2000-2011 döneminde Suriye ve Esad’a övgüler dizenlerin, 11 senedir savaş kışkırtıcılığı yapan, kara propagandada insan tahayyülünü zorlayan, mezhepçi söylemde en çirkef fitne tohumlarını eken ve iktidarın düşman olarak gördüğü Esad iktidarının yıkılması için, ABD ve İsrail saldırılarını selamlayan korkunç zihniyetine şahit olduk. Bugün bu zihniyetin, iktidarın kararları ve söylemleri paralelinde yeniden Suriye’nin önemi ve Esad ile uzlaşmanın yararlarına atıfta bulunan yayınlar yaptıklarına şahit oluyoruz. Bu kulvarda yer alıp daha yavaş dönüşen, şüpheyle bakan ve daha temkinli değerlendirmeler yapan, hatta eski saldırgan tabirlerle konuya yaklaşan da var. Bu tablonun bir benzerini Suriye’de de görüyoruz.

İkinci kulvarda yer alan medya, operasyon amaçlı faaliyet göstermektedir. Başta ABD olmak üzere uluslararası mahfillerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu yayın organlarının en önemli hedefi Ankara-Şam hattının ne pahasına olursa olsun mayınlanmasıdır. İki ülke ilişkilerinin, kendilerinin kontrollerinde, izin verdikleri oranda şekillenmesini sağlamaktır. Bu aşamada Ankara-Şam uzlaşması ve güç birliğini sağlayacak adımları sekteye ve akamete uğratmak esas amaçtır. Zira bunun hâsıl olması halinde BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Anadolu’da ağır bir darbe alacaktır. Ankara-Şam hattının Rusya ve İran’dan uzak şekillenmesi de Tahran ve Moskova’da rahatsızlık yaratır. Şam-Ankara arasında yaşanan olumsuz tecrübelerin ışığında Suriye tarafı Ankara ile açılımı zaten müttefiklerinin gözetimi ve garantörlüğünde olmasını istemişti. Türkiye-Suriye hattı Rusya ve İran gözetiminde inşa edileceği için de bu yakınlaşma Tahran ve Moskova’da şimdilik ciddi bir kaygı ve huzursuzluğa sebebiyet vermez.

Üçüncü kulvarda, nabza göre şerbet veren, kafası karışık ve Erdoğan karşıtlığına hizmet eden ve esas alan Suriye haberlerinin revaçta olduğu medya yer almaktadır. Bu çevrenin başını Sözcü gazetesi çekmektedir. Bunun sebeplerini ayrıntılı olarak 30 Ekim 2016’da köşemde yayımlanan “Suriye savaşının sorumlusu Sözcü gazetesi” başlığıyla yazmıştık. Şam’ın Batı basınının ikiyüzlülüğünü eleştiren ve yanlı haberlerini suçlayan açıklamalarına itiraz ve cevap Sözcü gazetesinden gelmişti.

Sözcü’nün kullandığı kinayeli başlık, “Vallahi Bravo… Esad savaş suçlusunu buldu” olmuştu.

Şam, Batı basınına haksızlık mı yapmıştı? Batı ve Petro-Dolar hanedanlıklar medyasının özellikle Irak, Suriye ve Yemen’in katledilmesindeki rolü az mı? Atatürk’ün gözleri ve Türk bayrağı logosuyla yayınlanan Sözcü gazetesinin yalan haberlerle Suriye terör savaşına yaptığı katkılar bir savaş suçu ve sorumluluğu değil midir? Atatürk resmi, Türk bayrağı ve “Türkiye Türklerindir” sloganıyla yayın yapan Hürriyet gazetesinin Arap düşmanlığı ve Suriye yalanlarının dökülen kanda yükümlülüğü yok mudur?

