menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Her imparatorluk ölümü tadacaktır’ mı?

23 0
19.04.2026

Güce tapmak ve güçlüden yana olmak, insanoğlunun mağarada yaşadığı günlerden gelen bir özellik ve tercih olmalı. Öyle ya, mağaranın kapısından dışarı çıkar çıkmaz, başınıza gelecek felaketleri bir düşünün: Gliptodonların en vahşileri, karnı açken zalimleşen Obapinialar, kanatları altında hemen ezileceğiniz Meganeura veya böyle artık etrafta olmayan cinslerden yaratıklar. Bunları biz uydurmadık elbette. Merak edenler, Google’dan yazıp tahmini resimleri ile bile tanışabilirler bu zalim yaratıkların.

Elbette etrafta böyle dehşetli yaratıklar dolu olunca, mağaradaki atalarımız, aralarındaki en büyük ve güçlü olanın etrafında toplanıp, dışarda avlanmayı daha tercih edilir bulmaktaymışlar. Böyle olunca da, güce ve güçlüye tapmak, genlerimize işlemiş ve insanoğlunun yarattığı tüm medeniyetlere rağmen, bugüne kadar gelen bir karakter meselesi haline gelmiştir. Bunu, master için gittiğimiz San Francisco Üniversitesindeki Amerikan futbol takımının, bizden iki misli daha büyük olan oyuncularına, okulun en güzel kızlarının talip olmasını görünce daha iyi anlamıştık. Etrafta bize bakan bile olmuyordu. Bu oğlanların dev gibi görünümleri ve bundan kaynaklanan ihtişamlı duruşları, kızlarımızı son derece çekmekteydi belli ki. Elbette buna karşı yapacak birşey olmadığı için “sağlık olsun” deyip, günlerimizi ve senelerimizi geçirmiştik.

HAÇLI KOMUTANINA SELAM VERMEK Mİ?

Bu kişisel güce tapınma hikayesini neden anlattık şimdi? İnsanoğlunun gruplaşıp devlet halinde örgütlendiği günlerden başlayarak, hem kendi toplumunda, hem de çevre toplumlardaki güçlüye hayranlık ve tapınma duyguları ile bağlanmalarını yazar tarih kitapları. Bu günümüzde de böyledir ki, son 100 senenin “güçlü futbol oyuncusu” ABD, dünyanın her tarafında kendisine tapınacak eleman bulabilmektedir. Ama işin garibi, ABD’nin süratle inişe geçtiği günümüzde bile, birsürü devlet, devlet adamları ve sade vatandaşlar da, bu inişi bir türlü anlayamadıkları için, gidişatın yönünü kavramakta zorluk çekmekteler. Bunların arasında, tüm İslam dünyasının devlet adamları özel bir yer kaplamakta. ABD Savunma Bakanı Hegseth açıkça bir Haçlı Seferi yapmaktan bahsedip, Haçlı ordularının sembollerini vücudunda dövme olarak taşıdığı halde, bizim İslam ülkelerinin tepesindekiler, adeta mağara günlerimizdeki güce tapınma arzuları ile, ABD’nin peşinde tepe aşağı gitmeyi bile göze almaktalar.

O zaman, gelin çok kısa şekilde, onların taptığı gücün aslında o kadar da güçlü olmadığını ve ABD imparatorluğunun da, günbatımına doğru hızla yol aldığını açıklayalım ki, belki bu tapınmanın gereksizliğini anlayabilirler, biraz da olsa. Bırakalım Hitit, Mısır, Yunan veya Roma imparatorluklarının akıbetlerini. Daha yakına gelip, bunun bir doğa kanunu olduğunu ve ABD’nin de bu kanundan kaçamayacağını gösterelim.

İspanya, Kristof Colomb sayesinde gümüş ve altın imparatorluğu haline gelmişti.

