Kırılgan yapı

Soluk almak, su içmek ve beslenmek temel gereksinmelerdir. Bunlara giyinme, barınma, ısınma, sağlık koruma ve benzerleri de eklenebilir. Vazgeçilemeyen bu gereksinmeleri karşılayacak mal ve hizmetlerin sürekli şekilde sağlanması zorunludur. Bunların pek azı doğada kullanıma hazır olarak bulunur. Esas olan toplumların ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri, kendi olanaklarıyla üretmesidir. İrili ufaklı pek çok ülke var. Rusya, Çin, Hindistan, Kazakistan, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, Kanada, Avustralya gibi kıta büyüklüğünde ülkeler bile ihtiyaç duydukları ürünlerin ve hizmetlerin tümünü kendileri üretemiyor. Hammadde ve enerji kaynakları, iklim koşulları, arazi durumu, teknik altyapı gibi pek çok kısıtlayıcı etmen var. Ürünleri koşulların elverişli olduğu yerde fazlasıyla üretmek ve üretilmesi olanaklı ya da avantajlı olmayan ürünlerle takas etmek yoluna gidiliyor.

TİCARET

Dünyanın çeşitli ülkeleri, örümcek ağından daha karmaşık ticari ağlarla birbirine bağlıdır. Düşman olan ülkeler bile birbirinden alışveriş yapıyor. Rekabet acımasız, serbest ticaret diyenler cebren veya hile ile piyasaya hakim olmaya çalışıyor. Yaptırımlar, ablukalar, sabotajlar gırla gidiyor. Bir ada devleti olan Küba’yı denizden ablukaya alıp temel gıda maddelerinin girişine bile izin vermeyen zorbaların hâkim olduğu bir dünya düzeni var. Okul çocuklarını geçtik, devlet başkanlarının bile yaşamı güvence altında değil. Hiçbir etik kuralı tanımayan zorbalar kol geziyor.

SALDIRI

ABD ve İsrail, uyduruk gerekçelerle İran’a ikinci kez saldırdılar. Devlet başkanı dahil pek çok üst düzey yöneticiyi öldürdüler. Bir kargaşa ortamı yaratarak kendilerine yandaş bir yönetim oluşturmayı düşündüler. Köklü bir devlet geleneğine sahip İran, direnç gösterdi ve bu kez hızlı tepki verdi. Füzelerle uçak gemilerini kovaladı, saldırganların askeri alt yapısını tahrip etti ve umulmadık şekilde dayanışma göstererek alanda hakimiyet kurdu. Saldırganlar, niyetlendikleri kara harekâtını göze alamadılar. Hava bombardımanları çok zarar verdi ama sonuç almaya yeterli olmadı. ABD’nin her zamanki bağdaşıkları, bu haksız saldırıya ortak olmak istemedi. İran, Hürmüz Boğazı’nı denetim altına alınca petrol ve doğal gaz akışı kısıtlandı. Avrupa ülkeleri başta olmak üzere pek çok yerde enerji krizi başladı. Taşıma ücretleri arttı, ticaret hacmi azaldı ve gönderiler aksadı.

Şimdilik yaşanmakta olan yerel bir savaş. Hürmüz Boğazı’ndan petrol sevkiyâtı önemli ölçüde devam ettiği halde, krizin yıkıcı etkileri çok kısa sürede ortaya çıktı. Savaş uzar ve Hürmüz ve Bab-ül Mendep boğazları tümüyle kapanırsa dünya çok daha ciddi bir tehditle karşılaşacaktır.

CEPHANE VE GÜBRE

Patlayıcılar ve azotlu gübre, doğal gaz ve petrol türevlerinden yapılıyor. Yapım aşamasında yoğun şekilde enerji kullanılıyor. Körfez ülkelerindeki petrol ve gübre üretim tesisleri isabet alındı ve hasar gördü. Eğer varsa stokların sevki de mümkün değil. Kuzey yarım kürede yazlık ürünlerin ekim zamanı ve gübre kıtlığı var. Nakliye zor ve pahalı. Petrol pahalılaştı ve miktar kısıtlamaları başladı. 1974’ten beri petrol krizinin gıda krizine yol açtığını biliyoruz.

Bütün ülkeler için gıda güvenliği en başta gelen konudur. Ülkemiz her durumda halkını doyuracak potansiyele sahiptir. Ancak tarımsal üretimin değişen koşullara göre yeniden şekillendirilmesi gerekmektedir. Üreticiler özellikle dışarıdan tedarik ettiğimiz girdi fiyatlarının yüksek olduğundan yakınmaktaydı. Girdi fiyatları bir kat daha yükselirse onların kullanımı ekonomik olmaz. Girdilerin fiziken bulunmadığı durumlara göre de çözüm üretmek zorundayız.

İSRAFI ÖNLEMEK ZORUNDAYIZ

Azotlu gübrelere erişemezsek havada milyarlarca ton azot var. Havadaki azottan yararlanmayı mümkün kılan bitkiler var. Organik atıklardaki azottan yararlanmamızı sağlayan teknikler var. Su, azot, fosfor, karbon döngülerini sağlayarak üretimi sürdürme olanağı vardır.

İsrafı önlemek zorundayız. Üretim merkezleri, tüketim merkezlerine yakın olmalı, taşıma giderleri azaltılmalıdır. Balkonda, terasta, parkta, bahçede besin üretmeyi başaracağız. Alışkın olmadığımız besinleri de tüketmek zorunda kalabiliriz. Zorluklar, öğretici ve ikna edicidir. Azla yetinmek ve kanaatkâr olmak gerekecektir. Yardımlaşma ve dayanışma şarttır. Rahatımızdan vazgeçip bedensel olarak üretime katılmayı da göze almalıyız.

Mazlumlar dünyasının temsilcisi İran, azgın emperyalizme çok güzel bir ders verdi. Mazlumlar bir araya gelince dünyamız yaşanabilir bir gezegen olmayı sürdürecektir.


© Aydınlık