Küresel bir tehdit mi dokunulmazlık zırhı mı?

Dünya siyasetinin en çarpıcı paradokslarından biri şudur: Nükleer silahlar insanlık için en büyük yıkım potansiyeline sahip araçlar olarak tanımlanır; ancak, aynı zamanda onları elinde bulunduran devletlere benzersiz bir dokunulmazlık alanı da sağlar. Bu nedenle, nükleer silah meselesi yalnızca askeri teknoloji veya güvenlik stratejisi değildir; aynı zamanda uluslararası sistemin ahlaki ve siyasi çelişkilerinin de bir aynasıdır.

Bugün İran etrafında yükselen gerilim, İsrail ve ABD’nin askeri operasyonlarıyla yeniden gündeme gelen nükleer tartışmalar, aslında çok daha eski bir soruyu yeniden ortaya koyuyor: Nükleer silahlar gerçekten dünyayı daha güvenli mi kılıyor, yoksa bazı devletlere ‘dokunulmazlık’ sağlayan bir kalkan mı oluşturuyor?

Bu sorunun en çarpıcı laboratuvarlarından biri ise hiç şüphesiz Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti.

BİR HAYATTA KALMA STRATEJİSİ

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin nükleer programı çoğu zaman irrasyonel bir diktatörlüğün kaprisi gibi sunulur. Oysa tarihsel arka plan incelendiğinde bu programın oldukça rasyonel bir stratejik mantığa dayandığı görülür.

Kuzey Kore’nin nükleer altyapısının temelleri 1950’lerin sonunda Sovyetler Birliği’nin verdiği teknik destekle atıldı ve 1960’larda Yongbyon Nükleer Araştırma Merkezi kuruldu.

Bu süreç yalnızca teknoloji transferi değil, aynı zamanda bir güvenlik psikolojisinin oluşması anlamına geliyordu. Kore Savaşı’nın ardından ABD’nin Güney Kore’ye nükleer silah konuşlandırması, Pyongyang yönetiminde derin bir güvenlik kaygısı yarattı.

Bu nedenle, Kuzey Kore açısından nükleer program yalnızca askeri güç değil, aynı zamanda rejimin hayatta kalma sigortasıydı.

1985 yılında Pyongyang yönetimi Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’na (NPT-Nuclear Non-Proliferation Treaty) katıldı. Ancak bu katılım uzun sürmedi. 2003 yılında Kuzey Kore antlaşmadan çekildi ve birkaç yıl sonra ilk nükleer denemesini gerçekleştirdi. Bu kararın ardından dünya Pyongyang’ı izole etti, yaptırımlar uyguladı ve diplomatik baskıyı artırdı. Fakat dikkat çekici olan şudur: Kuzey Kore rejimi devrilmedi.

NÜKLEER DOKUNULMAZLIĞI

Soğuk Savaş sonrası dönemin askeri müdahaleleri incelendiğinde dikkat çekici bir örüntü ortaya çıkar. Irak işgal edildi. Libya rejimi devrildi. Suriye ağır bir iç savaşla parçalandı…Bu üç ülkenin ortak özelliği, nükleer silah programlarının ya hiç olmaması ya da tamamlanamamış olmasıydı. Buna........

© Aydınlık