menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İflası ilan edilen küresel vicdan

24 0
previous day

Mersin Atatürk Ortaokulu 3-C sınıfı, 207 numaralı öğrenci, bendim. Şimdiki okullarda hala devam ediyor mu bilemem ama, o günlerde şehir çapında okullar arası “münazara” yarışmaları olurdu ve oldukça da değer verilirdi bunun sonuçlarına. Benim şansıma da, böyle bir münazara ekibinde “sözcü” olmak düşmüştü ve harıl harıl “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” probleminin çözümüne katkıda bulunmak için çalışıyorduk. Bizim ekip, “çok gezenin daha çok bildiğini” savunacaktı. Böyle olunca da, hemencecik Evliya Çelebi ile tanıştık elbette. Çünkü, Türk tarihinin en bilinen ve en bereketli ürün veren “gezgini” kendisi idi.

Evliya Çelebi nasıl rüyasında “gezginlik” mertebesine erişmişse, ben de Evliya Çelebi’nin gezginliğini araştırırken ondan bulaşan bir virüs kapıp, “gezginlik” mertebesine ulaşacaktım.

Evliya’nın rüyası da ne, diye soracaksınızdır şimdi: Evliya Çelebi, 17. yüzyılda bir gece rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Peygamber’den, işlediği günahlar ve kabahatler nedeni ile, “Şefaat ya Resulallah!” deyip af dileyecekken, bu karşılaşmanın verdiği heyecan ile dilinden, “Seyahat ya Resulallah!” ifadesi dökülür. Peygamber de bu isteği kabul eder. Ve rüyada peygamberin yanında bulunan sahabe Sa'd bin Ebi Vakkas'ın da, seyahatlerini yazmasını söylemesiyle yolculuğu başlar. Eminönü'ndeki Ahi Çelebi Camii, bu olayın gerçekleştiği yer olarak kabul edilir. Ve bundan sonra, Evliya Çelebi, yaklaşık 50 yıl boyunca Osmanlı coğrafyası ve ötesini gezerek, gözlemlerini Seyahatname adıyla ölümsüzleştirmiştir. Bu ifade, bir rüyanın ötesinde, Türk kültüründe gezip görmenin ve bilgi edinmenin kutsiyetine işaret eden sembolik bir başlangıçtır.

Şefaat dilerken seyahat verilen Evliya Çelebi 50 sene dünyayı dolaştı

AKDENİZ KIYISININ KÜRESEL SESLERİ

O “münazara” yarışmasında, benim sözcülüğünü ve liderliğini yaptığım “çok gezen daha çok bilir” ekibi birinci olunca, gezginliğin ilk tadına böylece varmış olduk. Bunun yanı sıra da Akdeniz’in liman kenti Mersin’e gelip giden gemileri seyrederken, TRT radyolarının çok zayıf yayınından dolayı hep dinlediğimiz Tahran, Beyrut, Şam ve Bağdat radyolarındaki “başka insanların başka dilleri ve başka müzikleri ile başka haberlerini” dinleye dinleye, kaderimizin bize gelecekte getireceği “gezginlik” patikasında, yavaş yavaş yürümüş olacaktık.

Aradan geçen uzun yıllar süresinde, “sosyalist” siyasete dahil olmaya çalışmanın sonucu olmalı ki, sadece kendi milletimiz ve dertlerimizle uğraşmak yerine, haritada yerini bile gösteremeyeceğimiz ülkelerin mücadele ve kavgaları ile de ilgilenme zorunluluğu olacaktı. Ve bu da, Türkiye’mizin dışında da insanların, sorunların ve mutlulukların olduğunu bize öğretecekti.

1970’lerde Konya’nın köylerindeki ilkokul öğretmenliğimiz ve Mardin’deki lise öğretmenliğimiz ile, Aydınlık ve Ankara Halk Tiyatrosu’ndaki görevlerimiz nedeniyle, Türkiye’nin dört bir yanını “Evliya Çelebi” misali incelemek şansına sahip olmuştuk. Nusaybin ile Nallıhan’ın, hem sınıf hem siyasi sorunlarının aynı olduğunu ve çözümünün de aynı olması gerektiğini kavratmıştı bu ziyaretler.

