Araştırmacı yazar ve gazeteci Arslan Bulut, farklılıkların birliği için emsal teşkil eden kadim medeniyet kenti Antakya’da büyümüş. Aslen Karadenizli. Siyasi fikriyatı ve hayatı “Ülkücü Cephe”de şekillenmiş. Bizler “Sol Cephe”nin etkisinde büyüdük. Birlikte Antakyalıydık. Kavgalardan, nefret söylemlerinden, şiddet ve terörden geçtik. Farklı olana düşman muamelesi yaptık. Yok, edilmesi gereken habis virüsler olarak telakki ettik. Ya bizdensin ya toprağın zihniyeti bedenimiz ve ruhumuzda derin yaralar açtı. Bu tehlikeli ve ıstıraplı sürecin ardından ABD’nin 2001’den sonra âleme dayatmak istediği tek kutuplu, efendi-köle nizamına karşı birlikte mücadele ettik. Afganistan'a, Irak'a, Suriye ve Türkiye'ye karşı organize ettikleri sinsi planlarına karşı, "mevzubahis vatan ise gerisi teferruattır" paydasında tek yumruk olduk. 2009'da Arslan Bulut'u Şam'a davet etmiştik.Türkiye-Suriye Dostluk Hareketi olarak kalabalık bir gazeteci ve televizyoncu grubunu aileleriyle ağırlamıştık. Ardından, BOP hedefine uygun olarak 2011’den sonra Şam’a malum terör savaşı empoze edildi.

2009’da Şam’da ağırladığımız 63 gazeteci ve televizyoncu ziyaretin ardından Suriye yönetimine, “modern Beşar ve Esma Esad’ın” endamına, terbiyesine, güzelliğine methiyeler dizdiler. Erdoğan ve ailesi ile kurdukları münasebetleri, âleme örnek teşkil eden” muhabbetlerini ballandırarak anlattılar. Suriye kentlerini, dini makamları, şen şakrak sokaklarını övdüler. Misafirperverliği, Beşar Esad iktidarında Suriye’nin başardığı muazzam dönüşümü, reformları, ekonomik refahı BAAS partisinden daha çok propaganda ettiler. Bir arada hoşgörü ve samimi bir saygı çerçevesinde yaşayan Musevi, Mesihi ve Müslümanların herkese örnek olması gerektiğini telkin ettiler. “sahibinin sesi” oldukları için 2011’den sonra savaşı sorgulayan herkesi, “Suriye muhaberatının kuyruğunda” propaganda yapanalar olarak yaftaladılar.

Sayın Bulut, bu kirli savaşa ve habis amaçlarına karşı amansız mücadele verdi. Suriye ile dostluğun önemini anlattı. Savaştan sonra da olup biteni yerinde görmek ve bu savaşa maruz kalmış ülkenin yetkilileriyle görüşmek için Şam’a davet ettik. Davete icabet eden birkaç gazeteciden biriydi. Suriye devletini, nizamını savunmadı, propagandasını yapmadı. Yaptığı şey her namuslu gazeteci ve Türkiye’nin ulvi maslahatlarını korumak ve savunmakla mükellef olan bir Türk vatanperverin yapması gerekendi. Sadece savaşı ve bu savaşın yaratacağı tahripkâr sonuçlarını sorguladı. Âleme, terör, savaş, işgal, talan ve yalandan başka bir program götürmeyen tamahkâr ve habis Emperyalist-Siyonist mahfillerin niyetlerini deşifre etti. AK Parti iktidarının BOP’taki görevini ve bu görevin neden Suriye’den daha çok Türkiye’ye zarar vereceğini anlattı.

Gazeteci dostumuz Arslan Bulut, dünkü yazısında “Halep’teki 50 bin Ermeni Nereye Gitti?” diye sormuş. "Suriye'den Türkiye'ye sürülen veya getirilen insanlar arasında, 1915 sürgününde gidenlerin torunlarının sayısı ne kadardır?" sorusuna Prof. Dr. Hilmi Özden’in gönderdiği mektubunda cevap aramış. Özden, Halep’ten Türkiye’ye getirilen Ermenilerin vatandaş yapıldığı ve bunun Milli güvenliğe karşı habis bir plan olarak sunuyor. Önce şu prensibimizin altını kalın çizelim; Vatandaşlığın satış yolu ile hasıl edilmesi utanç vericidir. Sömürge devletlere ve başkalarının topraklarını talan ederek üstüne oturanlara yakışır. İsrail, İngiltere, ABD, Yeni Zelanda, Avustralya gibi ülkeler buna örnektir. Bunun altını çizdikten ve konu hakkında tavrımızı net ortaya koyduktan sonra Arslan Bulut’un Suriye Ermenileri yazısındaki ama özellikle istinat ettiği Prof. Hilmi Özden’in temelsiz ve mugalata ile dolu iddialarına gelelim. Ayrıca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün danışmanlığını ve yanılmıyorsam Arapça tercümanlığını yapan Ahmet Sever’in iddialarına da yer vereceğiz;

