Dik bir yokuş: Liderlikte kadınlar-4
Geçen haftalarda kadınlar için üst düzey liderliğin çok dik bir yokuş olduğunu işlemeye başladım. Tarihten, geçmişten sayılarla örnekler verdim, kadınların liderlik ve yöneticilik konularında ne kadar az sayıda olduğuna değindim. Peki neden? Neydi engeller? Geçen hafta “Gizli Kültür Egemelikleri”ne değindim ve özellikle de erkek kültürünün egemenliğine.
Egemenliğin birinci şartı olan fizik kuvvet binyıllar içinde kültürümüze nasıl girmiş, anlatmaya çalıştım. Fizik kuvvetin, kas, boy ve posun önemli olduğu bin yıllar, yüzyıllar önce insanların, ailelerin, ülkelerin egemenliğinin fiziksel güce bağlı olduğu zamanlarda liderler doğal olarak erkekler arasından çıkmış. Bu kültür hegemonyası ikinci adımda toplumsal sosyalizasyonu da yönetmiş.
Kadınlara ne serbest ne yasak, kız çocukları nasıl yetişirse toplumda kabul görür, erkek süzgecinden geçmiş. Böylece, örneğin iffet, evlilik dışı çocuk dünyaya getiren kadına da doğan çocuğa da iyi bakmamış toplum. Erkek kendi için iffeti tanımlamamış ama çocuk ve kadın için tanımlamış, o çocuğu yapmış ama mirasından menetmiş. Sesi gür çıkan, kendini öne çıkaran, lider kişilikli kadınları da toplum pek kabul etmemiş. Biz akademide buna “Kadınların Sosyalizasyon Teorisi” diyoruz.
Bu teori eşitsizliğin nedenini kadınların sosyalizasyonu olarak açıklamakta. Diğer bir deyişle hem Batı hem de Doğu toplumlarında kız ve erkek çocuklarının yetiştirilme biçimlerinin bu eşitsizliğe neden olduğu öne sürülmekte. Düşük beklenti tuzağını, başarı kazanmaktan korkmayı, bağımlı olmayı yeğ tutmayı, erkek dünyasına uyarlanmaya çalıştıklarını, yanlış değerlendirildiklerini yazmıştım.
Kadınların normun (normalin) deviasyonu olarak görüldüklerini, üst düzey konumlarda istisna olduklarını ve istisna olunca etiketlendiklerini, çok eleştirildiklerini işlemiştim. Kadınların sosyalizasyonu sürecinde edindikleri bazı değer, tutum ve davranışları özetle; otorite, bağlılık, onaylanma, kesinlik, sorumluluk duygusu, sempatik olma, ulaşılabilirlik olduğunu ve bunları tek tek açacağımı yazmıştım.
Kız çocuklar büyürken otorite hep başkasında olan ve onların uyması gereken bir kavram olmuştur. Kız çocuğu anne, baba, öğretmen, ağabey, eş, müdür, bölüm başkanı gibi kişilere boyun eğen, onların söyledikleri yönünde hareket eden, etmeyenlerin beğenilmediği, edenlerin övüldüğü örnekleri görüp yaşayarak büyümüştür.
Ona otorite karşısında güçsüzlük duygusu yaşaması öğretilmiştir. Erkekleri sorumlu, ön planda, kadınları onlara yardımcı olan konumlarda izlemiştir. Bu tarzı içselleştiren kadınlar otoriter rollerde kendilerini iyi ve rahat bulamayabilirler. İzleyecekleri farklı bir örnek de göremeyip her zaman kendi tarzlarını geliştiremeyebilirler. Erkekler otoriter........
