menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Napolyon ve Vietnam’ın hatırası hortlarken

8 0
sunday

Narsisizm (özseverlik), kişinin kendine hayran olması, aşırı özgüven, empati eksikliği ve sürekli takdir edilme beklentisiyle karakterize bir kişilik yapısıdır. Temelinde derin bir yetersizlik hissi barındırabilen bu durum, patolojik boyuta ulaştığında “narsistik kişilik bozukluğu” olarak tanımlanır ve bireyin ilişkilerinde, iş hayatında ciddi çatışmalara yol açabilir. Hepimizin etrafında bu tür insanlar mutlaka bulunur. Ve genellikle de onların narsistik kişilik bozukluğuna sahip olduğunu, şunlara bakarak kolaylıkla anlayabiliriz:

Üstünlük Duygusu: Kendini diğerlerinden daha özel, önemli ve üstün görme.

Empati Yoksunluğu: Başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını anlama veya önemseme konusunda zorluk çekme.

Sürekli Takdir Arayışı: Çevresinden sürekli hayranlık, övgü ve onay bekleme.

Manipülatif Davranışlar: Kendi çıkarları için başkalarını kullanma veya manipüle etme.

Eleştiriye Hassasiyet: Eleştiri karşısında öfke, çöküş veya saldırganlaşma.

Üstünlük Fantezileri: Başarı, güç, zeka veya güzellik konularında abartılı hayaller kurma.

Trump’ın narsisizmine sadece bu dünya değil, Napolyon bile hayret etmekte!

ABD’DEKİ ÖLÜMCÜL 3’LÜ NARSİSİZM

Kişilerde olduğu gibi, kültürlerde ve o kültüre sahip devletlerde de narsisizm meydana gelebilir. Çünkü narsisizmin egemen olduğu bir ülkede yetişen insanlar da şöyle ya da böyle bu kültürel yetiştirmeden nasiplerini alırlar ve istemeseler bile, toplumsal ilişkilerinde bunu yansıtabilirler.

Bu konuda en tehlikeli ve dramatik durum ise zaten narsisizmin egemen olduğu güçlü bir devlette, kişilik olarak “çok daha fazla narsist” bir başkanın yönetime gelmesidir! Bu durum genellikle meydana gelmez ama gelirse de hem o devlet hem de dünya için felaketlere yol açar. Tarihte bunun en büyük örneği, Fransız emperyalizminin en şanlı günlerinde imparatorluk ilan eden Napolyon Bonapart değil midir? Fransa’nın bugünlerde ikinci sınıf bir Avrupa ülkesi olmasının bir sebebini, Napolyon’un narsisizmine ve o sebepten dolayı Fransa’yı sürüklediği felaketlerde bulabiliriz.

Aradan geçen elli seneye rağmen öğrenilemeyen dersler var galiba!

NAPOLYON’DAN TRUMP’A İMPARATORLAR

Tam da bugünlerde, yine böyle bir “çifte narsisizm” durumu başımıza gelmiş durumdadır. Son yüzyılın imparatorluğu olan ABD’nin başında, belki de Napolyon’dan bile daha fazla narsist olan Başkan Trump oturmakta.

Yüzyıllık imparatorluğun verdiği narsistik eğilimler ile ABD bir türlü dünyanın doğru bir değerlendirmesini yapamamakta ve giderek daha da dramatik sonuçlara doğru hızla yelken açmaktadır. Bunun en açık örneği ise şu anda devam etmekte olan İran’a saldırı konusundadır. İran’a saldırı, ABD için 1970’lerdeki Vietnam saldırısının bir dejavusu, yani tekrarı niteliğindedir ve ABD’nin hâlâ Vietnam tecrübesinden hiçbir ders alamadığını ispat etmektedir. İşte Amerikan kültürünün kavrayamadığı ve elli yıldır kavramayı reddettiği noktalar aşağıdakilerdir ve bunlar, İran karşısında bir süper gücün neden çaresiz hallere düştüğünün de net açıklamasıdır (her konuda, Vietnam yerine İran kelimesini koymalısınız, bugünü anlamak için):

VİETNAM, 50 SENE SONRA İRAN’DA DİRİLİRKEN

Vietnam şans eseri kazanmadı. Vietnam, Amerika’nın hataları yüzünden kazanmadı.

Vietnam, Sovyet silahları veya Çin desteği yüzünden de kazanmadı.

Vietnam, Vietnam halkının bu savaşta Amerikalılardan daha iyi olması sayesinde kazandı.

Daha iyi stratejistlerdi. Araziyi daha iyi anlıyorlardı. On yıllarca süren hayal edilemez acılar boyunca, morali daha iyi koruyorlardı.

Hiçbir bombalama kampanyasının dokunamayacağı bir yeraltı direniş ekonomisi kurmada daha iyilerdi. Her Amerikan saldırısını, bir asker toplama aracına dönüştürmede daha iyilerdi.

Ne için savaştıklarını ve neden ölmeye değer olduğunu bilmede, daha iyilerdi.

Amerikan gençliği Vietnam’dan bu yana artık savaşlarda ölmek istemiyor.

BİR TARİH ÖĞRETMENİ İMPARATORLUĞU YENMİŞTİ

Hem Fransızları hem de Amerikalıları yenen General Võ Nguyên Giáp, general olmadan önce bir tarih öğretmeniydi. Resmi bir askeri eğitimi yoktu. Vietnam coğrafyasını, Vietnam halkını, sömürgeci işgalcilerin psikolojisini inceledi ve tüm bunların etrafında bir strateji tasarladı. O, Amerikan generallerinin tüm eğitimlerine, tüm teknolojilerine, tüm deneyimlerine rağmen, anlamadıkları bir şeyi anlamıştı:

Bu savaş, diğer tarafın devam etme iradesini alt edebilecek olan tarafından kazanılacaktı: Ateş gücü değil, irade. Ve bunda dağlar kadar haklıydı. Daha önce savaştığı Fransızlar konusunda haklıydı. O anda savaşmakta olduğu Amerikalılar konusunda da haklıydı.

Dünyanın en güçlü ordusu, sömürgeleştirilmiş bir ülkeden gelen bir tarih öğretmeni tarafından zekâsıyla alt edildi. Bu tarihin bir tesadüfü değil. Bu bir hata veya yanlış hesaplama değil. Bu, insanları fazlasıyla hafife aldığınızda olan şeydir.

BURNU SÜRTÜLEN DEVLET KİBRİ

Bir pirinç çiftçisine bakıp kendinizden aşağıda birini gördüğünüzde, kendi kibriniz en büyük stratejik zaafınız haline geldiğinde, kaybetmeye mahkûmsunuzdur. Ve nitekim Amerika’nın kibri, ona Vietnam’ı kaybettirdi. Bu kibir hiçbir zaman dürüstçe incelenmedi. Hiçbir zaman düzeltilmedi.

İşte bu yüzden aynı kurgu, farklı isimlere sahip farklı ülkelerde tekrar tekrar yaşanıyor. Şimdilerde, Başkan Trump’ın kişisel narsisizmi, devlet aygıtının narsisizmi, Amerikan halkının mahkûm edildiği kültürel narsisizmle bir araya gelerek ABD’nin düşüşünü benzersiz şekillerde hızlandırmakta. Tarih, bu narsisizm ile hızlanmakta ve İngiltere’nin, Fransa’nın geçen yüzyıldaki sonuna doğru, bugün de ABD son hızla koşturmaktadır.


© Aydınlık