Geçen hafta yayınlanan yazımda siyasal ideolojilerin belirli ön kabuller (postülalar) üzerine inşa edildiğini söylemiş ve bazı örnekler vermiştim. Partilerin programları değişir, değişen koşullara bağlı olarak öne çıkardıkları çözümler farklılaşır. Fakat bir ideolojinin toplumun önüne koyduğu nihai hedef değişmez. Belirli bir ideolojiyi benimsemiş her parti, çeşitli stratejik dönemler ve bu dönemler boyunca geliştirdiği taktik aşamaların sonunda ideolojik hedeflerine varmayı hedefler.

Sosyal demokrasinin ön kabullerinin neler olduğuna baktığımızda ilk olarak kapitalizmin insanlığın ufku olduğu düşüncesini görürüz. 19. Yüzyılda sosyal demokrasinin ideolojik içeriğini inşa etme sürecinde Lasalle gibi reformcu liderler ve sendikacıların temsil ettiği uzlaşmacı eğilimlerle Marks arasında yoğun mücadeleler oldu. Mücadeleyi kimin kazandığını söylemek gereksiz. Sosyal demokrasinin kapitalizmi aşarak evrimsel yoldan da olsa sosyalizme varma hedefi Marks’ın zorlaması ile programlara girmişti. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilimsel sosyalizmin etkilerinden arınma çabası içinde önce sosyalizm hedefi nesnel sınıfsal dinamiklerle ilişkisinden arındırıldı. Bernstein ideolojinin yönünü, sosyalizm kapitalizmden ahlaken daha iyi olduğu için sosyalizmi hedefledikleri yönünde revize etti. Evrimsel ve ahlaki sosyalizm hedefi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD egemenliğinin yarattığı verili dünya koşulları içinde tümüyle terkedildi.

Sosyal demokrasi ile demokratik sosyalizm aynı anlama gelmez. Geldiği zannedilir. Sosyal demokratlar, bilimsel sosyalizmin ihtilalci akımlarından kendilerini ayırt etmek için, her şart altında parlamentarizme sadık olduklarını ve İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD liderliğindeki Batı dünya sistemine sadakatlerini belirtmek için bu kavramı kullandılar. Marks ve Engels’in üretim tarzlarına ve toplumsal değişmeye ilişkin bilimsel analizlerinden sonra sosyalizm kavramı, kapitalizmin aşılması iddiası ile özdeş hale geldi. Sosyal demokratlar da bir süre bilimsel sosyalizmin etkisiyle kapitalizmin evrimsel yoldan aşılmasını savundular. Ancak bilimsel sosyalizmin etkilerinden tümüyle arınma çabası ile geçen iki savaş arası dönemin sonunda netleştiler. Demokratik sıfatıyla nitelenen sosyalizm kavramı bugün, kapitalizmi aşma hedefinin henüz bir kalıntı olarak korunduğu zamanlardan kalma folklorik bir öğedir.

CHP’nin demokratik sosyalizm ile bir alakası yoktur. Demokratik sosyalizm kavramı 1960’ların Türkiye İşçi Partisi türünden partileri nitelemek için kullanılabilir. TİP, parlamenter ilkelere kuvvetli bir sadakat duyuyordu. Bu nedenle gençliğin antiemperyalist eylemlerinin ya da eski TKP’lilerin parti üyeliğine kabul edilmesinin partinin kapatılması ve parlamenter mevzilerin kaybedilmesiyle sonuçlanacağından korkuyordu. Seçimlerle oylarını attırarak hükümet kurma ve “İkinci Kurtuluş Savaşı”nı başlatmayı amaçlıyordu. Türkiye’nin emperyalist batı sistemi ile bağlarını çözmeyi, ABD üslerini boşaltmayı, NATO’dan çıkmayı ve kamulaştırmayı savunuyordu. Bu hedeflerin CHP’nin ne o gün ne bu gün durduğu yer ile hiçbir ilişkisi olmadığını söylemeye gerek yok sanırım.

İkinci ideolojik ön kabul olarak sosyal demokrasi, liberalizmin özgürlüğü ile sosyalizmin eşitliği arasında bir dengenin kurulmasını hedefler. Sosyal demokrasi bunu sosyal adaletçi yeniden dağıtım politikaları aracılığıyla yapmayı ve refahı yaymayı esas amaç olarak benimser. Fırsat eşitliği sağlamak üzere kaynak dağılımına sınırlı müdahaleler yapılarak kapitalizmi ehlileştirmek gerekir.

