Endülüs’ü öldüren taktikler mi sahnede
Bu çok eski bir hikâye olacak. Ama anlatınca, çok eski zamanlardan beri tekrar tekrar gerçekten yaşanan bir hikâye olduğunu; çünkü insanoğlunun bu tür hikâyeler yazmaya, söylemeye ve anlatmaya yatkın olduğunu göreceksiniz.
25 Kasım günüydü. Tam tamına 535 sene öncesi, yıl 1491’di. Gırnata Sultanı 12’nci Muhammed Boabdil masanın bir tarafında, Kraliçe Isabel ile Ferdinand da masanın öteki tarafındaydı. Sonunda anlaşmışlar ve Müslümanların Endülüs’teki 781 senelik yönetimine son vermişlerdi.
Granada Teslimiyet Anlaşması da denilen bu anlaşmada tam 67 madde vardı. Bu maddelerle, dünyanın “en barışçı barış anlaşması”na karar verilmişti. Madem Müslüman Emevi yönetimi artık sona erecekti, tüm Müslümanlar sanki hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edebilecekti. Dinlerini, camilerini, iş yerlerini, evlerini, dükkânlarını, kanunlarını aynen sürdürebileceklerdi. Hiç kimse onları zorla Hristiyan yapmaya çalışmayacaktı.
…VE ENDÜLÜS O GÜN ÖLÜR!
Verilen bu sözler üzerine, 2 Ocak 1492 günü Sultan Boabdil’in elinden Elhamra Sarayı’nın anahtarını alan Isabel’in gözlerinde ve dudaklarında şeytani bir gülümseme vardı. Bununla, altına imza attığı 67 maddenin tamamının ertesi günden itibaren “yok sayılacağını” aklının bir köşesinde saklamaktaydı.
Nitekim sadece iki ay sonra Granada’nın Yahudi toplumu memleket dışına atıldı ve çoğu da Osmanlı topraklarında Selanik ile İstanbul’a gelerek kurtuldu. Aynı senenin sonunda ise bu 67 maddelik anlaşma “çöpe atılarak” silinmiş oldu. Granada’nın Müslüman toplumu ya zorla Hristiyan yapıldı ya da Granada’dan Afrika’ya sürüldü veya İspanyol Engizisyonu’nun elinde idam edildi. Osmanlı, onlara Yahudilere olduğu kadar cömert davranmamıştı nedense!
Bu hikâyeyi neden anlattık? Çünkü Endülüs’te bir İslam Aydınlanması’nın yaşandığı günlerde, Kilise’nin başlattığı Haçlı Seferleri zaten Orta Doğu topraklarını perişan etmekteydi. Haçlılar da aynen Isabel’in yalancılığı ve sahtekârlığı sayesinde Müslüman topraklarında varlık sürdürmüşlerdi. Bizim Antakya, Urfa ve daha güneydeki tüm Haçlı şehirlerinde de buna benzer sahtekârlıklarla bir süre daha varlık gösterebilmişlerdi. Bir bakıma Haçlılar, Isabel’in sahtekârlık öğretmenleriydiler. O da dersini çok iyi........
