Önceki yazımızda ABD’nin hedefindeki ülke Japonya’yı anlatmıştık. Bugün Japonya misali ABD ile ilişkilerinde çok büyük benzerlikler yaşayan Almanya’yı mercek altına alacağız.

Başta Avrupa olmak üzere Dünya olaylarını etkileyen en önemli husus uluslararası siyonist hareketin, sahip olduğu beynelmilel finans gücünü kullanarak, 19’uncu yüzyılın sonunda el-kadim (eski, geçmiş) ama her daim el-kadem (gelecek, müstakbel) Mısır, Şam, Irak ve Anadolu coğrafyasında belirleyici kuvvet olmaya karar vermesiydi. Yahudi-Protestan Etik ile Kapitalizmin Ruhu arasında güçlü bir bağ ve ilişki vardır. Gerçi 1905’te yayınladığı, “Protestan Etik ve Kapitalizmin Ruhu” adlı eserinde Alman tarihçi, hukukçu, filozof, toplum bilimci ve siyasi ekonomi uzmanı Max Weber, Yahudiliğin Protestanlık üzerindeki düşünsel ve fiziksel etkisini ihmal etmişti.


Ancak ölümünden kısa bir süre önce 1920’de kitabının ikinci baskısında konuya yüzeysel değinmiştir. Ona binaen, “parya bir halk” olan Yahudiler ancak “parya bir kapitalizm” inşa edebilirdi. Kıssadan hisse Hindistan’da her türlü haktan yoksun, kast dışında kalan ve en altta olanlar için kullanılan parya tabirine uygun gördüğü Yahudilerin eski feodal sistemi yıkan ve modern sanayi, ticaret ve finans burjuvazisinin nizamı olan kapitalizm üzerinde belirleyici olmaları akıl dışıydı. Bu düşüncelerini Alman ekonomist ve toplum bilimci Werner Sombart’ın 1911’de yayımlanan “Yahudi Halk ve Kapitalizm” adlı eserine cevaben kaleme almıştı. Sombart’a binaen Yahudiler eski sistemin girdabından, eşitsizliğinden, adaletsizliğinden ve ırkçılığından kurtulmak için serbest piyasa, ticaret, bilimsel çalışmalar ve daha özgür hareket edebilme imkânı sunan kapitalizmin yeşermesi, genişlemesi ve egemen olması için muazzam bir gayret sarf ettiler.


Tarih bu konuda milliyetçi ve Nazi taraftarı olarak sunulan Werner Sombart’ı haklı çıkardı. Ayrıca Max Weber, o vakitler son dakika haberleri, bilgiye hızlı erişim imkânı ve internet olmadığı için, İngiltere merkezli Rothshild Hanedanlığı’nın İngiltere devleti üzerindeki muazzam etkisini, 1874’te Mısır Süveyş Kanalı’nın hisselerini satın aldığından ve daha birçok alanda karar sahibi olduğundan haberdar olmamış olabilir. Birinci Cihan Harbi’nin sebepleri ve sonrasında hâsıl olan gelişmeler Yahudi-Protestan uhrevi ve
dünyevi itikadının önce kapitalizm ardından Tekelci Finans Kapitalizmin altyapısını ve bir tek dünya devletini nasıl inşa ettiklerinin verileri görmek ve idrak etmek isteyenler için fazlasıyla mevcuttur. Bu yolda dünyanın sahnesine zuhur etmiş iki yeni merkez olan Avrupa ve ABD’de sağlam bir altyapı ve örgütlenme ağı inşa etmiş olan Yahudi finans gücünün kendisi için kuluçka vazifesi gördü.


Ardından bu devletlerin dışında kan, din ve ortak kader ülküsünü bayraklaştıracak bir siyasi, askeri ve operasyon merkezinin inşa edilmesi kararı alınır. Mısır, Şam, Anadolu ve Irak halkasının düğüm noktası olan Filistin, bu hedef için üs olarak seçilir. Bu karar mega bir aklın ürünüdür. Filistin jokeri ile birçok kuşun avlanması mümkün oldu. Bu hedefte yapılması gereken bu coğrafyayı kontrol eden Osmanlı idaresi ve onun Birinci Cihan Harbi’ndeki müttefiki Almanya-Macaristan İmparatorluğu’nun halledilmesiydi. Almanya İmparatorluğu, Osmanlı Sultanı’nın dostu ve müttefiki olması sayesinde, Batı Asya (Orta-Doğu), Afrika, Orta Asya, Kafkasya, Akdeniz’de, Kızıldeniz’de, Arap Körfezi’nde, Arabistan yarımadasında (Hicaz’da) görünmeye, nüfuz sahibi olmaya başladı. Yahudi-Protestan kuvvet, Almanya üzerinden ve Osmanlıdaki şebekeleri sayesinde birçok alana sirayet etmeyi başardılar. Ama ve lakin mega aklın hedefindeki Filistin ve Yahudi devleti projesini Alman ve Osmanlı üzerinden hayata geçirmeleri çok engelli, çok meşakkatli ve çok hassas-kırılgan bir husustu.


