Türkiye’de sosyal demokrasi, mütarekeden beri partileri kurulmuş ama varlık gösterememiş bir ideolojiydi. CHP’nin sosyal demokratlaşması 1960’lı yılların konjonktürü ile ilişkili bir icattan başka bir şey değildi. Koşulların zorlaması ile sosyal demokrat olduklarını keşfeden CHP’li aydınlar o gün bugündür Atatürk’ün bir kez bile ağzına almadığı sosyal demokrasiyi Kemalizm’in içinden türetebilmek için göz yaşartıcı bir mücadele veriyorlar.

Siyasal ideolojiler, farklı öncüllerden hareket ederek topluma belli bir istikamet vermeyi hedefleyen düşünce sistemleridir. İdeolojilerde düşünce sisteminin üzerine kurulduğu ön kabuller (postülalar) farklıdır. Örneğin liberalizm insanın rasyonel bir varlık olduğunu (kendisi için en iyi seçeneği tercih edebilecek ve tercihinin sorumluluklarını üstlenebilecek akli kapasiteye sahip) ve toplumun özgür bireylerin aritmetik toplamı olduğunu ön kabul olarak alır. Bütün liberal ideolojiyi bu iki ön kabulün üzerine inşa eder. Liberalizmin ön kabulüne göre bireyler varoluşsal olarak zaten rasyonel varlıklar oldukları için, akıllarını kullanmalarını ve özgür tercihte bulunmalarını engelleyen ilişki ağları içine hapsolmaları halinde, bu rasyonel özün ortaya çıkamaması nedeniyle engelleri kaldırmak yeterlidir. Devletin, aristokrasinin, örgütlü dinin vb. engel oluşturmadığı serbestleşmiş bir ortamda herkes kendi çıkarının peşinde koşar ve toplum adeta “görünmeyen bir el” tarafından düzene konularak herkes için olabilecek en iyi düzen oluşur. Benzer şekilde bilimsel sosyalizm, sosyal demokrasi ya da muhafazakârlık farklı ön kabullerden yola çıkarak farklı toplum tasarımlarına ulaşırlar.

İdeolojiler tek tek toplumların ve nihai olarak insanlığın varması istenen hedeflerine ilişkin görüşleri içerirler. Ancak dünya üzerindeki toplumlar eşitsiz gelişme yasasına tabidirler. Farklı tarihlere, sosyolojik yapılara ve kültürlere sahiptirler. İçinde bulundukları nesnel koşullar farklı olduğundan çözülmesi gereken problemleri de farklıdır. Bu nedenle ideolojilerin farklı toplumlarda kendine özgü görünümler alması kaçınılmazdır. Örneğin İskandinav sosyal demokrasisi ile Latin Amerika sosyal demokrasisi birbirinden çok farklı görünümlere sahiptir. Öte yandan tarihsel süreçte bütün toplumlar değiştikleri için ideolojilerin gündemleri de değişir. Bilimsel sosyalizm 19. yüzyılda başka türden sorunları aşmaya çalışıyor, o dönemin olgularını analiz ediyor, çözümler geliştiriyordu. 20. yüzyılda başka, 21. yüzyılda başka türden sorunları aşmaya çalışıyor.

Ancak bütün bu tarihsellik ve toplumsallık çerçevesi içinde ideolojilerin ön kabulleri değişmemektedir. Analojiye başvuracak olursak, ön kabul ideolojinin omurgasını oluşturur diyebiliriz. İdeoloji omurganın üzerinde ayakta durur. Ama omurgayı saran kas ve kemik sistemi zamanla değişir. 21. yüzyıl liberalizmi hala insanların rasyonel varlıklar olduğu, rasyonel davranmalarını engelleyecek faktörlerin minimalize edilmesi suretiyle özgür bir topluma ulaşmanın istenir bir hedef olduğu ön kabulüne dayanıyor. Omurga budur. Eğer insanların rasyonel olduklarını kabul etmezseniz liberal olamazsınız. Benzer şekilde, insanların doğaları itibariyle yoldan çıkmaya, günah veya suç işlemeye programlanmış olduklarını, bu nedenle vesayet altında tutulmaları gerektiğini kabul etmezseniz muhafazakâr olamazsınız. Özgür bir toplumun sınıfların ortadan kalkmasıyla mümkün olabileceğini kabul etmezseniz bilimsel sosyalist olamazsınız.

Her ideoloji gibi sosyal demokrasi de farklı ulusal geleneklerin rengini taşıyor ve farklı tarihsel dönemlerde farklı gündemlere yoğunlaşıyor. 19. yüzyılda bu ideolojinin bizatihi adını belirleyen temel talep demokrasinin sosyalleştirilmesiydi. İşçi sınıfı, siyasal katılmayı mülkiyet faktörüyle sınırlayan burjuva (liberal) demokrasisine genel ve eşit oy talebi ile karşı çıkıyordu. Zaman içinde bu amaç gerçekleşti, bütün demokrasiler “sosyal” demokrasi oldu. Ancak sosyal demokrasi varlık amacına ulaşarak ortadan kalkmadı. Çünkü bu ideolojinin üzerine kurulu olduğu ön kabuller ortadan kalkmadı. Peki, nedir sosyal demokrasinin kendine özgü ideolojik ön kabulleri? Ulusal özgünlüklerden ve tarihsel gündem değişmelerinden farklı olarak, reddettiğimiz takdirde sosyal demokrasi sınırları içinde kalamayacağımız hangi ön kabuller üzerine, inşa edilmiştir bu ideoloji?

Tartışmaya devam edeceğiz.

QOSHE - Sosyal demokrasi ve devrimci siyaset (1) - Atakan Hatipoğlu
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sosyal demokrasi ve devrimci siyaset (1)

19 15 26
06.08.2022

Türkiye’de sosyal demokrasi, mütarekeden beri partileri kurulmuş ama varlık gösterememiş bir ideolojiydi. CHP’nin sosyal demokratlaşması 1960’lı yılların konjonktürü ile ilişkili bir icattan başka bir şey değildi. Koşulların zorlaması ile sosyal demokrat olduklarını keşfeden CHP’li aydınlar o gün bugündür Atatürk’ün bir kez bile ağzına almadığı sosyal demokrasiyi Kemalizm’in içinden türetebilmek için göz yaşartıcı bir mücadele veriyorlar.

Siyasal ideolojiler, farklı öncüllerden hareket ederek topluma belli bir istikamet vermeyi hedefleyen düşünce sistemleridir. İdeolojilerde düşünce sisteminin üzerine kurulduğu ön kabuller (postülalar) farklıdır. Örneğin liberalizm insanın rasyonel bir varlık olduğunu (kendisi için en iyi seçeneği tercih edebilecek ve tercihinin sorumluluklarını üstlenebilecek akli kapasiteye sahip) ve toplumun özgür bireylerin aritmetik toplamı olduğunu ön kabul olarak alır. Bütün liberal ideolojiyi bu iki ön kabulün üzerine inşa eder. Liberalizmin ön kabulüne göre bireyler varoluşsal olarak zaten rasyonel varlıklar oldukları için, akıllarını kullanmalarını ve özgür tercihte bulunmalarını engelleyen ilişki ağları içine hapsolmaları halinde, bu rasyonel özün ortaya çıkamaması nedeniyle engelleri kaldırmak yeterlidir. Devletin, aristokrasinin, örgütlü dinin vb. engel oluşturmadığı serbestleşmiş bir ortamda herkes kendi çıkarının peşinde koşar ve toplum adeta “görünmeyen bir el” tarafından düzene........

© Aydınlık


Get it on Google Play