Mermerin vücut bulduğu kent: Afrodisias
İzmir-Denizli yolunda Kuyucak yakınlarından Aydın’ın Karacasu ilçesine doğru sapıldığında yol sizi bugün dahi görkemiyle dikkatleri üzerine çeken Afrodisias Antik Kenti’ne götürür. Karia’nın kuzey doğusunda, Menderes Vadisi civarında yer alan kent, stadion, tiyatro, buleterion, sebasteion gibi yapılarıyla ziyaretçilerini karşılar. Antik kentin hemen içinde kazılarda ortaya çıkan eserlerin sergilendiği bir de müze vardır.
Anadolu’da bulunan antik kentler arasında diğerlerinden sıyrılan pek çok özelliğe sahip Afrodisias Antik Kenti. Antik dönemde bölgenin heykeltraşlık merkezi olan kentte birçok heykeltraş yetişti ve o kişilerin yaptığı eserler döneminin sanatsal anlamda en üstün eserleri arasına girdi. Tanrıça Afrodit’e adanan kentler arasında en ünlüsü olan Afrodisias, Karia bölgesinde yer alır. Kentte kazıların başlamasıyla birlikte üzerine kurulmuş olan Geyre köyü taşınır ve antik kent biraz daha ortaya çıkar. 2009’da UNESCO Dünya Kültür Mirası’nın geçici listesine alınan Afrodisias 2017’de ise kalıcı listeye dahil olarak Dünya Mirası kategorisinde kendine yer bulur.
ANTİK KAYNAKLARDA AFRODİSİAS
Afrodisias’ın adına antik kaynaklarda az rastlarız. Bunda kentin asıl büyük ününü Roma döneminde yaşamış olmasının etkisi vardır. Byzantiumlu Stephanos’a göre kentin en eski ismi Ninoe’dir. Tanrıça Astarie ve tanrıça İştar’ın Akadca isimleri olan Nino, Nin ya da Nina ile ilişkili olduğu düşünülür. Aphrodite kültü ile İştar’ın da bağlantısı düşünüldüğünde Afrodisias isminin Ninoe’nin Helence bir çevirisi olduğu ihtimali ağırlık kazanır.
Strabon’un Coğrafya adlı kült eserinde de Afrodisias ismine doğrudan rastlamayız. Yazarın yaşadığı ve eserini yazdığı dönemde Afrodisias’ın henüz görkemli bir kent hüviyetine bürünmediği bilinir. Yaşlı Plinius olarak bildiğimiz Gaius Plinius Secundus adlı Romalı yazarın Doğa Tarihi adlı eserinde geçen Afrodisias ismi kentin yazılı kaynaklarda karşımıza çıkan en erken kullanımıdır. Klaudios Ptolemaios’ta kentin coğrafi olarak tanımlandığını görürken daha geç Bizans ve kilise kayıtlarında Afrodisias bir piskoposluk merkezi olarak karşımıza çıkar.
AFRODİT KÜLTÜ VE İNANCIN ŞEHRE YANSIMASI
Byzantiumlu Stephenos kenti Aphrodite ile anarak aslında kentin kimliğini de tanımlar ve dini kökeninin antik çağda da bilindiğini gözler önüne serer. Adını doğrudan Aphrodite’den alan kentin merkezinde büyük bir Aphrodite Tapınağı bulunur. Tanrıçaya adanan ritüeller adaklar ve düzenlenen festivaller ile kent bir kült merkezi işlevi görür. Fakat buradaki Aphrodite figürü Yunan mitolojisinde karşımıza çıkan klasik “aşk tanrıçası” değildir. Daha Anadolu kökenli öğeler barındıran tanrıça bu coğrafyadaki inançlarla oluşur.
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE AFRODİSİAS
M.Ö. 5 bin yılından günümüze kadar kesintisiz iskan edilen Afrodisias’ın günümüzde bilinen ismi M.Ö. 1. yüzyıldan itibaren yani Roma dönemiyle birlikte kullanılır. Kente adını veren tanrıça Afrodit aynı zamanda mitolojide Aeneas’ın da annesidir. Aeneas ise Troyalı bir kahramandır. Troya’nın yıkılışından sonra İtalya topraklarına giderek Roma’yı kurduğuna inanılan Aeneas, Romalıların soyunu başlatmıştır. Aeneas’ın annesi olarak bilinen Adrodit de dolaylı olarak bu hikayede rol oynar.
