Adalet sustu, vicdan can verdi!

12 Mart 2026: İsrail Askeri Başsavcılığı, Sde Teiman toplama kampında bir esire ağır cinsel saldırıda bulunduğu video kayıtlarıyla sabit olan beş askeri “delil yetersizliği” gerekçesiyle serbest bıraktı. Mağdurun rektal iç kanama ve ağır fiziksel darp raporlarına rağmen askerler sivil hayatlarına döndü. Karar, uluslararası hukuk otoriteleri tarafından “devlet destekli suç ortaklığı” olarak tanımlandı.

Tarihin tozlu sayfaları çokça zulüm gördü ancak hiçbir çağ, suçun böylesine arsızca sergilendiği, masumiyetin ise bu denli hoyratça katledildiği bir tanıklığa ev sahipliği yapmadı. Bugün Gazze’de ve Batı Şeria’da devrilen sadece binalar, parçalanan sadece bedenler değil. Orada, o gri toz bulutunun altında, insanlığın binlerce yılda inşa ettiği “merhamet” kalesi yerle bir oluyor. Bir yanda üç yaşındaki bir çocuğun minik parmaklarında “dehşet” arayan bir savaş makinesi, diğer yanda karanlık zindanlarda bir esirin haysiyetini çiğneyip bunu “zafer” naralarıyla kutlayan bir zihniyet... Biz bugün sadece bir savaşı değil, insanlık onurunun son nefesini verişini izliyoruz.

Fotoğrafta SDE Teiman Hapishanesi önünde gösteri yapan aşırı sağcı gruplar ve Milletvekilleri yer alıyor yandaki fotoğraf). “Adaletin iflası: İşkenceci askerlerini yargıdan kaçırmak için askeri üssü basan güruh. Bir toplumun, suçlusunu ‘kutsal’ ilan ettiği an, hukukun cenaze namazı kılınmıştır.”

HAYSİYETİN ÇARMIHA GERİLDİĞİ ÇÖL

Necef Çölü’nün kavurucu sıcağında, güneşin bile aydınlatmaktan utandığı bir yer var: Sde Teiman. Burası artık bir hapishane değil, insan ruhunun sistematik bir şekilde öğütüldüğü bir karanlık laboratuvarı. Temmuzun o meşum sıcağında sızan kamera kayıtlarını hatırlayın. Bir grup asker, bir esirin etrafını kalkanlarla çeviriyor. O kalkanlar sadece bir duvar değil vicdanın dışarı sızmasını engelleyen birer barikattı. O barikatların arkasında bir insanın, bir babanın, bir evladın haysiyeti parça parça ediliyordu.

İşkencenin dili yoktur ama acının feryadı göğü deler. O esirin hastane odasındaki bitkin bedeni, aslında hepimizin ortak onuruydu. Fakat trajedi burada bitmedi. Asıl dram, o canilerin kelepçelenmesi beklenirken, sokaklara dökülen güruhların onları “kutsal savaşçı” ilan etmesiyle........

© Aydınlık