Esad ailesinin savaş esnasında doğan çocukları için, “bu işi ne zaman yapma fırsatı buldunuz” ifadesi , “Esad kaçtı”, “Esma Esad artık yeter dedi. Çocuklarını yanına alıp büyüdüğü İngiltere’ye kaçtı”, “Esed ordusunun sivil katliamları” “Esad Alevi devleti istiyor” haberleri üzerinden bıkmadan usanmadan kamuoyuna yalan söylemeniz, “Şam’daki Şeytan” başlıklarınız savaşı at gözlüğü takarak değerlendirmek değil midir? Bu haberler barışa mı savaşa ve yıkıma mı hizmet etti? Sırf Erdoğan iktidarına karşı olması hasebiyle nispet yapar gibi, “Erdoğan’a ABD’den cevap: Esad terörist değil”, “Esad Türkiye’yi tehdit etti”, “Esad rejimi TSK’yı vururuz, uçağını düşürürüz” açıklamaları, Esad’ın röportajlarından cımbızlanarak alınan “YPG konusunda Esad mı, Salih Müslim mi doğru söylüyor?” başlıkları, Şam-Ankara yakınlaşmasına çaba harcayanların çarmıha gerilmesi, şu istihbaratla ilişkisi tespit edildi yalanları, itibarsızlaştırma kampanyaları ifade ve yayın özgürlüğü müdür? Bu yazılar algı operasyonu, hedef saptırma ve savaşa katkı yapma faaliyeti değil midir?

Ankara-Şam yakınlaşmasından haz almaz ve arzulamaz ama Suriye’den gelen beyanatlar Erdoğan’a vuruyorsa Esad ve Suriye muhibbi ve parlatıcısı olurlar. ABD’nin kuzusu iken önce Erdoğan’ı yere göğe sığdırmaz, sonra Batıyı eleştirince, Batının haz almadığı Erdoğan gitsin “Ekmek için Mecbur Ettin” gelsin der. Sonuç alınamayınca Ahmet Bin Davud’a umut bağlar. Bu mudur gazetecilik? Bu mudur Mustafa Kemal’in laik, demokratik, hukuk ahlakı? Dün, “Şam yönetimine yakın gazeteler Türkiye’nin hamlelerini yorumladı” başlığıyla naklettiğiniz akim haberler hangi barışa hizmet ediyor? “Şam yönetimine yakın medya kuruluşları, Türkiye'nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu açıklamalarının inandırıcı olmadığını yazdı… Şam yönetimine yakın hem de bağımsız medya kuruluşlarının Türkiye’nin normalleşme yönündeki açıklamalarını ciddiye almadığını yazdı… Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yakınlığıyla bilinen al-Watan gazetesi, ‘Erdoğan muhalefeti engellemek için Şam ile ilişkilerini geliştirmek istiyor, Ankara’nın sözleri ortada ve söz var fakat hareket yok’ yorumuna yer verdi.” ifadenizi kafası halen karışık kalemlere dayandırdınız.

Erdoğan muhalefeti engellemek için Şam ile ilişki mi kuruyor? Varsayalım ki böyle bir amacı var. Savaşın ilk lahzasından itibaren Şam ile ilişkilerin kopmaması gerekir, iki ülke arasında savaş olmamalı, Ankara Şam’ın güvenliğini, toprak bütünlüğünü tehlikeye atacak adımlar atmamalı diyen Dr. Doğu Perinçek başkanlığındaki Vatan Partisi, Dr. Mustafa Kamalak başkanlığındaki Saadet Partisi, rahmetli Dr. Haydar Baş başkanlığındaki Bağımsız Türkiye Partisi, TGB Şam ile ilişkilerini koparmadılar. Sayın Perinçek tüm çirkef saldırılara, fitneye ve akıl almaz ithamlara rağmen savaşın en şiddetli olduğu bir dönemde Şam’da Esad ile buluştu. Ulusal Kanal röportaj yaptı. Muhalefetten kasıt Altılı Masa ise Suriye savaşının mimarı Davutoğlu zaten Esad iktidarı ile görüşülmesinden yana değil. 11 senedir Şam’a gitmeyen ana muhalefet liderlerini engelleyen neydi, ellerinden tutan mı vardı? Erdoğan hükümeti Şam ile görüşme kararını aldığı lahzadan itibaren Şam’a gitme arzusu neden depreşti? Soruyu tersten mi sormalıyız; Bu muhalefet Erdoğan iktidarının Şam ile ilişkilerini engellemek için mi harekete geçti?