Homeros’un ünlü destanı İlyada’da Troyalılarla omuz omuza çarpışan kavimler arasında Karialılar da bulunur. Bu da bizlere Afrodisias’tan da savaşmaya gitmiş olan kişilerin olma ihtimalini gösterir. Bir dönem Karia adı Afrodisias ile bütünleşir ve bazı kaynaklarda şehrin isminin direkt Karia olduğunu da görürüz. Günümüzde antik kentin yakınlarındaki “Geyre” köyünün ismi de muhtemelen bu ismin günümüze dönüşerek gelmiş halini yansıtır.
AFRODISIAS’I ARA GÜLER Mİ BULDU?
Sosyal medyanın da etkisiyle doğruluğu teyit edilmeden hızla yayılan Afrodisias Antik Kenti’ni fotoğrafçı Ara Güler’in bulduğu bilgisi gerçeği yansıtmaz. Çektiği fotoğraflarla tanıtımına katkıda bulunmuştur diyebiliriz ancak. Zira o dönemde burada yerleşim vardı, antik kentin kalıntıları ise gözle görülebiliyordu fakat fotoğraflarının dünyaca ünlü dergilerde yayımlanmasının ardından dünya arkeoloji camiasının ilgisini çektiğini söyleyebiliriz.
Fotoğrafların ABD’de yayımlanmasının arından New York Üniversitesi’nde bulunan Kenan Erim’in dikkatimi çeker ve Erim, 1961 yılında Aydın’a gelerek antik kenti ziyaret eder. Akabinde ise New York Üniversitesi kentte ilk sistemli kazıları başlatır. Sonraki dönemde Oxford Üniversitesi de kazılara katılır ve uzun bir dönem Kenan Erim başkanlığında bu kazılar devam eder. Elbette kazıların başlamasıyla birlikte Geyre Köyü başka bir yere taşınacaktır.
KENAN ERİM VE BİR ÖMRÜN ADANDIĞI KENT
Charles Texier, Laborde ve Dilettanti Cemiyeti’nden çeşitli gezginler Afrodisias’ı ziyaret ederler. 1835’te Charles Texier ilk kez kente gelir ve yazıtların kopyalarını alır. Daha sonra birkaç kez kazı girişimleri olur. 1904’te bir Fransız grubu, 1937’de ise İtalyan bilgin Giulio Jacopi verimli kazılar yapar. 1961 yılından itibaren ise New York Üniversitesi adına kazıları Türk arkeolog Kenan Erim yönetmiştir. Erim, 1990’daki vefatına dek Afrodisias’ı kazmış ve bugünkü haline ulaşmasını sağlamıştır. Ekibiyle birlikte arkeoloji dünyasına birçok önemli heykel armağan etmiş ve görkemli yapıların açığa çıkmasını sağlamıştır. Erim’in ölümünden günümüze dek olan kazıları ise R. Roland Smith yürütmektedir.
AUGUSTUS’UN DOSTU, AZATLI KÖLE ZOİLOS
Afrodisias’ın kaderini değiştiren önemli isimlerden biri şüphesiz Zoilos’tur. Roma’da uzun yıllar köle olarak yaşayan Zoilos, İmparator Augustus sayesinde özgürlüğünü kazandı. Vatanına, Afrodisias’a geri dönmesi şehrinin de kaderini değiştirdi. Roma’da yaşadığı yıllarda Augustus’un yakın çevresine kadar yükselmesi ona özgürlüğün yanı sıra serveti de getirdi ve bu durum Afrodisias’a pek çok mimari yapı kazandırdı.
Zoilos kentin baş rahibi oldu. Tapınak, tiyatro ve agora gibi yapıların yapılmasında da önemli rol üstlendi. Onunki kişisel bir başarı hikayesi olmasının yanı sıra, kentine adanmışlığın da bir simgesiydi adeta. Kişisel ihtişamdan ziyade kentinin imarı ve geleceğini düşündü. Bir bakıma Afrodisias’ın Roma ile kurduğu güçlü yanların somut karşılıklarından biridir Zoilos.
