Savaşın ekonomik etkileri nasıl azaltılır?
ABD ve İsrail’in 28 Şubat tarihinde başlattığı İran saldırıları dünya ekonomisinde kalıcı etkiler bırakacaktır.
Öncelikle bu etkilerin ABD, İsrail ve Avrupa için yıkıcı derecede etkili olacağı neredeyse çok açıktır. Bu etki yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda dünya hegemonyasını ekonomik ve askeri olarak sürdürmeye çalışan ABD için askerî açıdan da yıkıcı olacaktır. ABD askeri başarısızlıkla birlikte itibar çöküşü ile de karşı karşıya kalacaktır.
Bunlar Atlantik sistemi için özet olarak söylenebilir.
Bunların yanında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının etkileri dünya ölçeğinde hissedilmeye başlanmıştır. Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20-25’inin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması, petrol fiyatlarını varil başına 70 dolarlardan 100-110 dolar bandına çekmiştir. Bu fiyatın savaşın gelişimi ile 150-200 dolar civarına çıkabileceği söylenmektedir. Doğu Asya’da Japonya, Güney Kore, Tayvan gibi ülkelerin doğal gaz tedarik merkezi olan Katar’ın da bu yasaklar kapsamında olması nedeniyle, tedarik zincirinde ve fiyatında yüzde 100’e varan fiyat dalgalanmalarına neden olmuştur.
Peki Türkiye bu fiyat dalgalanmalarına karşı ne önlem alabilir? Eğer kısa dönemde bu savaş sonlanmazsa ne gibi önlemler alarak bu gidişten daha az etkilenebiliriz?
Hepimizin bildiği gibi akaryakıt fiyatlarındaki artış öncelikle nakliye fiyatlarını etkileyecektir. Bu etki, başta gıda olmak üzere tüm mal fiyatlarında artışa neden olacaktır. Doğal gaz ise elektrik üretimi, ısınma ve gübre fiyatlarını doğrudan etkileyecektir.
ENERJİ İÇİN ÖNLEMLER
1- Akaryakıt ve doğal gaz fiyatlamasındaki oransal KDV ve ÖTV, zam öncesindeki seviyede sabit tutulmalıdır. Ancak burada sadece oran değil akaryakıt ve doğal gazdan alınan KDV, ÖTV, miktar olarak da fiyat artışları öncesi seviyesinde kalmalıdır.
Bu önlemin bütçeye herhangi bir yükü olmayacaktır. Nedeni şudur: 2026 yılı bütçesi yapılırken gelirler içinde hesaplanan KDV ve ÖTV miktarı petrol 60 dolar/varil olarak hesaplanarak bütçeye eklenmiştir.
Bütçede yıl içinde giderlere yansıyacak memur zamları yüzde 7 ve eğer enflasyon yüzde 11’i aşarsa aşan tutarda zam eklenecek şekilde oluşacaktır. Dolayısıyla 2026 bütçesinde eğer enflasyon oranı yüzde 11’in üzerinde açılaklanırsa bütçelenmemiş ek zam oluşacaktır. Sonuç olarak ağustos ayına kadar hesaplanmış bütçe giderlerine yansıyacak ek bir gider olmayacaktır.
Ayrıca bütçedeki cari giderler de ilk aylarda ciddi bir artış göstermeyecektir. Devletin ek ÖTV ve KDV tahsilatı yapmasını gerektirecek, Mehmet Şimşek tarafından dillendirildiği gibi eşel mobil gibi bir uygulamaya da gerek yoktur.
İNDİRİM YANSITILMALI!
2- Türkiye, 2025 yılında akaryakıtının yüzde 60’ını Rusya’dan temin etmiştir. Bilindiği gibi Rusya kendisinden petrol alan ülkelere bu petrolü indirimli olarak satmaktadır. Bu indirimin tutarı TÜPRAŞ ve KOÇ grubu tarafından kamuoyundan gizli tutulup açıklanmasa da genel olarak bu indirimin yüzde 10 dolaylarında olduğu düşünülmektedir.
Koç grubu Rusya’dan alınan bu indirimi Türkiye’deki akaryakıt fiyatlarına yansıtmamaktadır. Muhtemelen de bu kâr TÜPRAŞ’ın yurt içi bilançosunda gösterilmemekte, fakat grubun yurt dışı hesapları üzerinde bırakılmaktadır.
Devlet bu indirimi mutlaka yurt içine yansıyacak şekilde düzenleme yapmalıdır. “Özel sektör istediğini yapar” artık geçerli değildir. Ayrıca Rusya ile ek görüşme ile daha fazla indirim alma şansı da bulunmaktadır.
LİNYİTTE TAM KAPASİTE
3- Türkiye’de en önemli elektrik üretimi linyit kömürü ile termik santrallerde yapılmaktadır. Termik santrallerde elektrik üretimi için kullanılan linyit kömürünün önemli miktarı ucuz olması gerekçesi ile ithal edilmektedir. Türkiye acilen kapalı ya da düşük kapasite çalışan linyit kömürü işletmelerini, özel sektör ya da kamuya ait olup olmadığına bakmadan tam kapasite ile çalıştırmaya başlamalıdır.
4- Irak’ın daha önce kapatmış olduğu Kerkük-Yumurtalık boru hattını açtığı kamuoyuna yansımıştır. Irak’tan alınacak petrol için de indirim kolaylıkla talep edilebilir. Belki Irak bu indirimi bize sağlamakta, fakat yine Rusya’dan yapılan alımlar gibi bu indirim de iç piyasaya yansıtılmamaktadır.
5- İran’dan ABD yaptırımları sonucunda, 2019 yılından bu yana petrol alımı yapılamamaktadır. Bu yaptırımların BM kararı olmaması nedeniyle Türkiye için hiçbir hukuki geçerliliği yoktur. Türkiye gayet ucuza bu petrolü İran’dan temin edebilecektir.
6- Türkiye’de enflasyonu düşürmek bahanesi ile faiz oranları yüksek tutulmaktadır. Faizler derhal düşürülerek ekonomide çarkların dönmesi sağlanmalıdır.
7- Sermaye transferlerine denetleme getirilerek, rezervlerden döviz ve altın satarak sıcak paranın ucuza fonlanmasına engel olunmalıdır. Aynı zamanda dövizin birden dışarı çıkması durdurulmalıdır.
8- Başta lüks araç vb. olmak üzere lüks tüketim mallarının ithalatı yasaklanmalı ya da bunlara uygulanan gümrük vergisi, malın fatura bedelinin birkaç katına çıkarılarak gereksiz döviz çıkışı önlenmelidir. İthali durumunda, alınan yüksek tutarlı gümrük vergisi tarımda akaryakıt, gübre vb. gibi giderlerin sübvansiyonunda kullanılmalıdır.
Bu önlemler zaman kaybetmeden devreye sokulmalıdır. Aksi takdirde zaten ithalat ağırlıklı sanayi yapımız ve ayrıca cari açığı kapatma konusunda önemli girdi olan turizm gelirlerinin devam edecek savaş nedeniyle düşmesi ile oluşacak cari açık, ekonomide kaosa yol açacak gelişmelere neden olacaktır.
Türkiye yukarıda saydığım bu önlemleri halihazırda mevcut hükümet ile uygulama iradesine sahip değildir.
Türkiye’de zaman kaybetmeden Üreticilerin Milli Hükümeti kurulmalıdır. Gerekirse Vatan Partisi Milli Direnme Ekonomisi politikaları devreye alınmalıdır.