Birinci Cihan Savaşı esnasında Yahudi-Protestan akıl İngiltere, Fransa ve ABD’ye yatırım yaptılar. Savaşın bu kuvvetlerce kazanılması için Avrupa ve Osmanlı’daki taraftarlarının imkanlarını bunların hizmetine sundular. Önlerinde halledilmesi gereken üç imparatorluk vardı: Rus Çarlığı, Almanya-Avusturya-Macaristan ve Osmanlı. Almanya-Osmanlı savaşta kaybeden taraf oldu. Almanya ve Osmanlı coğrafyası işgal edildi. Rus Çarlığı, İngiltere, Fransa, İtalya ve ABD’nin dostu ve müttefiki idi. Yani savaşı kazanmakta olan taraftaydı. Bu tehlike arz ediyordu. Filistin’de Ortodoks Rusya’nın varlığı Yahudi-Protestan proje için tehdit mesabesindeydi. Zira Ortodoks Rusya’ya Mısır, Şam (Suriye, Filistin, Lübnan), Anadolu ve Irak’ta Ortodoks toplulukların hamisi olma hakkı verilmişti. Ekim 1917’de Rusya’da devrim oldu ve Rus Çarlığı yıkıldı. Rusya savaştan çekildi. ABD savaşa dahil oldu. Saha Yahudi-Protestan mega akla kaldı.


İngiliz Protestan akıl ile Almanya’dan nefret eden Fransız aceleci aklı, Almanya’yı savaştan sonra patates ve lahana ülkesi yapmaya kararlıydı. 1919 Versay “Barış” Antlaşması, Almanya’yı kötü cezalandırma sözleşmesiydi. Yahudi-ABD aklı devreye girdi. Almanya’nın bu şekilde cezalandırılmasına şerh koydu. İki önemli sebep devreydi; Yahudiler, İngiltere ve Fransa sayesinde esas amaç olan Filistin’i almışlardı. Ancak bu iki ülke çok kan kaybetmiş, eski heybetlerini yitirmişti. ABD’nin askeri yardımları gelmeseydi ve savaşa dahil olmasaydı savaşı kaybetmiş olabilirdi. ABD yeni dünyanın yükselen yıldızıydı ve yükselen dalgaya binmek karlı işti. İkinci önemli unsur, ABD’nin dünya hegemonyası ile ilgiliydi. Bu sebeple ne Versay Antlaşması’na imza attı ne de savaştan sonra kurulan Milletler Cemiyeti’ne üye oldu.


Ayrıca Avrupa’nın merkezinde zayıf bir Almanya, Fransa ve İngiltere’nin daha çok güçlenmesi, Avrupa’da, Akdeniz’de, Orta-Doğu’da ve dünya genelindeki kolonilerinde rekabetsiz kalması demekti. ABD’nin eşit güçte müttefik ve dostlara değil kendisine tabi, hegemonyasına saygılı devletlere ihtiyacı vardı ve bu konuda kendisine yardımcı olacak ülke, kendisinin yıktığı Almanya’dan başkası değildi. Ayrıca zayıf ve fakir Almanya demek Avrupa merkezinde domino etkisi yapacak sosyal patlamalar ve Berlin’in ödemekle mükellef olduğu savaş borçlarının aksaması demekti. Bunun yanı sıra savaştan bitap düşmüş Avrupa devletlerin onarım için ne takati ne de imkânları kalmıştı. Savaşı ülkesinde yaşamayan ABD için bu muazzam bir fırsat olarak görüldü.