ABD HARİTASINDAKİ YOLLARDAN GÖZLEMLERLE

Türkiye’deki “Evliya Çelebilik” yetmemiş gibi, kader bizi yurt dışında da buna benzer ziyaretlere doğru sürüklemiş olmalı ki, 42 sene ABD’de yaşamak durumunda kalıp, Amerikan haritalarındaki 50 eyaletin, Batı’daki I-5 ile Doğu’daki I-95 arasında kalan her otoyolu üzerinde araba sürebilme imkanımız oldu. Bu detaylı ziyaretler ise, ABD’de neler olduğunu ve bugünkü dünyanın halindeki rolünü, Amerikan arazisinden takip etme fırsatı verdi bize. West Virginia’nın oduncu köylülerinden, Alabama’nın gospel şarkıları söyleyen siyahi kasabalılarına, Silikon Vadisi’nin yüksekten uçan icatçı gençlerinden, Hawaii’nin balıkçılarına kadar, Amerikan toplumunun her katmanının bir parçası olarak, günlük işleyişinde yer almış olduk. Yaptığımız müzikteki Yunus ve Rumi ruhaniyatı sebebi ile de, Amerikan toplumunun krem tabakası olarak düşündüğümüz aydınları ile de haşır neşir olma fırsatlarımız, bize büyük katkıda bulundu.

ABD’nin hemen yanındaki Meksika’dan, daha aşağılardaki Latin Amerika ülkelerine, bir Okyanus ötesindeki Endonezya, Filipinler, Hindistan gibi Güneylileri de çok yakından inceleyip, dertlerine ortak olabilmenin mutluluğunu ve acılarını da yaşadık.

Tüm bu “Evliya Çelebi”liğin tekrar tekrar bize öğrettiği ise, sadece tek bir cümlede açıklanabilecek bir slogan haline gelmiş oldu: “Bu düzen böyle devam edemez, etmemeli, etmeyecek!”

İnsanlığın küresel vicdanı yavaş ama emin adımlar ile ayağa mı kalkmakta?

BU DÜZEN DUVARA ÇARPARKEN

Bunu, okuduğumuz devrimci yayınlardan öğrendiğimiz bir slogan olarak değil de, altı kıtanın hemen her köşesindeki 50 ülkenin insanları ile haşır neşir olup, devrimci bir bakışla gözlemlemek sureti ile geldiğimiz bir sonuç olarak ortaya atmaktayız. Elbette, zaten hepimiz bunu biliyoruz ama, bu ülkelerin en az bizler kadar iyi yaşamaya hakkı olan insanlarının çektiklerini görünce, başka bir slogan oluşması zaten mümkün değildir ki! Bu sistemin değişmesi gerektiği ve bu düzenin ortadan kaldırılması gerektiğini, Endonezyalı müslüman iki çocuk annesi arkadaşım, Jakarta’da masaj salonlarında çalışmak zorunda kaldığını söylerken belirtmişti. Yine, 3 çocuğunu Manila’da bırakıp, Singapur zenginlerinin evlerinde yeni-kölecilik şartları altında geçim sağlamaya çalışan arkadaşım da aynı fikirdeydi. Doha’nın 60 derecedeki ölümcül sıcağında, inşaatta çalıştıktan sonra, geldiği Hint lokantasındaki öğle yemeğinde tanıştığım Kalkütalı Krishna da çok benzer şeyler anlatıp, sonucu “bu düzen yok olmalı” cümlesi ile bitiriyordu.

Bolivya’nın Santa Cruz de la Sierra şehrinde, evinde kaldığımız arkadaşın sitesine girerken gördüğümüz ve Bolivya yerlisi olduğu belli olan hizmetkarların kuyruk halinde, hırsızlığı önleme bahanesi ile, havaalanı girişlerindeki elektronik kapılardan geçirilip, giriş çıkış yapmalarını seyrederken de yüzlerinki ifadede “bu düzen böyle gitmez!” işaretini okumuştum.

Vicdanının anahtarını kaybedenlere Gazzeli teyze anahtar sunmaktadır.

KÜRESEL VİCDANIN İSYANINI DUYABİLİYOR MUSUNUZ?

Sözün kısası, “Evliya Çelebi”lik, hiç te kolay değil, eğer etrafa daha derin bakmak gibi bir alışkanlığınız varsa. Tüm dünya insanlarının büyük çoğunluğu için, binlerce sene önce yaratılmış, yüzyıllar boyunca giderek çok daha rafine edilip, binbir türlü makyajlarla bizlere satılan bu düzen, gerçekten sürdürebilirliğini çoktan yitirmiş bir durumdadır. Elbette insanoğlu tüm engellemelere rağmen, bu zalim sistemi yıkıp, yerine daha insani değerlere sahip yeni bir düzen getirecektir. Ama mevcut durum, dünyanın dört bir bucağında ve altı kıtanın her köşesinde, artık çok fazla beklemeye tahammül edemeyecek bir hale gelmiştir. Küresel vicdanın sabır taşı çatlamak üzeredir!

Not: Dünyayı müzikle gezdiğimiz için, her hafta uzaklardan bir şarkı sunacağız size!

Haftanın Şarkısı: https://www.youtube.com/watch?v=ai0Vios9n-k

Tajdar-e Haram, Sabri Brothers, Pakistan


© Aydınlık