Yazlık sinemaların öncüsü kent bahçeleri

Yeni icat sinema, ilk yıllarında kendi mekânı ve elamanlarını oluşturamamış, ancak kendisine en yakın/uygun olan bir başka sanat/eğlence dalının mekanıyla elemanlarından yararlanmayı tercih etmiştir. Sinema ile tiyatronun yakınlığını da bu mekân/eleman arayışındaki uygunluk oluşturmuştur. İlk filmler; önce tiyatro salonlarında gösterim olanağını yakaladıktan sonra, nasıl ki zaman içinde kendi mekanlarına kavuşmuş ise, yazlık sinemalar da buna benzer bir süreçten geçerek; gazino, kıraathane, çay bahçesi, dinlence ve eğlence gereksinimlerini bir arada karşılayan bahçelerde başlamış, sonrasında bu çok amaçlı mekanlardan (bahçelerden) kurtularak; sabit bir makine dairesi, perde, ve masalar yerine belirli bir düzenle dizilmiş sandalyelerden oluşan kendilerine özgü dizayn edilmiş alanlara geçiş yapmıştır. İlk önceleri yazlık sinemaların bahçe sinemaları olarak adlandırılması da bu nedenledir.

Mahmut Yasari “İstanbul’un Bahçeleri” adlı yazısında “bahçelerin” bilinen anlamı dışında kullanım işlevsellikleriyle değerlendirildiğini ya da diğer bir deyişle, her kültür/sanat/eğlence yaz etkinliği mekânının “bahçe” ile ifa edilerek, bir çeşit yaptıkları etkinliklerle isimlendirildiğine dikkati çeker. Bu durum aynı zamanda “bahçe sinemalarından” “yazlık” ya da “açıkhava sinemaları”na geçiş sürecini de çok iyi tanımlar. Yasari, sözü edilen yazısında bahçe hakkında “Eskiden İstanbul’da, halk için bahçe denilecek bahçe pek azdı, hatta yok gibiydi. İstanbul’da eskiden beri “bahçeli lokanta”, “bahçeli gazino”, “bahçeli meyhane”, “bahçeli........

© Aydınlık