menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Besin egemenliği

10 0
latest

Bu yazı Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 106. yıl dönümü olan 23 Nisan 2026 günü kaleme alınmıştır. Canlıların yaşamını sürdürmesi için beslenmeleri gerekir. Aç kalarak yok olma korkusu, insanların bilinçaltına yer etmiştir. Bu korku kullanılarak büyük kitleler harekete geçirilebilir. Besin egemenliği, ulusal egemenliğin ön koşuludur. Besin egemenliği, küçük ölçekli ve aile tarımının yerini alan ihracat odaklı, endüstriyel tarıma karşı yeni bir tarım modelinin ortaya konulmasıdır. Dünya gıda piyasasının yerel piyasayı olumsuz etkileyen kurallarına bağlı olmaksızın, ülkelerin gıda konusunda kendilerine yeten bir kapasiteye sahip olmasıdır.

KÜÇÜK AİLE İŞLETMELERİ

Dünya nüfusunun yüzde 70’i küçük aile işletmeleri tarafından beslenmektedir. Bunların çoğunluğu 20 dekar ve daha küçük araziye sahiptir. Geleneksel olarak elde ettikleri tohumlar, büyük bir çeşitliliğe sahiptir. Bunlar arasında hastalık ve zararlılara ya da aşırı iklim koşullarına dayanıklı çeşitler bulunabilir. Bu tohumlar piyasada satılabildiği gibi takas da edilebilir. İstenirse hediye veya bağış şeklinde de verilebilir. Aynı durum damızlık hayvanlar için de geçerlidir. Çeşitli ürünler bir arada yetiştirilerek ürünler arasındaki ilişkilerden yararlanılır. Toprağın verimliliği korunur. Doğal ve ekonomik risklere karşı dirençli bir yapı söz konusudur. Sağlıklı ve besleyici ürünler elde etme çabası vardır.

ENDÜSTRİYEL TARIM

Kimyasal girdiler kullanarak tek ürün yetiştiriciliğine dayanan, büyük ölçekli endüstriyel tarımda temel amaç kâr etmektir. Başlıca hedef üretimi artırmak ve elde edilen ürünü pahalıya satmaktır. Tek ürün yetiştiriciliği hastalık ve zararlıların yoğunlaşmasına neden olur. Bu durumda tarımsal mücadele ilaçları kullanımı kaçınılmaz hale gelir. Ürün kalitesi ve çevre sağlığı açısından sakıncalar ortaya çıkar. Piyasaya sunulan ürünün besin değeri, lezzeti, kimyasalların bulaşması pek umursanmaz.

TOHUMCULUK

Endüstriyel tohumların ıslah materyali, çiftçilerin sistemine ve doğal biyoçeşitliliğe bağlıdır.Ticari sistem desteklenip, geleneksel yapı desteklenmediği zaman ekosistem ve insan hakları risk altına girer.

Bir bitki ve bitkinin genetik materyali, metaya dönüştüğünde küçük grupların tohumları kontrol etmesi ve insanların çoğunluğunun tohumlara erişimini kısıtlaması kolay hale gelir.

Islah edilmiş birörnek (homojen) tohum satın alınır. Melez (hibrit) tohumlar bir sonraki nesilde yüksek verim özelliğini kaybettiği için her yıl tohum almak gerekecektir. Başka bir canlıdan gen aktarılarak istenen özellik kazandırılmış tohum, genetiği değiştirilmiş tohum (GDO’lu) olarak adlandırılır. Aktarılan genlerin doğada ne gibi değişimler yaratacağı pek bilinmemektedir.

GDO’lu ürünlere aktarılan genlerin insanlarda alerji yapacağı ve zehirlenmelere yol açabileceği öne sürülmektedir. Gen aktarımı sırasında işaretleyici olarak antibiyotik direnç genleri kullanıldığından bu genlerin insan ve hayvan bünyesine geçmesi sonucunda antibiyotiklere karşı direnç oluşması olasıdır.

UYGULAMALAR

Türkiye’de GDO’lu ürün yetiştirilmesi yasaktır. GDO’lu mısır ve soya fasulyesinin hayvan yemi olarak kullanılması serbesttir. Her yıl milyonlarca ton mısır ve soya küspesi ithal edilerek karmayem üretiminde ve hayvan beslemede kullanılmaktadır.

GDO’lu ürünler yerel tarım sistemlerinin dışa bağımlığını artırmakta, belirli şirketlerin tekelleşmesine yol açmaktadır. GDO’lu ürünlerin tohum ticareti, dünya çapında çok büyük bir sektör haline gelmiş olup küresel bazı şirketlerin tekelindedir. Tarımsal mücadele ilacı üreten dört büyük şirket, ilaç piyasasının yüzde 70’ini ve küresel tohum piyasasının yüzde 60’ını kontrol etmektedir. Küçük aile işletmeleri, şirketlerin denetimindeki büyük ölçekli endüstriyel tarımın baskısı altındadır. Her yıl tohum satın almak isteyen üretici, tohumu belli firmalardan almak zorundadır.

TEHDİTLER

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından söylendiği ileri sürülen “Petrolü kontrol ederseniz ülkeyi kontrol edersiniz, tohumları kontrol ederseniz gıdayı kontrol edersiniz. Gıdayı kontrol eden, insanları da kontrol eder.” ifadesinde açık bir tehdit söz konusudur. Piyasa temelli besin üretiminin olumsuzlukları ortaya çıkmaktadır.

ABD ve İsrail’in saldırdığı İran, karşı hamle yaparak Hürmüz Boğazı’nı denetim altına almıştır. ABD de deniz ablukası uygulamaktadır. Dünya petrol, doğal gaz, kimyasal gübre, plastik hammaddeleri gibi tarımla ilgili girdilerin arzı kısıtlanmıştır. Kriz uzun sürerse, zaten yarım milyardan fazla aç insan olan dünyamızda kıtlık baş gösterecek ve yaygınlaşacaktır.


© Aydınlık