Makineleşme ve kırsaldan kopuş (1) |
2026 yılı Kurban Bayramı arifesindeyiz. Bayramınız kutlu olsun. Sağ olursam, gelecek ay ortasında 83 yaşını bitireceğim. Tarihin hızlandığı bir zaman diliminde geçen bir ömür sürmüşüm. 1924, 1961 ve 1982 tarihlerinde çıkarılmış üç anayasa, 51 hükümet, 2 kabine döneminde yaşamış bulunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı, ilkokula başladığım yıl sona ermiş, 14 Mayıs 1950’de Demokrat Parti iktidarı başlamıştı.
1950 yılında Türkiye’nin nüfusu 21 milyon olup, bunun yüzde 25’i kentlerde, yüzde 75’i köy ve nüfusu 20 binden az olan kasabalarda yaşamakta, temel geçim kaynağını tarım oluşturmakta idi. O zaman yapılan tarım hakkında fikir vermek üzere bazı anı ve gözlemlerden söz edelim.
Çalışmakta olduğumuz yere, önüne kattığı iki öküz ve takım taklavatını sardığı eşeğiyle gelmişti Pala Osman. Boyunduruğu öküzlerin boynuna geçirdikten sonra sabanın okunu boyunduruğa sıkıca bağladı. Elinde övendire adı verilen bir alet vardı. İki metre uzunlukta bir sopanın kalın tarafına spatulayı andıran bir sıyırıcı takılmış, ince kısmın ucuna uzunlamasına çakılan çivinin ucu sivrilmişti. “Doha” diyerek ve övendirenin sivri ucuyla dürterek harekete getirilen öküzlerin gücüyle toprak işleniyordu. Yakınımızdaki kıraç tarlada epey çalıştıktan sonra öküzlere yem verdi ve yanımıza geldi.
Babam “Pala, neden beygir çifti kullanmıyorsun?” deyince, “Ali abi, beygir çok yem yer, öküz kanaatkâr hayvandır, yavaş olsa da güçlüdür.” dedi. Bir çift öküz ile yılda 40-50........