menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Yükselen Aslan Operasyonu” Nasıl Tökezledi?

50 0
05.06.2026

Bir Açık İtirafın Ontolojisi

26 Mayıs 2026 tarihinde İsrail’in en yüksek tirajlı gazetelerinden Israel Hayom, manşetinden yalnızca bir istihbarat skandalını değil, aynı zamanda modern siyasal şiddetin yeni bir veçhesini ilan etti: “We are not done with Iran. We are just getting started” (“İran’ı bitirmedik, daha yeni başlıyoruz”). Bu söz, Soğuk Savaş’tan bu yana süregelen örtülü operasyonlar tarihinde bir dönüm noktasıydı; zira ilk kez bir devlet, bir başka egemen devlete yönelik rejim değişikliği girişimini  kaçıncı kez resmi bir gururla ifşa ediyordu. Yedioth Ahronoth, The New York Times, The Wall Street Journal ve Ynetnews gibi uluslararası medya kuruluşlarının müteakip ifşaatlarıyla birleştiğinde, 2026 yılının Ocak ayında İran’da tanık olunan şiddet olaylarının ardındaki operasyonel plan, aktörler ve stratejik hedefler netlik kazandı. Bu analiz, söz konusu planın yapısını ve nihayetinde karşılaştığı stratejik hezimeti, İran’ın tarihsel dirençliliği, teknolojik egemenliği ve ulusal birlik refleksi perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır.

I. Operasyonel Çerçeve: Çok Katmanlı Yıkım Stratejisinin Mimarisi

Mossad’ın tasarladığı plan, klasik askeri doktrinleri aşan, hibrit savaşın en sofistike örneklerinden biriydi. Strateji, devlet aygıtını “yukarıdan” (liderlik suikastları ve siyasi elitin itibarsızlaştırılması) ve “aşağıdan” (kışkırtılmış toplumsal huzursuzluk ve silahlı ayaklanma) eş zamanlı olarak çökertmeyi hedefleyen iki ana eksen üzerine kuruluydu. ABD ve İsrail, bu iki seçeneği aynı anda devreye sokarak İran’daki siyasi yapıyı tam bir kaosa sürüklemeyi amaçlıyordu.

A. Algı Yönetimi ve “Zehir Makinesi” Operasyonu

Planın ilk katmanı, Mossad’ın 2021 yılında kurduğu gizli “etki operasyonları birimi” tarafından yürütülen sofistike bir algı mühendisliğiydi. “Zehir makinesi” olarak adlandırılan bu sistem, sosyal medya ağları üzerinden yaydığı dezenformasyon ve itibarsızlaştırma kampanyalarıyla İran’daki üst düzey yönetici kadroları hedef aldı. Bu makinenin etkinliğinin en çarpıcı örneği, dönemin İranlı üst düzey yetkilisi Rüstem Kasımi’nin görevden düşürülmesiydi. Kasımi’nin Malezya ziyareti sırasında eşi olmayan bir kadınla çekilmiş bir fotoğrafı Mossad tarafından sızdırılmış ve yetkili birkaç gün içinde istifaya zorlanmıştı (Israel Hayom, 28 Mayıs 2026). Mossad yetkilisi O.’nun ifadesiyle, bu tür operasyonlar “bir suikasttan çok daha ucuz ve basit”ti. Bu, devlet yapısına karşı bir güven erozyonu yaratmayı hedefleyen psikolojik savaşın yalnızca görünen yüzüydü. Artık operasyon yalnızca sınırda, cephede veya hava sahasında yürütülmemektedir. Cephe; cep telefonlarında, sosyal medya algoritmalarında, özel hayat sızıntılarında, ekonomik beklentilerde ve korku atmosferinde kurulmaktadır. Bu, Clausewitz’in savaş tanımının dijital çağdaki karşılığıdır: siyasetin başka araçlarla değil, artık psikolojik ve bilişsel araçlarla sürdürülmesidir.

B. “Gizli Ordu” ve İçeriden Vuruş

Planın askeri ayağının belki de en cüretkâr bileşeni, Mossad’ın İran içinde oluşturduğu “gizli ordu” yapılanmasıydı. Ynetnews’in 1 Haziran 2026’daki haberine göre, İsrail’de eğitilen İranlı siviller, Rising Lion operasyonunun açılış vuruşunda kritik roller üstlenmek üzere ülkelerine dönmüş ve yıllarca sivil hayatlarına devam ederek misyon emrini beklemişlerdi. Bu ekiplerin temel görevi, İran hava savunma sistemini felç ederek İsrail Hava Kuvvetleri’nin Tahran semalarında hareket serbestisi kazanmasını sağlamak ve Devrim Muhafızları’nın üst düzey komuta kademesini hedeflemekti. Mossad Direktörü David Barnea, operasyon gecesini Kirya’daki komuta merkezinde Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte izlemiş, sahadaki ajanlar ile hava unsurları arasındaki senkronizasyonun “bir saat gibi işlemesi” üzerine gülümsemeye başlamıştı. Ancak bu gülümseme, ileride görüleceği üzere, stratejik bir yanılsamanın ifadesiydi.

C. Psikolojik Harp: Doğrudan Tehdit Stratejisi

Operasyonun en sıra dışı taktiklerinden biri, The Wall Street Journal tarafından belgelenen psikolojik harekat unsurlarıydı. Mossad ajanları, İranlı güvenlik komutanlarını bizzat arayarak onlara ve ailelerine yönelik kişiselleştirilmiş tehditler savuruyordu. Sızan bir telefon görüşmesinde bir Mossad ajanının bir İranlı polis komutanına söyledikleri, bu baskının boyutlarını gözler önüne seriyordu: “Senin hakkında her şeyi biliyoruz. Kara listemizdesin… Halkının yanında yer alman için seni uyarmak için aradım. Bunu yapmazsan, kaderin liderinin kaderi gibi olacak.” Bu taktiğin en üst düzey hedeflerinden biri, İran siyasetinin önde gelen isimlerinden Ali Laricani’ydi. Laricani, kendisine yapılan “12 saat içinde ülkeyi terk et, yoksa öldürüleceksin” tehdidine verdiği yanıtı, “Cevabı kendilerine ve Netanyahu’ya layık bir şekilde verdim” sözleriyle özetledi (İran devlet medyası, Temmuz 2025). Bu direnç, Mossad’ın İran devlet aygıtının çözüleceğine dair temel varsayımının geçersizliğini en........

© Aydınlık