ROMA’NIN GÖRKEMLİ ŞEHRİ: AFRODİSİAS
Afrodisias, Roma döneminde sıradan bir kent değil, bir kültür ve sanat merkeziydi aynı zamanda. Heykeltraşlık anlamında ulaştığı seviye, onu imparatorluğun dört bir yanına heykel gönderen bir şehir haline getirdi. Antik dönemdeki adıyla Salbakos, günümüzdeki ismiyle Babadağ’dan çıkan mermerler Afrodisias’ın ustalarının elinde kimlik kazandıktan sonra imparatorluğun pek çok yerine ihraç edildi. Bu durum kentin ekonomisini de uzun yıllar canlı tuttu.
Prehistorik buluntular arasındaki tanrıça figürinlerinin daha sonra Roma döneminde meşhur olan mermer ocaklarında üretildiği saptandı. Yine bu bilgi de Afrodisias’taki heykeltraşlığın ve mermer üretiminin çok daha eskiye dayandığını gösterdi.
Yalnızca heykeltraşlık alanında değil, astronomi, felsefe ve tıp alanlarında da Afrodisias ön plana çıkan şehirler arasında yer aldı. Sebasteion kabartmaları dönemin siyasi propagandasını sanatsal bir dille anlatırken, stadion, bugün dahi ayakta kalan en iyi korunmuş yapılardan biri olarak Roma mühendisliğinin gücünü gözler önüne serer. 30 bin kapasiteyle Afrodisiaslıları ve çevre kentlerden gelen kişileri ağırlayan stadion, yalnızca spor müsabakalarının değil, aynı zamanda toplumsal gösterilerin de sergilendiği bir yapıydı.
Afrodisias’ın en dikkat çekici yanlarından biri de kent planlamasıdır. Geniş caddeler, anıtsal kapılar ve düzenli yapılaşma, buranın sıradan bir yerleşim olmadığını açıkça ortaya koyar. Roma’nın estetik anlayışı ile yerel geleneğin birleştiği Afrodisias, adeta mermerin vücut bulmuş halidir.
GÜNÜMÜZDE AFRODİSİAS VE GEYRE KÖYÜ
Türkiye’de önde gelen antik kentlerin birçoğu genelde zamanla terk edildikleri için günümüzde yerleşimin kalmadığı kentlerdir. Toprağın yuttuğu kentler arkeolojik kazılarla açığa çıkar. Fakat Afrodisias’ta bu durum daha farklıdır. Günümüze kadar kesintisiz yaşamın devam ettiği kentin üzerinde kısa bir süre öncesine kadar Geyre Köyü bulunuyordu. Bir zamanlar antik kalıntıların üzerinde konumlanan Geyre, kazıların başlamasıyla birlikte yakın bir noktaya taşınmış ve böylece antik kent daha görünür bir hale gelmiştir. Elbette yaşanan deprem de bunda etkili olmuştur. Yıkılan evlerin aynı yerde yapılmaması arkeoloji tarihinin önemli anlarından biridir. Bu sayede bugünkü Afrodisias kalıntılarına ulaştığımızı söylemek doğru olacaktır.
AFRODİSİAS MÜZESİ
Türkiye’de antik kentle iç içe ve antik kentin ismini almış müze sayısı oldukça azdır. Bergama, Efes, Milet, Hierapolis gibi spesifik örneklerden birini de yine Afrodisias’ta görürüz. Hemen antik kentin içinde giriş kısmında Afrodisias Müzesi bulunur. Eserlerin çıktığı yerde, bağlamına çok yakın bir noktada sergileniyor olması bu müzeyi özel ve özgün kılar. Bu sayede ziyaretçiler eserleri görmekle kalmaz o eserlerin ait oldukları dünyayı da hisseder.
Prof. Dr. Kenan Erim ve sonrasındaki dönemde kazılardan çıkan buluntular kronolojik ve tematik bir düzen içinde müzede sergilenir. Heykellerin bulunduğu salon ise adeta Afrodisias’ın neden bir sanat şehri olduğunu anlatır niteliktedir. Eserler Afrodisiaslı ustaların estetik ve teknik anlayışını gözler önüne serer.
Celcus heykellerini yerinde inceledik: Türkiye’den Viyana'ya götürüldülerArkeoloji
Osman Hamdi Bey’in arkeoloji devrimi: Âsâr-ı Atîka NizamnamesiKültür Sanat