Arslan Bulut yazısında, 2015’te neşredilen “Abdullah Gül ile 12 Yıl” adlı kitabının “Suriye’deki Ermenileri Türkiye’ye getirmek için gizli plan” başlığı altında; “Osman Kavala, bir gün Cezayir Restoran'da sohbet ederken, 'Suriye'deki Türkiye kökenli Ermeniler zor durumda... Türkiye onlara kapılarını açsa, her yönden çok iyi bir adım atmış olmaz mı?' dedi." Ahmet Sever, Suriye'de Halep ve çevresindeki Ermenilerin sayısının 50 bin olduğunu, Kavala'nın fikrini Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e aktardığını, Gül'ün de “Üzerinde çalışalım” dediğini, birkaç gün sonra Hrant Dink'in kardeşi Orhan Dink, kızı Delal Dink ve Agos Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş ile konuyu konuştuğunu, Tarabya Köşkü'nde onları Cumhurbaşkanı ile buluşturduğunu, Gül'ün fikri tamamen benimsediğini ancak “Çalışmalar gizlice yürütülsün.” dediğini, projenin MİT müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun aklına da yattığını ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın onayının alındığını, Ermeni cemaati ile görüşülerek onların da desteğinin sağlandığını hatta Suriye'den Ermenistan'a giden Ermenilerin de gelebilmesine karar verildiğini, TÜSİAD'ın da projeye destek verdiğini, sonuçta Robert Koptaş'ın verdiği iki listede bulunan 30 Ermeni'nin iki grup halinde Halep'ten getirildiğini ve yerleştirildiğini ancak operasyonun bıçak gibi kesildiğini anlattıktan sonra, “Meğer Ermeni diasporası devreye girmiş ve ‘Siz ne yapıyorsunuz, Türkiye'nin çıkarlarına hizmet mi ediyorsunuz, Türkiye'nin sizi kullanmasına izin mi vereceksiniz?’ demiş ve Türkiye'ye gelmek isteyen Ermeniler vazgeçirilmişti Cumhurbaşkanı da üzüntüsünü 'Yazık oldu' diye ifade etti..." diye bilgi veriyor.”

Türkiye’den Suriye’ye ister gönüllü ister zorla ister savaş sebebiyle, ister savaştığımız devletlerle işbirliği yaptıkları için, ister cezalandırma, ister başka sebeplerden dolayı göç eden Ermeniler çok zulüm gördü. Kurunun yanında çok yaş yandı. Ermenileri aynı potaya koyup ASALA/PKK cephesinde düşman kuvvet nazariyesiyle külli ahkam kesmek doğru değildir. Hele ki Suriye Ermenilerin Türkiye’ye gelmelerini vazgeçiren faktörü Ermeni diasporasının nüfuzuna ve tehdidine bağlanması akla ziyandır. Zira Ermeni diasporasının iplerini elinde tutan mahfiller ile Suriye Ermenilerini Türkiye’ye getirmek isteyenlerin kıblesi aynı mahfillerdir. O vakit gerçek sebep nedir?

Suriye Ermenilerin ezici çoğunluğu vatanperver ve milletseverdir. Suriye ve Türkiye sevdalısıdır. Her iki ülkenin huzuruna, kardeşliğine ve dostluğuna daima katkıda bulunmuşlardır. Etnik ve mezhep bölücülüğün ceset bulduğu Lübnan ve Ermenistan ile Ermeni meselesini siyasi emelleri için suiistimal ve istismar eden Fransa ve ABD gibi ülkelerden farklı olarak Suriye’de kalan ve Arabi toplumun esaslı bir parçası haline gelen Ermeniler eskilerin deyimi ile Millet-i Sadık kalmışlardır. Suriye Ermenileri Türkiye ve Türk milletini Arabi millet kadar sever ve hürmet eder. İyi bir fellah (toprak kültürünü bilen tarım çiftçisi), zanaatkâr ve sanatkârdır. Türkçeye herkesten daha çok sahip çıkmışlar ve korumuşlardır. Bir Kanadalı film şirketinin “Halep Ermenileri” üzerinden Türkiye düşmanlığı senaryosunda yer almayı kabul etmemişlerdir. Savaşa ve türlü rüşvet ile teşviklere rağmen ancak çok azı Ermenistan’a, Lübnan’a veya Avrupa ülkelerine göç etmiştir. Büyük sayı halen Suriye’dedir. Halep terör saldırılarına maruz kaldığında devletin kontrolündeki güvenli bölgelere muvakkaten (geçici olarak) taşınmışlardır. Halep sükûnete (huzura) kavuşunca evlerine ve işlerine dönmüşlerdir. Sunulan tüm imkanlara rağmen Suriye’den Türkiye’ye getirilen Ermeniler ilk fırsatta tekrar Suriye’ye dönmüşlerdir. Böyle bir şey mümkün mü? Savaş, kan, terör olan Suriye’den çıkmış bir topluluk Türkiye’deki misafirperverliği, vatandaşlığı, maddi imkanları, huzuru bırakıp Suriye’ye nasıl dönmüş olabilir? Tahayyül etmek zor değil mi? Hayır değil.

