanya ve Avrupa ülkeleri milyarlarca dolar değerinde LNG stoku olan ABD şirketlerinin gazını satın almak zorunda kalmakta ve kendisi fakirleşirken ABD şirketlerini ihya etmektedir. Almanya aciz, hüsran ve oyun dışı durumuna düşerken ABD, İngiltere ve İsrail’e muhtaç hale gelmektedir.

En nihayetinde daha önce, kükreyen Rusya cezalandırılmalı, Putin bedel ödemeli diyen Almanya Dışişleri Bakanlığı artık Ukrayna’ya silah satmayacağını, Zelenskiy’e yeterince silah verdiğini ve depolarında silah kalmadığını açıkladı. Rusya ile ilişkilerini düzeltmek için yollar arıyor. Ukrayna artık umurlarında değil. Bir an önce Rusya’nın Ukrayna’daki çıkarlarını gözeterek bu krizden çıkmaya uğraşıyor. ABD, İngiltere ve İsrail, Avrupa’nın daha çok kan kaybetmesi, silahlanmaya daha çok para aktarması ve ekonomi yerine siyasal-güvenlik alanında yatırım yapması için zorluyor. Ukrayna sahasında kaybedenlerin beyhude çabaları sürerken Rusya, Türkiye ve İran, Suriye ve Irak sahasında imtihan ediliyor. Alemin ağır sıklet merkezi ve sigortası olan Akara-Şam hattı yeniden inşa edilirken, kaybedenlerin saldırıları, tehditleri, provokasyonları ve operasyonlar hız kazandı.

Bir müddet önce Dahok/Zaho’da sivillere yönelik yapılan terör saldırısının ardından bir Şii lider olan Mukteda Sadr kartı üzerinden Türkiye ve İran’a karşı provokasyonlar devreye sokuluyor. Türkiye bu saldırılardan sorumlu tutularak Irak’tan çekilmesi için baskılar devreye giriyor. Mukteda Sadr üzerine daha önce yazmıştık. Suudi Arabistan’a yaptığı ziyareti, buradan aldığı finans desteği, seçimlerde dağıtılan paralarla Irak’ta ve parlamentosunda nasıl parlatıldığını, Arap/Iraki Şii, Fars/İrani Şii kavgasının körüklenmesi için yapılan faaliyetleri paylaşmıştık. Parlamentonun işgal edilmesi, İran yanlısı bir başbakanı kabul etmeyeceklerini ilan ederek silahlı çatışmaya kadar varan süreç devreye girdi. Bu esnada TSK’ya yönelik söylem ve eylemde operasyonlar başladı. Irak ordusu ve İran ile Suriye’nin müttefiki olan Haşdi Şabi milis kuvvetleri bu bir iç savaş senaryosu dahilinde çatışmaya çekilmek istendi. Akıllıca davrandılar ve uzak durdular.

En nihayetinde Irak halkının desteğinden mahrum olduklarını, bir müddet sonra Türkmenler, diğer Arap Şiileri, Irak ordusu ve Haşdi Şabi’nin kararlı tutumu ve krizi iyi yönetebilme kabiliyeti sayesinde Mukteda Sadr geri adım attı. Dökülecek kanın ve ödeyeceği bedelin sorumluluğundan kaçındı. Türkiye, İran ve Suriye’nin Irak sahasında sergilediği akıllıca tutum ile Rusya’nın tavrı, ABD, PKK ve Irak’taki şürekâsının oyununu şimdilik bozdu. Ancak bu yıkıcı beyhude çabalar devam edecek. İsrail, Şam uluslararası sivil havalimanından sonra Halep uluslararası havalimanını füzelerle vurdu. ABD önderliğinde Türkiye, Rusya ve İran dışında bir Suriye cephesi inşa ediyor. Bayat bir projeyi yeni bir ambalajla sunuyor. Sahada Türkiye, Rusya, İran ve Suriye devletinden dertli tüm kesimleri bir araya getirmeye çalışıyor. “Türkiye sizi aldatıyor, Şam ve Moskova ile anlaşan Ankara muhalefeti sattı” propagandaları ile mümkün mertebe geniş bir cephe inşa etmeyi amaçlıyor.

Bu yıkıcı beyhude çabalar sürecek. Zira bu yıkım kaynağı mahfillerin başına gelebilecek en büyük felaket ve kâbus Ankara-Şam-Tahran-Moskova hattının pekişmesidir.

Tarihe not düşüyoruz; Ankara-Şam hattının temeli atıldı. Bu hat Avrupa’nın da Asya’nın da Amerika kıtasının da Afrika’nın da kurtuluş reçetesidir. Bu temeli güçlendirecek, pekiştirecek kuvvetler ve kalemler bu hattı hedef alan tüm beyhude çabaların yıkıcı projelerine kalkan olmaya muktedirdir.

