Afrika kıtası ve Arap Dünyasının en büyük coğrafyasına sahip olan Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti, Türkiye’nin üç katı büyüklüğünde ve 45 milyon nüfusa sahiptir. Kuzey Afrika veya Batı Arap coğrafyasında yer alan El-Cezayir, beş Arap ülkesi Libya, Tunus, Fas, Moritanya ve Sahra Demokratik Halk Cumhuriyeti (Batı Sahra) ile iki Afrikano ülkesi Mali ve Nijer’e komşudur. Akdeniz’e 1622 km sahili olan El-Cezayir, İspanya ve adaları İbiza, Mayorka, Minorka ile İtalya’ya ait olan Sardinya adasına komşudur. 1517’den 1830’a kadar Osmanlı, 1830’dan 1962’ye kadar da Fransız idaresindeydi. 132 yıllık Fransız işgali döneminde maruz kaldığı zulmü anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalır. Cezayir halkının en az üçte biri katledildi. Soykırımın ihtiva ettiği tüm şer ve kötülükler uygulandı. Yüzbinlerce Cezayirli öldürüldü. Köle ve cariye yapıldı. Maruz kaldıkları tecavüzler sebebiyle yüzlerce kadın intihar etti.

Nazi faşist Almanyası’nın teslim olduğu tarih olan 8 Mayıs 1945’te bu günü kutlamak ve bağımsızlık talebinde bulunmak üzere Fransızların yoğun bir nüfus teşkil ettiği Setif ve Gualma kolonilerinde toplanan halk ile bunu engellemek isteyen Fransız polisi arasında çatışma çıkar. Fransız polisinin saldırıları ve mitingi kanla bastırması sonucu sokak çatışmaları yaşanır. Cezayir direnişçileri 102 Fransız ve Avrupalı yerleşimciyi öldürür. İntikam histeryasıyla saldıran Fransız askeri ve ona bağlı faşist milisler insan ve hayvan ayırımı yapmadan önlerine çıkan binlerce Cezayirli çocuk, kadın, genç, ihtiyar, hayvanı katleder. Cezayir mahalleleri, kasabaları, köyleri uçaklarla bombalanır. Fransız, Avrupalı ve işbirlikçileri Faslı, Senegalli paramiliter gruplar Cezayir’in tanık olduğu en barbar katliam, yağma ve tecavüzlerde bulunur. Bu vahşet suyu taşıran son damla olur; Musali Haci ve Ferhat Abbas gibi Arap milliyetçi liderlerin öncülüğünde Cezayir Arap Milli Kurtuluş Mücadelesinin fitilini ateşler.

1952’de Cemal Abdulnasır ve subay arkadaşları tarafından kurulan “Özgür Subaylar Hareketi” Kral Faruk’u devirmiş ve Mısır’da anti-emperyalist bağımsızlıkçı, milliyetçi, cumhuriyetçi bir iktidar kurulmuştu. Yabancı şirketler kamulaştırılmış, İngiliz askeri üssü kapatılmış, Süveyş Kanalı İngiliz hegemonyasından alınmış ve millileştirilmişti. Batı sömürge devletlerin tüm itirazlarına karşı Aswan Barajı inşası projesi kabul edilmişti. İngiliz, Fransız ve İsrail’in işgal, sömürge, yerleşim ve talan programlarına karşı Mısır, Suriye, Lübnan, Filistin, Irak, Yemen, Tunus, Libya, Sudan, Moritanya, Fas’ta ivme kazanan Arap Milli Kurtuluş Mücadelesi, Cezayir direnişine büyük bir ilham kaynağı oldu. 1 Kasım 1954’te tüm direniş örgütlerini tek çatı altında toplayan Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) ve Ulusal Kurtuluş Ordusu (ALN) Kahire’de kuruldu. Mısır, Doğu ve Batı Arap Âleminin Milli Kurtuluş Savaşlarının kıblesi oldu.