Nisan 2014’te Türkiye’nin Suriye’ye açılan tek resmi kapısı Hatay, Yayladığı gümrük ve hudut kapısıydı. İnanması belki zor ama o tarihe kadar Türkiye’den çıkan otobüsler, araçlar bu kapıdan girerek Suriye’ye, buradan Lübnan’a, Ürdün’e, Suudi Arabistan’a yolculuk yapmaktaydı. Bu kapının Suriye tarafında kalan kapısına Kaseb hududu denilir. Şirin mi şirin, yemyeşil doğası, ormanları ve kuşbakışı seyrettiğiniz deniz manzarası ile muhteşemdir. Bu kasaba ve etraftaki köylerini özellikle Hatay, Adana ve Mersin bölgesinden tehcir edilen veya göç eden Ermeniler iskân ediyor. BOP görevlisi Dışişleri Bakanı Davutoğlu bu durumdan rahatsız olmuş ve bu kapıyı imzasını taşıyan bir yazı ile kapatmıştır. Ardından gümrük sahası boşaltılmıştır.

Türkiye’de eğitip donattığı, Hatay-Yayladağı-Lazkiye bölgesi sınırında konuşlanan sittin yerden devşirilmiş ve “Türkmen” olarak pazarlanan silahlı örgütler Türkiye’nin bu resmi hudut kapısını işgal etmek için harekete geçmişlerdi. Suriye hudut kapısını ele geçirenler buradan Ermenilerin yaşadığı Kaseb kasabasına saldırmışlardı. Genç erkek ve kadın Ermeniler Suriye askerleriyle birlikte gelenlerle çatışmış. Sonradan bölgeden çekilmişlerdi. Yaşlı Ermeniler kasabayı terk etmeyi ret etmişlerdi. Bu yaşlı Ermenileri ne yapacaklarını bilmeyen teröristler konuyu Davutoğlu’na taşımışlardı. Teröristler bu yaşlı Ermenileri Yayladağı Kaymakamlığına bırakırlar.

Kaymakamlık, Dışişleri bakanlığı, yalaka medya Ermenilere nasıl iyi davrandıklarını günlerce propaganda ettiler. Ardından bu Ermeniler Türkiye’nin tek Ermeni köyüne ev sahipliği yapan Hatay’ın Samandağ ilçesine getirilirler. Burada misafir edilirler. Yabancı ve yerli basın özenle getirilir ve bunlara ne kadar iyi muamele yapıldığı gösterilir. Buna rağmen gelen Ermenilerin hepsi Kaseb Suriye ordusunun kontrolüne geçip, Yayladağı-Lazkiye hudut kapısı güvenlik altına alınınca ilk fırsatta Suriye’ye döndüler. Bu davranışı Vatan mefhumundan uzak, BOP, BİP veya başka devletlerin projelerinde taşeron olan, Millet-i Sadık olmayan mülteciler anlayamaz.

Dostumuz Sayın Arslan Bulut’un vatan-millet hassasiyetlerine müdrikiz. Mülteciler konusunun birçok proje için suiistimal edildiği fikrinde mutabıkız. Konu hakkındaki uyarılarımızı yapıyoruz. Ama ve lakin Suriye veya Halep Ermenileri hakkında doğru bilgiye sahip olmadığınız, onları yakinen tanımadığınız, toptancı zihniyetle yaklaştığınız aşikârdır.

QOSHE - Halep’teki Ermeniler nereye gitti? - Mehmet Yuva
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Halep’teki Ermeniler nereye gitti?

