menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İsrail’in kâbusu Litani Nehri

19 0
latest

İsrail’in ceberut kudreti, trilyonlarca dolar serveti, Abraham Antlaşmaları ile sağlanan nüfuzu, “uçan kuşu sürünen karıncayı biliriz, her hareketi görürüz, istediğimize istediğimizi yaptırabiliriz, karşı geleni kolay avlarız” iddiaları, medya üzerindeki tahakküm ile dünya genelinde tesis ettikleri sempati, korku ve desteğe rağmen İsrail halkı; güven, refah ve huzuru yaşayabiliyor mu? Hayır. Bu çıplak gerçeğe rağmen, İsrail toplumunun ezici çoğunluğu “nehirden nehire” “dini” abese (akıl dışı, absürt) halen neden itikat etmektedir? Çünkü İsrail’i yöneten ve onlara destek verenlerde “Orta Doğu’da, bölgenin anladığı dilden konuşmalıyız. Muğlaklık zayıflık, geri çekilme yenilgi, geçici varlık ise bizi bekleyip yıpratma yönünde bir davettir. Hizbullah, 44 yıldır Lübnan savaşlarının değişmez bir unsuru olmuştur. O, müzakereler yoluyla bertaraf edilebilecek, gelip geçici bir olgu değildir. İdeolojik gıdasını ve maddi desteğini İran İslam Cumhuriyeti’nden almaktadır. Güney Lübnan’daki Şii topluluklar bu dinamik içinde pasif seyirciler değildir; Aksine, Güney Lübnan’da yaşayan bu özel nüfus, on yıllar boyunca, sadakatinin Hizbullah’a ve Tahran’a ait olduğunu defalarca ortaya koymuştur. Aksiymiş gibi davranmak, İsrailli canlara mal olan tehlikeli bir hayalden ibarettir.” mantığı egemendir.

‘BEŞİKTEKİ BEBEĞE KADAR ÖLDÜRMELİYİZ’

O halde ne yapılmalı? “Gıdasını ve maddi desteğini” aldığı İran İslam Cumhuriyeti ya tamamen yok edilmeli ya da etnik ve mezhepsel temelde zayıflatılmalı, eden değil edilgen ve aciz bırakılmalıdır. Lübnan Hizbullahı’na destek veren başta “bu dinamik içinde pasif olmayan” Lübnan Şiileri ve diğer taifelerden destekçileri büyüdüklerinde İsrail için tehdit oluşturacak beşikteki bebeklere kadar fiziki olarak imha edilmeli, yaşam alanları tahrip edilmeli, sudan, topraktan, barınaktan mahrum bırakılmalıdır. Toprakları, su kaynakları, nehirleri İsrail’in olmalıdır. Zira “İlahi İsrail”in gıda, enerji güvenliği ile teknolojik üstünlük baki ve daim olmalıdır. Dışında kalanlar ise İsrail’in vereceği kadarıyla yetinmeli, şikâyet etmemeli ve İsrail ve ilahını gücendirmemelidir.

Suriye Golanı’nda bunu yaptılar. Aynısını önce Lübnan’ın güneyinde uygulamak istiyorlar. “Bu dinamik içinde pasif olmayan Lübnan Şiilerini” ve onların yanında yer alan Sünnileri, Hristiyanları (yüzbinlerce insan) Lübnan’ın Güneyinden Litani nehrinin diğer tarafına atılacak (atıldı). Sur gibi (Finike medeniyeti başkenti) kadim kentler, kasabalar, köyler silinecek (7/24 yapılan sistematik bombardımanlarla siliniyor). Tarihi eserler, müzeler ya yok edilecek ya da İsrail tarihine uygun yeniden tanzim edilecek (ediliyor). Göçe zorlanan bir milyondan fazla insanın Güney Lübnan’a dönmesine izin verilmeyecek. Suriye, Irak veya İran’a mı sürülürler, Lübnan’ın içinde Filistinliler gibi kamplarda-gettolarda mülteci mi olurlar, burada diğer Lübnan topluluklarıyla iç savaş mı yaşarlar, ikna edilebilirse Ahmet Şara askerleriyle birbirini mi kırarlar önemli olan İsrail’in başını ağrıtmasınlar.

SAMANDAĞ’DAN BESLENİR

Filistin’e ve Golan’a yaptıkları gibi eskiye ait ne varsa silinecek. Yerine tanrının çocukları için yeni köyler, kasabalar inşa edilecek. Devasa verimli topraklar tarıma açılacak. Bunun için Litani nehri can suyu olacak. Nehr El-Litani kadim Arapçada Lita nehri Yılan Nehir demek. Kadim Yunanlılar Lita (Boynuzlu yılan, çıngıraklı yılan) yerine Liyon yani Aslan nehri (Liontes) (Arapça Leys (لَيْث) kökenlidir) aslan, güçlü, cesur, yiğit manasındadır) demişler. Litani nehri bizim Hatay Samandağ’ından Akdeniz’e dökülen Asi (Orontes) nehrinin öz kardeşidir. Al-Aleeq kaynaklarından beslenirler. İkisinde çıkış noktası karlı dağlarla çevrili olan bereketli Beka Vadisidir.