Sözcü gazetesinin kaynak gösterdiği El-Vatan gazetesinin Türkiye konusunda tahlil yapacak birikime sahip az sayıda dış politika ve güvenlik yazarı var. Prof. Dr. Bessam Abu Abdullah, Dr. Abdulmunim Ali İsa ve Halit Zanklo. Bu kalemler Sözcü’nün naklettiği tablodan çok farklı analizler yapmakta ve gelişmelerin kolay olmayacağını ama sağlıklı sürdüğünü yazıyorlar. Türkiye’de olduğu gibi Suriye’de de Ankara-Şam hattını mayınlamak isteyen bir güruh var. Bu güruhu besleyen kaynaklar da bellidir. MİT Müsteşarı sayın Fidan ile Suriye Ulusal Güvenlik Şefi Ali Memluk arasında geçen ay Moskova’da gerçekleşen görüşmenin ardından hız kazanan güvenlik toplantıları ve çalışmalarının birkaç gün önce Şam’da gerçekleşen görüşmeleri esnasında Ankara-Şam hattını mayınlamaya hizmet eden söylem ve eylemlerden kaçınmayanlar Türkiye ve Suriye dostu olamaz.

QOSHE - Ankara-Şam hattını mayınlayanlar - Mehmet Yuva
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ankara-Şam hattını mayınlayanlar

25 10 27
07.09.2022

2000-2011 döneminde Suriye ve Esad’a övgüler dizenlerin, 11 senedir savaş kışkırtıcılığı yapan, kara propagandada insan tahayyülünü zorlayan, mezhepçi söylemde en çirkef fitne tohumlarını eken ve iktidarın düşman olarak gördüğü Esad iktidarının yıkılması için, ABD ve İsrail saldırılarını selamlayan korkunç zihniyetine şahit olduk. Bugün bu zihniyetin, iktidarın kararları ve söylemleri paralelinde yeniden Suriye’nin önemi ve Esad ile uzlaşmanın yararlarına atıfta bulunan yayınlar yaptıklarına şahit oluyoruz. Bu kulvarda yer alıp daha yavaş dönüşen, şüpheyle bakan ve daha temkinli değerlendirmeler yapan, hatta eski saldırgan tabirlerle konuya yaklaşan da var. Bu tablonun bir benzerini Suriye’de de görüyoruz.

İkinci kulvarda yer alan medya, operasyon amaçlı faaliyet göstermektedir. Başta ABD olmak üzere uluslararası mahfillerin çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu yayın organlarının en önemli hedefi Ankara-Şam hattının ne pahasına olursa olsun mayınlanmasıdır. İki ülke ilişkilerinin, kendilerinin kontrollerinde, izin verdikleri oranda şekillenmesini sağlamaktır. Bu aşamada Ankara-Şam uzlaşması ve güç birliğini sağlayacak adımları sekteye ve akamete uğratmak esas amaçtır. Zira bunun hâsıl olması halinde BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) Irak, Suriye, Lübnan, Filistin ve Anadolu’da ağır bir darbe alacaktır. Ankara-Şam hattının Rusya ve İran’dan uzak şekillenmesi de Tahran ve Moskova’da rahatsızlık yaratır. Şam-Ankara arasında yaşanan olumsuz tecrübelerin ışığında Suriye tarafı Ankara ile açılımı zaten müttefiklerinin gözetimi ve garantörlüğünde olmasını istemişti. Türkiye-Suriye hattı Rusya ve İran gözetiminde inşa edileceği için de bu yakınlaşma Tahran ve Moskova’da şimdilik ciddi bir kaygı ve huzursuzluğa sebebiyet vermez.

Üçüncü kulvarda, nabza göre şerbet veren, kafası karışık ve Erdoğan karşıtlığına hizmet eden ve esas alan Suriye haberlerinin revaçta olduğu medya yer almaktadır. Bu çevrenin başını Sözcü gazetesi çekmektedir. Bunun sebeplerini ayrıntılı olarak 30 Ekim 2016’da köşemde yayımlanan “Suriye savaşının sorumlusu Sözcü gazetesi” başlığıyla yazmıştık. Şam’ın Batı basınının ikiyüzlülüğünü eleştiren ve yanlı haberlerini suçlayan açıklamalarına itiraz ve cevap Sözcü gazetesinden gelmişti.

Sözcü’nün kullandığı kinayeli başlık, “Vallahi Bravo… Esad savaş suçlusunu buldu” olmuştu.

Şam, Batı........

© Aydınlık


Get it on Google Play