Mısır mazlum milletlerin umudu olurken, İngiltere, Fransa ve İsrail’in kâbusu oldu. Mısır’a içten ve dıştan saldırılar arttı. Bu saldırılarda Müslüman Kardeşler Örgütleri ve Türkiye (Menderes Hükümeti) dolaylı veya dolaysız İngiltere, Fransa ve İsrail’in sömürge politikalarında yardımcı unsurlardı. Türk Milli Kurtuluş Mücadelesi mazlum milletlere emsal teşkil etmişti. Ancak Mustafa Kemal’in vefatından hemen sonra Türkiye ABD’nin yörüngesine girdi. ABD’nin dostlarına dost, düşmanlarına düşman oldu. Konu hakkında yazan Ayşe Hür’den aktaralım: “1920'de Fransızlar, Adana-Antep-Urfa yöresini işgal ettiklerinde, Fransız birliklerindeki Moritanyalı, Libyalı, Tunuslu ve Cezayirli askerler topluca Türk tarafına geçmişlerdi. Millî Mücadele'nin kazanılmasından sonra da bu askerler Türk vatandaşlığına alınmıştı, kendilerine bir miktar toprak verilerek Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde iskân edilmişti. (…) Dönemin gazeteleri (iktidara yakın Zafer de, CHP'ye yakın Ulus da) hükümetin NATO üyeliği, Fransa müttefikliği veya Nasır aleyhtarlığı temelindeki politikalarını destekliyordu. Türkiye'deki gazeteler ANL'nin eylemlerini ‘tedhiş (şiddet, terör) hareketleri’, ‘çapulculuk’, ‘eşkıyalık’, ‘isyan’, ‘ayaklanma’ olarak niteliyordu.” Maalesef bugün de konu NATO, ABD ve AB olduğunda bağımsız ve Milli Türkiye’yi kuran Ana Muhalefet Partisi ve müttefikleri muhalefet partilerin ama özellikle siyaset pazarında solak propagandalar satanların dilsiz ahraz olmaları artık şaşırtmıyor.

1952’de NATO üyesi olarak ABD ve NATO’ya karşı milli mücadele ve bağımsızlık savaşı veren yakın-uzak halklara karşı ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail’in taşeronu olduk. Menderes Hükümeti 24 Şubat 1954’te İngiltere liderliğinde Pakistan, İran ve Irak ile birlikte CENTO’ya katıldı. 1955-59 arasında merkezi Bağdat olan CENTO veya Bağdat Askeri Paktı, Irak İngiltere’den bağımsızlığını kazandığında Ankara’ya taşınmış ve 1979’a kadar buraya Kongo kenesi gibi üs kurmuştur. 1956’da Mısır’ın Süveyş Kanalını millileştirmesine misilleme olarak İngiltere, Fransa ve İsrail Mısır’a saldırdığında Menderes Hükümeti saldırganların yanında yer almıştı. Menderes Hükümeti tüm bu işgalleri, Emperyalist saldırıları, katliamları, “Sovyet Rusya tehdidi, Komünizm tehlikesi” gerekçeleriyle destekledi. Menderes Hükümeti aynı tavrı Fransız işgali, talanı, soykırımına karşı bağımsızlığı ve onuru için savaşan, 300 küsur sene Türklerle bir arada yaşayan Cezayir Arap halkına karşı da sergiledi. 1953’te Paris’te “demokrasi kahramanı” olarak karşılanan Menderes’e, Cezayir ve bulunduğu her mekânda Müslümanlara kan kusturan işte bu Fransa’dan ‘Şeref Nişanı’ takılmıştı.

Menderes hükümeti tüm uluslararası toplantılarda ve BM’de Cezayir mücadelesine karşı Fransa’nın yanında yer aldı. 1959’da Arap Ligi Fransa’nın toplama kamplarında olan esirleri katletmesi haberlerini soruşturmak üzere BM’ye sunduğu tasarının oylanmasında Menderes Hükümeti çekimser oy kullandı. 1959-1962 arasında yüzbinlerce Cezayirli katledildi. Milyonlarca Cezayirli komşu ülkelerin kamplarında aç, sefil ve ilaçsız yaşamak zorunda kaldı. Kamplarda binlerce insan öldü. Ama tüm bunlar “Müslüman ve Türk” Menderes Hükümeti ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yu NATO, Fransa, İngiltere, İsrail ve ABD’yi sorgulamak için yeterli değildi. Cezayir, Suriye, Irak, Kore ve her konuda NATO, İngiltere, İsrail ve ABD için canhıraş mücadele eden Menderes Hükümeti darbeyle iktidardan olunca, özellikle Suriye konusunda Batı ile ihtilafa düşen Menderes’in Batı tarafından nasıl yalnız bırakıldığı, kullanılıp atıldığı ve hatta idamla yargılanırken havaya ıslık çaldıkları ibretlik vakıadır.