50 19 10
28.05.2022

Araştırmacı yazar ve gazeteci Arslan Bulut, farklılıkların birliği için emsal teşkil eden kadim medeniyet kenti Antakya’da büyümüş. Aslen Karadenizli. Siyasi fikriyatı ve hayatı “Ülkücü Cephe”de şekillenmiş. Bizler “Sol Cephe”nin etkisinde büyüdük. Birlikte Antakyalıydık. Kavgalardan, nefret söylemlerinden, şiddet ve terörden geçtik. Farklı olana düşman muamelesi yaptık. Yok, edilmesi gereken habis virüsler olarak telakki ettik. Ya bizdensin ya toprağın zihniyeti bedenimiz ve ruhumuzda derin yaralar açtı. Bu tehlikeli ve ıstıraplı sürecin ardından ABD’nin 2001’den sonra âleme dayatmak istediği tek kutuplu, efendi-köle nizamına karşı birlikte mücadele ettik. Afganistan'a, Irak'a, Suriye ve Türkiye'ye karşı organize ettikleri sinsi planlarına karşı, "mevzubahis vatan ise gerisi teferruattır" paydasında tek yumruk olduk. 2009'da Arslan Bulut'u Şam'a davet etmiştik.Türkiye-Suriye Dostluk Hareketi olarak kalabalık bir gazeteci ve televizyoncu grubunu aileleriyle ağırlamıştık. Ardından, BOP hedefine uygun olarak 2011’den sonra Şam’a malum terör savaşı empoze edildi.

2009’da Şam’da ağırladığımız 63 gazeteci ve televizyoncu ziyaretin ardından Suriye yönetimine, “modern Beşar ve Esma Esad’ın” endamına, terbiyesine, güzelliğine methiyeler dizdiler. Erdoğan ve ailesi ile kurdukları münasebetleri, âleme örnek teşkil eden” muhabbetlerini ballandırarak anlattılar. Suriye kentlerini, dini makamları, şen şakrak sokaklarını övdüler. Misafirperverliği, Beşar Esad iktidarında Suriye’nin başardığı muazzam dönüşümü, reformları, ekonomik refahı BAAS partisinden daha çok propaganda ettiler. Bir arada hoşgörü ve samimi bir saygı çerçevesinde yaşayan Musevi, Mesihi ve Müslümanların herkese örnek olması gerektiğini telkin ettiler. “sahibinin sesi” oldukları için 2011’den sonra savaşı sorgulayan herkesi, “Suriye muhaberatının kuyruğunda” propaganda yapanalar olarak yaftaladılar.

Sayın Bulut, bu kirli savaşa ve habis amaçlarına karşı amansız mücadele verdi. Suriye ile dostluğun önemini anlattı. Savaştan sonra da olup biteni yerinde görmek ve bu savaşa maruz kalmış ülkenin yetkilileriyle görüşmek için Şam’a davet ettik. Davete icabet eden birkaç gazeteciden biriydi. Suriye devletini, nizamını savunmadı, propagandasını yapmadı. Yaptığı şey her namuslu gazeteci ve Türkiye’nin ulvi maslahatlarını korumak ve savunmakla mükellef olan bir Türk vatanperverin yapması gerekendi. Sadece savaşı ve bu savaşın yaratacağı tahripkâr sonuçlarını sorguladı. Âleme, terör, savaş, işgal, talan ve yalandan başka bir program götürmeyen tamahkâr ve habis Emperyalist-Siyonist mahfillerin niyetlerini deşifre etti. AK Parti iktidarının BOP’taki görevini ve bu görevin neden Suriye’den daha çok Türkiye’ye zarar vereceğini anlattı.

Gazeteci dostumuz Arslan Bulut, dünkü yazısında “Halep’teki 50 bin Ermeni Nereye Gitti?” diye sormuş. "Suriye'den Türkiye'ye sürülen veya getirilen insanlar arasında, 1915 sürgününde gidenlerin torunlarının sayısı ne kadardır?" sorusuna Prof. Dr. Hilmi Özden’in gönderdiği mektubunda cevap aramış. Özden, Halep’ten Türkiye’ye getirilen Ermenilerin vatandaş yapıldığı ve bunun Milli güvenliğe karşı habis bir plan olarak sunuyor. Önce şu prensibimizin altını kalın çizelim; Vatandaşlığın satış yolu ile hasıl edilmesi utanç vericidir. Sömürge devletlere ve başkalarının topraklarını talan ederek üstüne oturanlara yakışır. İsrail, İngiltere, ABD, Yeni Zelanda,........

© Aydınlık


Get it on Google Play