BİR GECEDE İMPARATOR OLMAK

Modern zamanların en önemli imparatorluğu İspanya idi. 1492’de Kristof Kolomb’u gönülsüzce desteklemesine rağmen, tüm Amerika kıtasını ele geçirdiğinde, gelecek yüz sene için, dünyanın patronu İspanyollar olmuştu. Bolivya ve Meksika’nın gümüşü ile Colombiya ve Peru’nun altın madenleri, yüz sene boyunca İspanya’ya aktı ve İspanyol pezosu dünyanın en ve tek geçerli para birimi oldu. Bu güce dayanarak, Filipinler’den Hollanda’ya kadar, dünyanın dört bucağında koloniler kurdu. Ama bunları idare etmek için gerekli olan masraf, İspanya’nın sonunu getirdi. Saf gümüş İspanyol pezosu, 100 sene sonra incecik gümüş kaplamalı bakır para haline düşünce, tüm iktidarını kaybedecekti. Sonunda, 4 kere iflas ettikten ve Avrupa’da herkese borçlandıktan sonra, yaptığı tüm savaşları kaybedip, Avrupa’nın ikinci sınıf bir ülkesi olarak köşesine çekilecekti.

İspanyollar tarihten tokat yiyince, endüstri devriminin sayesinde, İngiltere onun yerini aldı. “Topraklarında Güneş Batmayan” imparatorluk, Hindistan’dan Bahamalar’a kadar her yeri sömürge yapıp, dünyanın dörtte birinde varlık kurdu. İngiliz parası “pound sterling” İspanyol Pezosunun yerine, tüm alemde geçerli olan egemen para oldu. Ama aynen İspanya’nın başına gelen felaket, tam da bu yayılma sayesinde İngiltere’nin de başına geldi. Sömürgeleri yönetecek bürokrasiye, askerlere, kalelere, gemilere, bombalara harcanan para o kadar çoktu ki, İngiltere iki dünya savaşından galip çıkmış olmasına rağmen, 1945’ten sonra, ABD’den aldığı borçlar ile bir devlet olarak varlığını koruyabildi bugüne kadar.

Üçüncü örnek de tamamıyla aynı şekilde, Sovyetler Birliği’nin başına gelenler. Özellikle Stalin’in ölümünden sonra, Sovyet yönetimi Angola’dan Moğolistan’a, Afganistan’dan Namibya’ya kadar yayılan bir haritada imparatorluk yapmaya kalkınca, kendi ana devletini bile koruyamayacak pozisyona düştü. Ve Gorbachov’un yönetimi altında, bir gecede tüm cumhuriyetlerini kaybedip tarihten silinmiş oldu.

Topraklarında güneş batmayan İngiltere’nin kendisi, iki dünya savaşından sonra batıverdi.

İMPARATORLUKLARIN DEĞİŞMEYEN 6 KAPILI KADERİ

Bu üç imparatorluğun geçirdiği süreci, tam tamına aynı olan 6 aşamada tahlil edebiliriz:

1. Kuruluş ve yayılma dönemi, ülke parasının yüksek geçerliliği, geniş ekonomik ve askeri üstünlük

2. İmparatorluk masraflarının şişmesi ile Ekonominin bozulması sonucu, askeri harcamayı düşürmek zorunluluğu ve parasının zayıflaması dönemi, ABD’e bu 1971’de doların altın standardından vazgeçilmesi sonucu başladı, bugun yüzde 87 değer kaybı.

3. Ekonomik kötüleşme sonucu borçlanma ve daha çok borçlanma

4. Üretimin düşmesi ve dışarıya kaçması, hemen herşeyin dışarıdan alınması dönemi

5. Toplumsal duraklama, gerileme, sosyal dağılma ve dışarıya beyin göçü

6. Dünya ile ilişkilerin bozulması, en yakındaki müttefiklerin bile uzaklaşması ve ayrılması, yapayalnız kalıp çöküntüye uğramak, düşmanların gücünü test etmesi

Sovyet İmparatorluğu batarken, Amerikan İmparatorluğunun inişi de başlamıştı zaten.

Bu 6 aşamayı ABD’nin bugünkü durumuna uygularsak, gelecek günlerin ve senelerin neler getireceğini çok iyi görebiliriz. Tarihin ve doğanın kanunlarından kaçış mümkün olamadığı için, ABD’nin başında kim olursa olsun, gidişatın yönü ve sonuçta varacağı yer budur.

Bu gerçekleri, Körfez’deki sözde müslüman Emirliklere, denge kurmak adı altında sürekli dans eden ülkelerin yöneticilerine, bir türlü Amerikancılıktan vazgeçemeyen siyasilere ve güce tapma alışkanlığı ile sürekli karamsarlık yayan “solcularımıza” sunarız!


© Aydınlık