Kitaplardan çıkan anılar |
Geçmişe özlem duyduğum anlarda eski defterlerimi ve kitaplarımı karıştırırım. Her defasında da yanılmam; mutlaka bir anıya dair bir şeyler çıkar kitaplarımın arasından. Kitapların arasında bir mektup, mektubun zarfı, şiir sayılamayacak notlar ve fotoğraflar bulurum. Bunlar beni ya hüznün ya da mutluluğun zirvesine götürür. Oralardan anılara gider, uzun süre o anılarla yaşarım.
Bu bulduklarımın içinde bazen babamın kendine özgü anlatım ve yazım biçimiyle yazmış olduğu mektuplar, bazen ise sadece mektubun zarfı bulunur. Tam olarak bilemediği adresimizi adeta tarif eder o zarflar üzerinde. Zarftaki el yazısını, mektuptaki hitabetini ve bana duyduğu sevgiyi dünyalara değişmem. Gurbete çok küçük yaşta gittiğinden doğrudan hissedemediğim sevgisini, mektuplar aracılığıyla hissederim. Sanki mektubun içinden bir el çıkar ve yüzümde dolaşır. Bu süreçte hissettiğim; hüzün, mutluluk ve sevinci aynı anda, bir arada yaşarım.
FOTOĞRAFTAKİ HATIRALAR
Oğuz AralBir defasında kitaplarımın birinin arasında, gurbetten tatile geldiğinde küçücük dairemizde çektirdiğimiz bir fotoğrafı bulmuştum. Hayatta olmayan annem, babam, amcamın büyük oğlu olan kuzenim, onun kızı, eşi, kardeşim ve ben o fotoğraftaydık. Hepimizi on beş yirmi yıl sonra, bir fotoğrafta da olsa bir arada görmek hem mutluluk hem de hüzün vericiydi. Hüzne gark olmuş, sevinç, hüzün ve mutluluğu aynı anda yaşamıştım; o gece uyuyamamış, anılarımla sabahı etmiştim. Büyük amcamın büyük oğlu ile olan anılarla sabahı karşılamıştım.
Çok güzel bir ağabeyimdi. Köyün en yakışıklı delikanlısıydı dersem abartmış olmam. Düğünlerin hem bayraktarıydı hem de halay başıydı. “Salman halaya çıkmış” denildiğinde, bütün köylü onu toprak damların başında halay çekerken izlemeye gelirdi. Bu bir his miydi, yoksa gerçek miydi, artık bilemem; ama ben öyle hatırlıyorum. “Salman ağabeyim köyü terk ederse düğünlerde bayraktar kim olur, halay başını kim çeker?” diye kendi kendime sorardım hep.
Onun köyü terk ettiği gün de geldi. Salman, diğer köylüler gibi Almanya’ya gitti. Onun gidişinden sonra ben de köy düğünü görmedim. Kim bayraktardı, kim halay başı çekerdi, bilmiyorum artık.
Uzun yıllar Almanya’da bir kimya fabrikasında çalıştıktan sonra kansere yakalandı ve bizleri terk etti. Bu terk edişinde yakın çevresine biraz küskündü. Hatta köyüne de küstüğünü düşünüyorum. Hani âşık der ya: “Benim köyümden alacağım var.” Ankara Karşıyaka Mezarlığı’na defnedildi; köyünü istemedi. Babam da yeğeni Salman’dan sonra hayatını kaybetti. Vasiyeti, Ankara’da toprağa verilmekti. Bu konuyu daha önce hiç konuşmamıştık; ancak babamın, yeğeni Salman’a yakın olmak için Ankara’da toprağa verilmek istediğine inanıyorum. Karşıyaka’da bir tepenin güney cephesinde yeğen, kuzeyinde ise amca yatmaktadır. Her ikisini de özlemle anıyorum.
OĞUZ ARAL’IN MEKTUPLARI
Bir müddet önce yine kitaplarımı karıştırırken, bu kez karşıma bambaşka bir hatıra çıktı: Türk karikatürünün en usta isimlerinden Oğuz Aral’ın bana yazmış olduğu mektuplar. Gırgır dergisine ait, onun bizzat imzaladığı bir kitapçığım vardır. “Avni rahat duruyor mu?” diye kitapçığımı karıştırdım.
Kitaplarımın arasından çıkan o hatıraların içinde belki de en kıymetlilerinden biri de buydu. Oğuz Aral’ın mektupları, imzaladığı Avni’li kitapçığın içindeydi. Mizah ve karikatürün gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biri olan Oğuz Aral bana bir değil, iki mektup göndermişti. Üstelik hiç erinmeden, birer sayfa daktilo ile yazıp imzalayarak…
GIRGIR KUŞAĞI
Benim kuşağım Oğuz Aral’ı ve Gırgır dergisini çok iyi bilir. Her pazar sabahı gözünü açan gazete........