QOSHE - Kaybedenlerin beyhude çabaları - Mehmet Yuva
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kaybedenlerin beyhude çabaları

44 16 40
03.09.2022

Ülkemiz ve bölgemizde kangrenleşmiş bir hal alan “devletin malı deniz, yemeyen domuz”, “bal tutan parmağını yalar”, “çalıyor ama çalışıyor” zihniyetinin tezahürü olan devleti söğüşleme ve rüşvetsiz iş yapmama gerçeği sebebiyle özellikle Batı devletleri ve politikacılarına imrenme durumu zuhur etmektedir. Batı’yı örnek gösterme ve kendi devlet erkânımızı onlar gibi davranmaya davet etme arzularının depreşmesi normaldir. Normal olmayan husus ise sosyal medya kullanıcılarının servis edilen ve bir plana hizmet eden bu propagandanın bal içinde sunulan zehir misali olduğunu idrak edememeleridir. Görevine bisikletle hatta yürüyerek giden başbakan ve bakanlar, rüşvet, iltimas, haksız kazanç kabul etmeyen bir temiz devlet ve toplum, gayet mütevazı giyinen, sıradan araba kullanan, trafik kurallarına saygı duyan, statüsünü, makamını suiistimal etmeyen yetkililer, kamu malını gözü gibi koruyan, çalmayan, çırpmayan ve haksız yere kullandırtmayan bir ilahi devlet ve millet yalanları... Peki, bu ulvi vasıflara sahip devlet yetkilileri ve politikacıları yok mu? Elbette var.

Ancak bu görseller üzerinden Batı devletlerinin vahşi kapitalizmi, terörü besleyen politikaları, kriz ve savaşlar çıkartan sinsi programları, milyarlarca dolar kıymetinde silahların, kimyasal gazların pazarlanması, ırkçılığı, âlemin şahit olduğu onlarca milyon insanın hayatına mal olan en tahripkâr ve ahlaksız savaşların müsebbibi olduklarını hatırlamamız ve bilmemiz gerekmektedir. Kar ve çıkar söz konusu olduğunda insani değerlerin nasıl ayaklar altına alındığını ve tekrar alınabileceğini unutmamak gerekir. Medeni, temiz, hukuka saygılı, yüzünde tebessümü ve saygıyı eksik etmeyen, insan merkezli görünen Batı devletlerinin çok hızlıca barbarlaştıklarını ve vahşi sırtlanlara dönüştüklerini görmek bizi şaşırtmayacaktır. Genelde İskandinavya özelde İsveç’i değerlendiren 20 Nisan 2022’de yayımladığımız, “Sünnistan, Kürdistan, Alevistan” yazımızı tekrar okumanızı öneririz.

Mona Sahlin, İsveç Sosyal Demokrat Partinin eski başkanı ve maliye bakanıydı. Bakan markete girmiş de, satın aldığı toblerone marka çikolatayı yanlışlıkla kendi özel kartından değil de devletin kendisine kamu çıkarları için kullanması için tahsis ettiği kart ile parasını ödemiş de, İsveç yüksek ahlakını temsil eden yargı devreye girmiş de, biz de ciddiye alınmayacak bir mesele olan bu davranıştan dolayı İsveçli bakan özür dilemiş de, yetmemiş olay mahkemeye intikal etmiş de, en nihayet bakan örnek bir davranış göstererek yanlışlıkla dahi olsa istifasını vermiş de… Medyamız yetmedi, sosyal medya yetmedi, whatsapp iletimleri ile bu olay sistematik olarak tedavüle sokuluyor. İsveç’i demokrasi, adalet, vicdan ve emsal politikacıların yurdu olarak propaganda ediyorlar. Bunların başında yazılarında batı yalakalığında baş misyonerlik görevini ifa eden Ertuğrul Özkök ve emsali içimizdeki “Danimarkalılar” gelmektedir.

160 ülkede tedavülde olan, yıllık 26 milyar dolar ciro yapan ABD/Illinois merkezli Mondelez İnternational şirketine ait bir ürün olan Toblerone artık herkesin dilinde. Arkasındaki gücün kim olduğunu CEOlarını araştırdığınız zaman bunların İsrail ve uluslararası Siyonist mahfilin tepesinde olduklarını öğrendiğinizde bu bedava ürün reklamının neden şeytanın aklına bile gelmeyeceğini keşfedeceksiniz. Kapitalizm ve üst türevleri sistemlerde din ve iman pazarlama, reklam ve kazançtır. Bakanın haberi 60 TL........

© Aydınlık


Get it on Google Play