ABD, İngiltere ile Fransa arasındaki rekabeti de gayet iyi kullandı. Wall Street bankacıları, New York Federal Rezerv Bankası Almanya’nın yeniden doğmasının finans kaynakları oldular. ABD Merkez Bankası, Yahudi mega akıl ABD’ye bu konularda çok yardımcı oldu. Avrupa, Orta-Doğu bölgesine yabancı olan ABD yol gösterici Siyonist-Yahudi akıldan istifade ediyordu. Yahudi-Siyonist akıl da bu sayede ABD tarafından ödüllendiriliyor ve takdir ediliyordu. Yıktıkları Almanya’da ortaya çıkan savaş karşıtlığı hareketleri, Sovyet Rusya’nın varlığıyla da Avrupa’da yayılan komünist etki, kapitalizmin sadece savaş, ölüm, hastalık, yıkım, açlık ve sefalet getirdiğine inanan aydınların ve kitlelerin mevcut düzeni değiştirmek için ortaya koyduğu mücadele nizamın oligark sanayicileri ile bankacıları gibi ABD’yi de tedirgin etti. Bu toplumsal isyana karşı Nazizm ve Hitler’in Almanya’da iktidar olması için yol verdiler.

QOSHE - ABD’nin hedefindeki ülke: Almanya (1) - Mehmet Yuva
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

ABD’nin hedefindeki ülke: Almanya (1)

40 13 18
10.08.2022

Önceki yazımızda ABD’nin hedefindeki ülke Japonya’yı anlatmıştık. Bugün Japonya misali ABD ile ilişkilerinde çok büyük benzerlikler yaşayan Almanya’yı mercek altına alacağız.

Başta Avrupa olmak üzere Dünya olaylarını etkileyen en önemli husus uluslararası siyonist hareketin, sahip olduğu beynelmilel finans gücünü kullanarak, 19’uncu yüzyılın sonunda el-kadim (eski, geçmiş) ama her daim el-kadem (gelecek, müstakbel) Mısır, Şam, Irak ve Anadolu coğrafyasında belirleyici kuvvet olmaya karar vermesiydi. Yahudi-Protestan Etik ile Kapitalizmin Ruhu arasında güçlü bir bağ ve ilişki vardır. Gerçi 1905’te yayınladığı, “Protestan Etik ve Kapitalizmin Ruhu” adlı eserinde Alman tarihçi, hukukçu, filozof, toplum bilimci ve siyasi ekonomi uzmanı Max Weber, Yahudiliğin Protestanlık üzerindeki düşünsel ve fiziksel etkisini ihmal etmişti.


Ancak ölümünden kısa bir süre önce 1920’de kitabının ikinci baskısında konuya yüzeysel değinmiştir. Ona binaen, “parya bir halk” olan Yahudiler ancak “parya bir kapitalizm” inşa edebilirdi. Kıssadan hisse Hindistan’da her türlü haktan yoksun, kast dışında kalan ve en altta olanlar için kullanılan parya tabirine uygun gördüğü Yahudilerin eski feodal sistemi yıkan ve modern sanayi, ticaret ve finans burjuvazisinin nizamı olan kapitalizm üzerinde belirleyici olmaları akıl dışıydı. Bu düşüncelerini Alman ekonomist ve toplum bilimci Werner Sombart’ın 1911’de yayımlanan “Yahudi Halk ve Kapitalizm” adlı eserine cevaben kaleme almıştı. Sombart’a binaen Yahudiler eski sistemin girdabından, eşitsizliğinden, adaletsizliğinden ve ırkçılığından kurtulmak için serbest piyasa, ticaret, bilimsel çalışmalar ve daha özgür hareket edebilme imkânı sunan kapitalizmin yeşermesi, genişlemesi ve egemen olması için muazzam bir gayret sarf ettiler.


Tarih bu konuda milliyetçi ve Nazi taraftarı olarak sunulan Werner Sombart’ı haklı çıkardı. Ayrıca Max Weber, o vakitler son dakika haberleri, bilgiye hızlı erişim imkânı ve internet olmadığı için, İngiltere merkezli Rothshild Hanedanlığı’nın İngiltere devleti üzerindeki muazzam etkisini, 1874’te Mısır Süveyş Kanalı’nın hisselerini satın aldığından ve daha birçok alanda karar sahibi olduğundan haberdar olmamış olabilir. Birinci Cihan Harbi’nin sebepleri ve sonrasında hâsıl olan gelişmeler Yahudi-Protestan uhrevi ve
dünyevi itikadının önce kapitalizm ardından Tekelci Finans Kapitalizmin altyapısını ve........

© Aydınlık


Get it on Google Play