Bir akşam saç tıraşı olmak için gittiğim berberde TV’de oynayan diziyi göz ucuyla izlemek zorunda kalmıştım. Çok zenginlerdi. Ne iş yaptıkları anlaşılmıyordu ama görkemli bir hayatları vardı. Fakat ne olmuşsa, Allah hepsinin belasını vermişti. Dizideki herkes birbirinden nefret ediyordu. Fitne, fesat, nefret, dedikodu ve sevgisizlik fırtınası içinde yaşamaktan sersemlemişlerdi.

Perşembe günkü Aydınlık’ta TGB İstanbul İl Başkanı Duygu Karabulut’un gençlik dizilerindeki yozlaşmış ilişkilere dair eleştirel yazısını okumadıysanız, mutlaka okumanızı öneririm. Sayın Karabulut, kurgunun normalleştirme etkisini ifşa eden son derece nitelikli bir inceleme kaleme almış. Kitle iletişim araçlarının toplum üzerindeki olumsuz etkileri konusu, sosyal bilimlerde çokça ele alınmış konulardan biri. Olumsuz toplumsal etkiler suçlamasına karşı içerik üreticileri ve medya kurumları, sürekli olarak bütün bu işlerin eğlence sektörünün mantığı içinde ele alınması gerektiğini savunageldiler. Ne de olsa bütün medya içeriği kurgudan ibaretti ve eğlenmek için üretilmiş içerikleri ciddiye alan varsa, bu onların sorunu olarak görülmeliydi.

Kitle iletişim araçları bireysel düzeyde serbest zamanı değerlendirmek gibi olumlu bir işleve sahiptirler. Toplumsal düzeyde ise olumludan çok olumsuz işlevleri öne çıkar. Bunun hem toplumun verili koşullarından hem de kitle iletişim araçlarının rekabet koşullarından kaynaklanan nedenleri vardır. Her toplumda eğitim düzeyleri düşük olanların sayısı yüksek olanlardan daha fazladır; bilgisiz ve savunmasız insanların sayısı bilgili insanlardan fazladır. Geniş kitleler medyadan eğlenmenin ötesinde öğrenme ve taklit etme boyutuyla etkilenmeye daha açıktırlar. Medyadan öğrenme, sadece tarih dizisinden tarihsel olayları öğrenmeye çalışma gibi akademik bir anlama gelmez. Aynı zamanda “demek bu işler böyle oluyormuş” sonucunu çıkarsama, yani davranışı öğrenme, eyleme yönelik koşullanma anlamına da gelir.

Kitle iletişim araçlarının olumlu toplumsal işlev görmelerinin en büyük engeli, bu konudaki devlet politikalarının demokratik rekabete müdahale ile ilişkilendirilmesidir. Batılı ülkelerde ve bizde hükümetler kitle iletişim araçlarına kamu yararı görüntüsü altında partizan müdahalelerden fazlasını yapmayı beceremediler. Özel şirketleri kendi haline bırakıp kamu yayıncılığı yaptıklarında da sonuç değişmedi, bu kez kamunun elindeki kitle iletişim araçları arpalık olarak kullanıldı.

Kitle iletişim araçları iyi tanımlanmış bir kamu yararı anlayışı tarafından çerçevelenir ve hükümetler tarafından yozlaştırılamayacak şekilde yasal statüye kavuşturulursa olumlu toplumsal işlevlere sahip olabilir. Örneğin İstanbul Türkçesini yaygınlaştırabilirler. Ama bunun için iyi tanımlanmış bir dil hassasiyeti politikasına tabi kılınmaları gerekir. Olumlu rol modelleri üzerinden demokratik siyasal katılmaya veya sağlıklı bir toplumsallaşmaya katkı yapabilirler. Ama bunun için merkezi bir kitle iletişim politikasının güdümü altında olmaları gerekir. Örneğin Türkiye’de kitap okuma düzeyinin düşüklüğünden hep şikâyet edilir. Oysa milyonlarca insanın seyredip etkilendiği dizilerde kadınların taktığı takılar modaya dönüşür, dizilerin çekildiği yerler ziyaretçi çekerken hiçbir dizide rol modeli olan oyuncular karşımıza iyi birer kitap okuru olarak çıkmaz. Evlerde kütüphane yoktur, esas kız esas oğlanı kitap okumayan cahilin teki olduğu gerekçesiyle azarlamaz örneğin…

İyi tanımlanmış bir kamu politikasının kitle iletişim yayıncılığını belirlemediği koşullarda, serbest rekabet kuralları kimin daha ucuza satacağı ilkesini hâkim kılar. Kötü rol modelleri iyi rol modellerini TV ekranından aşağı atar. Bu nedenle milli devleti ve toplumu savunmak, kitle iletişiminde yapıcı insani ilişkiler düzenini savunmaktır.

QOSHE - Kitle iletişiminde kamu politikası ihtiyacı - Atakan Hatipoğlu
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Kitle iletişiminde kamu politikası ihtiyacı

16 8 1
30.07.2022

Bir akşam saç tıraşı olmak için gittiğim berberde TV’de oynayan diziyi göz ucuyla izlemek zorunda kalmıştım. Çok zenginlerdi. Ne iş yaptıkları anlaşılmıyordu ama görkemli bir hayatları vardı. Fakat ne olmuşsa, Allah hepsinin belasını vermişti. Dizideki herkes birbirinden nefret ediyordu. Fitne, fesat, nefret, dedikodu ve sevgisizlik fırtınası içinde yaşamaktan sersemlemişlerdi.

Perşembe günkü Aydınlık’ta TGB İstanbul İl Başkanı Duygu Karabulut’un gençlik dizilerindeki yozlaşmış ilişkilere dair eleştirel yazısını okumadıysanız, mutlaka okumanızı öneririm. Sayın Karabulut, kurgunun normalleştirme etkisini ifşa eden son derece nitelikli bir inceleme kaleme almış. Kitle iletişim araçlarının toplum üzerindeki olumsuz etkileri konusu, sosyal bilimlerde çokça ele alınmış konulardan biri. Olumsuz toplumsal etkiler suçlamasına karşı içerik üreticileri ve medya kurumları, sürekli olarak bütün bu işlerin eğlence sektörünün mantığı içinde ele alınması gerektiğini savunageldiler. Ne de olsa bütün medya içeriği kurgudan ibaretti ve eğlenmek için üretilmiş içerikleri ciddiye alan varsa, bu onların sorunu olarak görülmeliydi.

Kitle iletişim araçları bireysel düzeyde serbest zamanı değerlendirmek gibi olumlu bir işleve sahiptirler. Toplumsal........

© Aydınlık


Get it on Google Play