27 Mayıs 1960’tan sonra Türkiye askeri hükümeti Cezayir konusunda farklı bir tutum almış olmasına rağmen iki ülke arasındaki ilişkiler mazinin etkisinden kurtulamadı. Cezayir cephesi Türkiye’yi, “Müslüman ve Arap düşmanı. Batı’nın Truva atı ve İsrail’in en etkili silahı” olarak görüyordu. Şubat 1985’te ilk kez Cezayir’i ziyaret eden Turgut Özal, Cezayir halkından özür dilemişti. Bu ziyarete Nisan 1986’da Cezayir Başbakanı Abdülhamit İbrahimi Türkiye’ye gelerek karşılık vermişti. Ancak 1988 Kenan Evren ve 1999 Süleyman Demirel ziyaretlerine rağmen ikili ilişkiler geçmişin gölgesinde kalmaya devam etmişti. Şubat 2005’te Türkiye’ye gelen Abdülaziz Bouteflika ve Mayıs 2006’da Erdoğan’ın Cezayir’i ziyarete etmesi iki ülke arasında yeni ve daha sıcak münasebetlerin kurulmasına vesile olmuştu. Erdoğan’ın, Cezayir için merkezi bir önemi olan ve Cezayir’in bağımsızlık savaşına büyük katkılar sağlayan Suriye, İran, Rusya ve Çin ile yakın dostluk kurması Türkiye-Cezayir ilişkilerine olumlu katkılar sağlamıştı.

Cezayir’in Rusya ile çok kuvvetli askeri ittifakları ve silah ticareti bulunmaktadır. Çin ile güçlü bir ticari ağ örmüştür. Suriye ve İran, Cezayir için anti-emperyalist mücadelesinde iki stratejik yoldaşıdır. Suriye’nin Cezayir için önemini kavramakta zorlanan ve Cezayir ile Suriye’nin etkisinden bağımsız bir ilişki inşa edilebileceği zannına kapılan Erdoğan hükümeti bunun böyle olmadığını Arap baharı çerçevesinde üstlenilen misyonu yerine getirmek ve Cezayir kaynaklarına ve medyasında yer alan protesto yazılarına binaen, Suriye ve İran’dan uzaklaştırmak amacıyla, Suriye Savaşı başladıktan sonra 2013 ve 2014’te Cezayir’i ziyaret eden Erdoğan karşılık bulmamıştı. Bugün Türkiye’nin en büyük demir çelik sektöründe devasa bir güç kazanan Tosyalı Holdingin 2013’te Cezayir’e inşa ettiği üretim ve sevkiyat fabrikası da Cezayir’i Suriye’ye karşı konumlandırmaya yetmemişti. Binlerce Cezayirlinin çalıştığı ve Afrika kıtasının en büyük sanayi yatırımı olan Tosyalı Demir Çelik ve Türkiye’nin Cezayir’den ithal ettiği doğal gaz sıralamada dördüncü olmasına karşın, 2011-2018 yılları arasında Türkiye’nin Suriye, Mısır, Libya, Tunus gibi ülkelerde Müslüman Kardeşler Örgütünün hamisi ve destekçisi olması Cezayir’de ciddi bir rahatsızlık sebebi olmuştur.

17 sene sonra ülkemizi ziyaret eden Cezayir Devlet Başkanı ülkemizin içinden geçtiği hassas süreç çerçevesinde okunmalıdır. Suriye ile dost, NATO ve Batı’ya mesafeli, İran, Rusya ve Çin ile muhabbet ilişkileri yaşayan, Libya’da Mısır ve Cezayir’i rahatsız etmeyen tutum içinde olan Cezayirli dostumun deyimiyle “samimi, şeffaf, güven veren ve Cezayir halkına emsal teşkil eden Mustafa Kemal’in yolunda yürüyen bir Türkiye” sadece Cezayir’in değil tüm mazlum halkların dostu olacaktır.