Litani nehrinin uzunluğu 171 Km’dir. Asi ise ters karakterine uygun olarak 571 km’dir. Biri kuzeye (Asi) diğeri güneye (Litani) doğru akar. Ancak ister yılan ister Aslan ister Asi olsunlar son merhalede doğdukları yere Akdeniz’e kavuşurlar. 1950’lerin sonlarında, Qaraoun köyünün kuzeyine Qaraoun barajı inşa edilmiş ve bu inşaat sonucunda büyük bir yapay göl oluşturulmuştur. Söz konusu baraj, Lübnan’ın elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 15’ini karşılamaktadır. Son yıllarda hasıl olan kuraklık sebebiyle nehrin suları en alt seviyelere kadar düşmüştü. Bu yıl yeniden bereketlendi. İsrail, Litani nehri üzerindeki ana köprü konumunda olan Kasmiye köprüsünü yıktı. Bunu 2006 Savaşı saldırısında da yapmıştı.

AMA BİR ‘KUSURCUK’ VAR

David Ben-Gurion 1919’da “Litani veya bazı Arapların Kasmiye dedikleri nehir, bu toprakların iki parçası arasındaki ayırıcı çizgi olmalıdır. Dolayısıyla, İsrail topraklarının kuzey sınırı Litani-Kasimiye Nehri olmalıdır.” demişti. Ama ve lakin; Bertol Brecht’in “Generalim, ama bir kusurcuğu var” şiirinde ifade ettiği gibi İsrail’in hülyasını süsleyen bu projede bir kusurcuk var. Ve bu kusurcuk İsrail’in hülyasını kâbusa dönüştürebilir. İsrail’in başında olan sapıkların aksine aklı başında İsraillilerin duyarlı sesi olan araştırmacı yazar ve gazeteci Musa Jilad (Moshe Gilad) ne diyor okuyalım:

“Yunan filozof Herakleitos, 2500 yıl önce şöyle demişti: ‘Aynı nehre iki kez giremezsiniz.’ Doğrusu, Herakleitos İsrail gerçekliğiyle hiç karşılaşmamıştı. İsrail’de insan aynı nehre üç hatta dört kez girebiliyor ve yine de hiçbir şey değişmiyor. Sular da o sulara girenler de geçmiş deneyimleri çabucak unutup, büyük bir hevesle kendilerini yeniden sulara bırakıyorlar. Öğrenciler gelecekte Litani’nin nasıl olup da defalarca ‘mükemmel bir çözüm’ olarak yeniden keşfedildiğini kavramak adına, muhtemelen bu nehir üzerinde incelemeler yapacaklar. Bu bağlamda, sıklıkla Albert Einstein’a atfedilen şu söz çok daha yerinde görünüyor: ‘Delilik; aynı şeyi tekrar tekrar yapıp, farklı sonuçlar beklemektir.’”

Planlama ve İnsan Hakları Örgütü’nün Araştırma Bölümü Başkanı olan ve İbrani Üniversitesinde şehir planlama dersleri veren Mimar Dr. Michal Braier, ne diyor okuyalım: “Bir milyon insanı Litani Nehri’nin kuzeyine taşımanın güvenlik sağlayacağı düşüncesi temelsizdir. Ayrıca, İsrail’in Güney Lübnan’daki tarım arazilerine ilaçlama yapmaya başladığına ve bazı İsrailli grupların, ilk adım olarak bölgeye girip ağaç dikilmesini savunduğuna dair raporlar mevcuttur. Bölge sakinlerinin evlerine dönmelerini engellemek amacıyla bu tür tedbirlerin kullanılması insanlık dışı uygulamalardır. İsrail sınırları dahilinde bile bunun hiçbir gerekçesi yokken sınırların ötesinde ise hiç mi hiç olamaz. Lübnan’daki sivil nüfusu devlete baskı kurmak için bir araç olarak kullanıyoruz; Lübnan’da da nüfusların manipüle edilebileceğine, yerlerinden edilebileceğine ve köklerinden koparılabileceğine dair bir varsayım hakim gibi görünüyor. Bu tür fikirlerin İsrail söyleminde normalleşmiş olması korkutucudur. Unutmayalım ki sürgün ve yerinden etme eylemleri, nefreti ve direnişi körükler.”


© Aydınlık