Barthes’ta aşk: Söylem ve parçalanma

Roland Barthes, Bir Aşk Söyleminden Parçalar’a, ilkin basit görünen ama metnin bütününü taşıyan bir tespitle başlar: “Bugün aşk söylemi yalnızdır.” Bu yalnızlıkla kastı, elbette, duygusal bir yalnızlık değil; aşkın düşünce dünyasından, bilgi alanından, hatta gündelik dilin ciddiyetinden çekilmesiyle ilgili bir yalnızlık, bu. Barthes’ı bu sonuca götüren ise aşkın çok konuşulmasına rağmen üzerinde az düşünülen, dile geldiği hâlde meşru bir bilgi nesnesi sayılmayan, böylece varlığını sürdürürken bile geri çekilen bir söylem hâline gelmesi. Barthes’ın müdahalesi de burayadır: Aşkı tanımlamaya girişmez, onun özünü yakalamaya çalışmaz, hatta bu tür bir çabanın kendisini askıya alır. Bunun yerine, aşkın nasıl konuşulduğunu, hangi dille kurulduğunu, hangi anlarda kendini açığa vurduğunu izlemeye koyulur. Bu yönelim, metnin bütün yapısını belirler. Çünkü burada aşk, bir konuşma biçimi olarak ele alınır, kavramsal bir tanımın konusu hâline getirilmez.

Bu yüzden Barthes’ın metninde temel birim “beti”dir. Beti, aşkın içinden geçen bir dil, bir bekleyiş, bir yokluk hissi, bir kıskançlık, bir taşma, bir batış… Bunların her biri kendi başına beliren, kendi yoğunluğunda parlayan ve sonra da dağılan birer uğraktır. Barthes’ın ifadesiyle beti, “iş başında âşıktır.” Öyleyse burada gördüğümüz şey aşkın konuştuğu an, kendisi değil; daha doğrusu, konuşmak zorunda kaldığı andır. Bu tercih, aşkın bütünlüğünü parçalamaktadır. Çünkü betiler bir araya gelerek bir yapı oluşturmazlar. Barthes, onların hiçbir mantıkla birbirine bağlanmadığını özellikle vurgular. Aşk, bu anlamda, bir hikâye kurmaz.Biriken, ilerleyen ve sonuçlanan bir şey değildir o. Hep aynı yerde ve her seferinde başka bir yoğunlukta yeniden başlar.

Roland Barthes

AŞKIN PARÇALANMASI

Burada önemli olan, bu parçalanmanın yalnızca biçimsel bir tercih olmadığını bilmektir. Çünkü Barthes’ın gördüğü şey, aşk deneyiminin kendisinin zaten bu dağınıklık içinde yaşandığıdır. Seven özne tutarlı bir anlatı kurmaz, sürekli yer değiştirir, aynı duygunun etrafında dolanır, kendi kendine konuşur, kendi sözünü tekrar eder, bozarak yeniden kurar. Bu hareketlilikte bir düzen kurulamaz; söz konusu olan bir sürüklenmedir. Bu sürüklenme, öznenin konumunu da değiştirmektedir. Barthes’te âşık, karşılıklı bir ilişkinin içindeki kişi değildir. Konuşan özne vardır ama bu konuşma çoğu zaman karşılık bulmaz. Metnin kendisinin söylediği gibi âşık, konuşmayan bir ötekinin karşısında kendi kendine konuşur. Bu durum, aşkı, tek bir öznenin içsel hareketine dönüştürür.

Barthes’ın yaklaşımının gücü ile sınırı, burada, birbirine değmeye başlar. Gücü, aşkın deneyimsel yoğunluğunu, onun dil içindeki formunu, bekleyişin, yokluğun, kaygının, taşmanın ince ayrımlarını olağanüstü bir hassasiyetle yakalamasıdır. Aşkın genellikle büyük kavramlar altında ezilen yönlerini ve küçük anları, geçici kırılmaları, adı konulamayan halleri göstermektedir.Ama aynı anda bir daralma,bir sınırdır bu. Çünkü aşk, giderek yalnızca bu anların toplamı gibi görünmeye başlar. Parçalar vardır ama bu parçaların neyi kurduğu belirsizdir. Betiler çoğalmaktadır ama bu çoğalma bir bütünlüğe doğru ilerlemez. Aşk, bir yapı olmaktan uzaklaşır; bir akışa, üstelik kesintili bir akışa dönüşür. Kurduğu bu yapıyla Barthes’ın metni, farkında olarak ya da olmayarak, aşkı söylem düzeyine sıkıştırır. Gerçi Voltaire’in yaptığı türden bir indirgeme yoktur onda.Aşk doğaya çekilmez, biyolojik bir zemine kapanmaz. Ama başka bir tür daralma ortaya çıkar: Aşk, dilin içine kapanır. Söylenen, dile gelen, ifade edilen kadar vardır, onun ötesi boşluk. Oysa aşk, iki öznenin birlikte kurduğu bir dünya olarak, dilin ötesinde de işler ve asıl orada işler. Çünkü bu yapı, bir süreklilik, bir tekrar, bir emek içerir. Aşk, tekil anların toplamından çok bu anların birbirine bağlanma biçimidir.

SÖYLEM VE SINIR

Barthes’ın metninde eksik olan bu bağdır. Betiler arasındaki kopukluk korunmakta ve hatta bilinçli olarak sürdürülmektedir. Aşkın bir anlatıya dönüşmesi, bir süreklilik kazanması, bir dünya kurması geri plana itilir. Böyle olunca, aşkın öznesi de parçalanır. Konuşan özne sürekli olarak kendi sözünün içinde dolanır. Öyleyse Barthes’ın yaptığı aşktan çok aşkın çözülme anlarını saptamaktır. Aşkın dağılması, parçalanması, kendine çekilmesi, bir söyleme dönüşmesi…Onun görüşlerindeki sınır da buradadır. Çünkü aşkın kurucu boyutu, iki özne arasında açılan ortak alan, bu söylemin dışındadır.

Metnin başındaki yalnızlık tespiti, böylece başka bir anlam kazanır. Yalnız olan, aşk söylemidir; çünkü salt dış dünyadan kopmuş değildir, kendi içinde de bölünmüştür. Parçalara ayrılmış, sürekliliğini yitirmiş, kendi bütünlüğünü kuramayan bir deneyimdir artık o. Barthes bu durumu saptar ama onu aşmaya yönelmez. Bu yüzden bu metin, olsa olsa, aşkın belirli bir görünümünü gösterir, onun hakikatine ulaşamaz.


© Aydınlık