menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İflası ilan edilen küresel vicdan

40 0
26.04.2026

Mersin Atatürk Ortaokulu 3-C sınıfı, 207 numaralı öğrenci, bendim. Şimdiki okullarda hala devam ediyor mu bilemem ama, o günlerde şehir çapında okullar arası “münazara” yarışmaları olurdu ve oldukça da değer verilirdi bunun sonuçlarına. Benim şansıma da, böyle bir münazara ekibinde “sözcü” olmak düşmüştü ve harıl harıl “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” probleminin çözümüne katkıda bulunmak için çalışıyorduk. Bizim ekip, “çok gezenin daha çok bildiğini” savunacaktı. Böyle olunca da, hemencecik Evliya Çelebi ile tanıştık elbette. Çünkü, Türk tarihinin en bilinen ve en bereketli ürün veren “gezgini” kendisi idi.

Evliya Çelebi nasıl rüyasında “gezginlik” mertebesine erişmişse, ben de Evliya Çelebi’nin gezginliğini araştırırken ondan bulaşan bir virüs kapıp, “gezginlik” mertebesine ulaşacaktım.

Evliya’nın rüyası da ne, diye soracaksınızdır şimdi: Evliya Çelebi, 17. yüzyılda bir gece rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Peygamber’den, işlediği günahlar ve kabahatler nedeni ile, “Şefaat ya Resulallah!” deyip af dileyecekken, bu karşılaşmanın verdiği heyecan ile dilinden, “Seyahat ya Resulallah!” ifadesi dökülür. Peygamber de bu isteği kabul eder. Ve rüyada peygamberin yanında bulunan sahabe Sa'd bin Ebi Vakkas'ın da, seyahatlerini yazmasını söylemesiyle yolculuğu başlar. Eminönü'ndeki Ahi Çelebi Camii, bu olayın gerçekleştiği yer olarak kabul edilir. Ve bundan sonra, Evliya Çelebi, yaklaşık 50 yıl boyunca Osmanlı coğrafyası ve ötesini gezerek, gözlemlerini Seyahatname adıyla ölümsüzleştirmiştir. Bu ifade, bir rüyanın ötesinde, Türk kültüründe gezip görmenin ve bilgi edinmenin kutsiyetine işaret eden sembolik bir başlangıçtır.

Şefaat dilerken seyahat verilen Evliya Çelebi 50 sene dünyayı dolaştı

AKDENİZ KIYISININ KÜRESEL SESLERİ

O “münazara” yarışmasında, benim sözcülüğünü ve liderliğini yaptığım “çok gezen daha çok bilir” ekibi birinci olunca, gezginliğin ilk tadına böylece varmış olduk. Bunun yanı sıra da Akdeniz’in liman kenti Mersin’e gelip giden gemileri seyrederken, TRT radyolarının çok zayıf yayınından dolayı hep dinlediğimiz Tahran, Beyrut, Şam ve Bağdat radyolarındaki “başka insanların başka dilleri ve başka müzikleri ile başka haberlerini” dinleye dinleye, kaderimizin bize gelecekte getireceği “gezginlik” patikasında, yavaş yavaş yürümüş olacaktık.

Aradan........

© Aydınlık