Sosyal demokrasi, kurucu ön kabullerinin bir sonucu olarak bilimsel sosyalizm ile liberalizmin arasındaki güç dengelerinden yoğun biçimde etkilenir. Ülkeden ülkeye ve dönemden döneme, sosyalizan sosyal demokrasi ile sosyal liberalizm arasında salınan bir ara ideolojidir. 1960-70’lerin dünyasında sosyalizmin ve milli kurtuluş hareketlerinin bütün dünyada yükselişte olduğu konjonktürde, özgürlük ile eşitlik arasındaki dengeyi eşitlikten yana bozmasının nedeni bu güç dengeleriydi. O yıllarda CHP, son tahlilde sistemin içinde kalmayı savunmakla birlikte, kendi solunun baskısını yoğun biçimde hissediyordu. Bu nedenle fabrikalarda özyönetimi savunan, “toprak işleyenin su kullananın” diyen, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapmayı ve haşhaş ekim yasağını kaldırmayı göze alan görece daha sol bir çizgi izliyordu. Benzer durum bütün dünya sosyal demokratları için geçerliydi. 1973 petrol krizini izleyen küresel kapitalizmin büyük durgunluk döneminde, Willy Brandt’ın başkanlığında Sosyalist Enternasyonal, azgelişmiş ülkelerin bütün borçlarının silinmesini ve sosyal refah devleti modelinin küreselleştirilmesini önermişti. Ancak büyük sermaye krizi bu yoldan değil, neoliberal yoldan aşmaya yöneldi ve yeni-sağın yükselişi başladı. Sosyalizmin geri çekildiği liberal-muhafazakâr akımların atağa kalktığı arkada kalan on yıllar boyunca, sosyal demokratlar esas olarak sağın etkisi altında kaldılar. Sosyal demokrasinin bugün 70’li yıllardaki “aşırı solculuğu” nedeniyle özeleştiri verdiğini, özgürlük ile eşitlik arasındaki dengeyi eşitlik yönünde bozduğunu ve kendisini “üçüncü yol” olarak tarif etmek suretiyle bir tür sosyal liberalizme dönüştüğünü görüyoruz. Bu salınım hareketinin nedeni sosyal demokrasinin ideolojik ön kabullerinin ve yapısal özelliklerinin sonucu olarak siyasal saflaşmada kendisi dışındaki güçlere göre konumlanmasıyla ilgilidir.

QOSHE - Sosyal demokrasi ve devrimci siyaset (2) - Atakan Hatipoğlu
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sosyal demokrasi ve devrimci siyaset (2)

16 18 1
13.08.2022

Geçen hafta yayınlanan yazımda siyasal ideolojilerin belirli ön kabuller (postülalar) üzerine inşa edildiğini söylemiş ve bazı örnekler vermiştim. Partilerin programları değişir, değişen koşullara bağlı olarak öne çıkardıkları çözümler farklılaşır. Fakat bir ideolojinin toplumun önüne koyduğu nihai hedef değişmez. Belirli bir ideolojiyi benimsemiş her parti, çeşitli stratejik dönemler ve bu dönemler boyunca geliştirdiği taktik aşamaların sonunda ideolojik hedeflerine varmayı hedefler.

Sosyal demokrasinin ön kabullerinin neler olduğuna baktığımızda ilk olarak kapitalizmin insanlığın ufku olduğu düşüncesini görürüz. 19. Yüzyılda sosyal demokrasinin ideolojik içeriğini inşa etme sürecinde Lasalle gibi reformcu liderler ve sendikacıların temsil ettiği uzlaşmacı eğilimlerle Marks arasında yoğun mücadeleler oldu. Mücadeleyi kimin kazandığını söylemek gereksiz. Sosyal demokrasinin kapitalizmi aşarak evrimsel yoldan da olsa sosyalizme varma hedefi Marks’ın zorlaması ile programlara girmişti. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilimsel sosyalizmin etkilerinden arınma çabası içinde önce sosyalizm hedefi nesnel sınıfsal dinamiklerle ilişkisinden arındırıldı. Bernstein ideolojinin yönünü, sosyalizm kapitalizmden ahlaken daha iyi olduğu için sosyalizmi hedefledikleri yönünde revize etti. Evrimsel ve ahlaki sosyalizm hedefi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD egemenliğinin yarattığı verili dünya koşulları içinde tümüyle terkedildi.

Sosyal demokrasi ile demokratik sosyalizm aynı anlama gelmez. Geldiği zannedilir. Sosyal demokratlar, bilimsel sosyalizmin ihtilalci akımlarından kendilerini ayırt etmek için, her şart altında parlamentarizme sadık olduklarını ve İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD liderliğindeki Batı dünya sistemine sadakatlerini belirtmek için bu kavramı kullandılar.........

© Aydınlık


Get it on Google Play