QOSHE - Cezayir ve Türkiye, iki zıt kutbun birliği - Mehmet Yuva
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Cezayir ve Türkiye, iki zıt kutbun birliği

24 24 37
18.05.2022

Afrika kıtası ve Arap Dünyasının en büyük coğrafyasına sahip olan Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti, Türkiye’nin üç katı büyüklüğünde ve 45 milyon nüfusa sahiptir. Kuzey Afrika veya Batı Arap coğrafyasında yer alan El-Cezayir, beş Arap ülkesi Libya, Tunus, Fas, Moritanya ve Sahra Demokratik Halk Cumhuriyeti (Batı Sahra) ile iki Afrikano ülkesi Mali ve Nijer’e komşudur. Akdeniz’e 1622 km sahili olan El-Cezayir, İspanya ve adaları İbiza, Mayorka, Minorka ile İtalya’ya ait olan Sardinya adasına komşudur. 1517’den 1830’a kadar Osmanlı, 1830’dan 1962’ye kadar da Fransız idaresindeydi. 132 yıllık Fransız işgali döneminde maruz kaldığı zulmü anlatmak için kelimeler kifayetsiz kalır. Cezayir halkının en az üçte biri katledildi. Soykırımın ihtiva ettiği tüm şer ve kötülükler uygulandı. Yüzbinlerce Cezayirli öldürüldü. Köle ve cariye yapıldı. Maruz kaldıkları tecavüzler sebebiyle yüzlerce kadın intihar etti.

Nazi faşist Almanyası’nın teslim olduğu tarih olan 8 Mayıs 1945’te bu günü kutlamak ve bağımsızlık talebinde bulunmak üzere Fransızların yoğun bir nüfus teşkil ettiği Setif ve Gualma kolonilerinde toplanan halk ile bunu engellemek isteyen Fransız polisi arasında çatışma çıkar. Fransız polisinin saldırıları ve mitingi kanla bastırması sonucu sokak çatışmaları yaşanır. Cezayir direnişçileri 102 Fransız ve Avrupalı yerleşimciyi öldürür. İntikam histeryasıyla saldıran Fransız askeri ve ona bağlı faşist milisler insan ve hayvan ayırımı yapmadan önlerine çıkan binlerce Cezayirli çocuk, kadın, genç, ihtiyar, hayvanı katleder. Cezayir mahalleleri, kasabaları, köyleri uçaklarla bombalanır. Fransız, Avrupalı ve işbirlikçileri Faslı, Senegalli paramiliter gruplar Cezayir’in tanık olduğu en barbar katliam, yağma ve tecavüzlerde bulunur. Bu vahşet suyu taşıran son damla olur; Musali Haci ve Ferhat Abbas gibi Arap milliyetçi liderlerin öncülüğünde Cezayir Arap Milli Kurtuluş Mücadelesinin fitilini ateşler.

1952’de Cemal Abdulnasır ve subay arkadaşları tarafından kurulan “Özgür Subaylar Hareketi” Kral Faruk’u devirmiş ve Mısır’da anti-emperyalist bağımsızlıkçı, milliyetçi, cumhuriyetçi bir iktidar kurulmuştu. Yabancı şirketler kamulaştırılmış, İngiliz askeri üssü kapatılmış, Süveyş Kanalı İngiliz hegemonyasından alınmış ve millileştirilmişti. Batı sömürge devletlerin tüm itirazlarına karşı Aswan Barajı inşası projesi kabul edilmişti. İngiliz, Fransız ve İsrail’in işgal, sömürge, yerleşim ve talan programlarına karşı Mısır, Suriye, Lübnan, Filistin, Irak, Yemen, Tunus, Libya, Sudan, Moritanya, Fas’ta ivme kazanan Arap Milli Kurtuluş Mücadelesi, Cezayir direnişine büyük bir ilham kaynağı oldu. 1 Kasım 1954’te tüm direniş örgütlerini tek çatı altında toplayan Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) ve Ulusal Kurtuluş Ordusu (ALN) Kahire’de kuruldu. Mısır, Doğu ve Batı Arap Âleminin Milli Kurtuluş Savaşlarının kıblesi oldu.

Mısır mazlum milletlerin umudu olurken, İngiltere, Fransa ve İsrail’in kâbusu oldu. Mısır’a içten ve dıştan saldırılar arttı. Bu saldırılarda Müslüman Kardeşler Örgütleri ve Türkiye (Menderes Hükümeti) dolaylı veya dolaysız İngiltere, Fransa ve........

© Aydınlık


Get it on Google Play