menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD-ABD arasına Hürmüz bombası

21 0
previous day

Savaşa doğrudan katılmasalar bile krizin küresel bir boyutta olması Avrupa’yı da doğrudan etkilemekte. Avrupalılar, enerji krizinin ekonomilerini alt üst edebileceğinden endişe duyuyor. Politico, içine girilen krizle Avrupa’nın “imalat sektörünü felç etme, havayolu şirketlerini yere çivileme, gıda fiyatlarını yükseltme, borçlanma maliyetlerini patlatma ve enflasyonu cehennem gibi bir sarmalın içine yeniden sürükleme riski taşıyan bir tedarik şokuyla karşı karşıya” olduğu değerlendirmesini yaptı. Avrupa Enerji Komiseri Jean-Paul Jørgensen de salı günü yapılan acil bakanlar konferansının ardından gazetecilere “Çünkü yarın barış geri dönse bile, bölgenin enerji altyapısı savaş tarafından tahrip edildiği ve tahrip edilmeye devam ettiği için sonuçları olacaktır" dedi.

ABD İLE AVRUPA ARASINDAKİ UÇURUM DERİNLEŞİYOR

Trump’ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte, ABD ve Avrupa (AB ve İngiltere) arasındaki ilişki gerilmeye başladı. ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaşın ortaya çıkardığı enerji krizi, ABD’nin direnen İran karşısındaki çaresizliği ve Avrupa’nın bu savaşta ABD’yi yalnız bırakması ilişkileri kopma noktasına getirdi.

Geçen yıl, Ukrayna konusunda ABD ile AB’nin karşı karşıya geldiklerine tanık olduk; Trump, Ukrayna savaşını Putin ile anlaşarak bitirmek istiyordu. Putin ile barış görüşmelerinde Avrupa’nın savaş yanlısı liderlerini bu görüşmelerin dışında tutuyordu. İpler o zaman kopmaya başladı. Sonra Avrupa’ya karşı da ticari ilişkilerde gümrük tarifeleri sopasını kullandı. Trump’ın Avrupa Birliği toprağı olan Danimarka’ya bağlı özerk Grönland adasına göz dikmesi bardağı taşıran damlalardan biri olmuştu.

ABD’nin 5 Aralık'ta yayımladığı “Ulusal Güvenlik Stratejisi” Trump ABD’si ile Avrupa arasındaki uçurumun derinleştiğini bir kez daha teyit etti. 1945 sonrası dönemle tarihi bir kopuşu işaret eden belge, AB’yi açıkça hedef alarak tarihi bir stratejik ittifaka yeni bir darbe vurdu.Trump’ın bu yeni stratejik doktrini, Avrupa ile ABD arasında siyasi bir kopuşu temsil ediyordu. Bu yeni belgede, Avrupa artık stratejik bir öncelik olarak görünmüyor ve eski kıtayı düzeltmek için siyasi müdahalelerin gerekli olduğu düşünülüyor. Avrupa’nın içinde bulunduğu “ahlaki çöküşünü” durdurmak için ABD'nin MAGA (Make America Great Again) ideolojisine uygun vatansever ve egemenlikçi partileri desteklemeye hazır olduğu da belirtiliyordu.

TRUMP: NATO KÂĞITTAN BİR KAPLANDIR

Avrupa Birliği ve İngiltere’nin Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılması için yaptığı çağrıya olumsuz yanıt vermesi Atlantik cephesinde yaşanan çatlağı daha da büyüttü. Aynı zamanda NATO üyesi olan Avrupa ülkeleri, ABD’nin NATO’ya karşı tavır almasını da alevlendirdi. Trump için NATO artık “kâğıttan bir kaplandır”. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'la savaş sona erdiğinde Washington'un NATO ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalabileceğini söyledi. Salı akşamı Fox News'e verdiği röportajda, “NATO'nun ve bu ittifakın ülkemiz için değerini yeniden gözden geçirmemiz gerekecek” dedi ve ekledi: “Eğer NATO, bir saldırı durumunda Avrupa'yı savunmaktan ibaretse, ancak ihtiyacımız olduğunda bize üs kurma hakkını vermiyorsa, bu iyi bir anlaşma değildir. Böyle bir durumda bağlı kalmak zor.”

AVRUPA ABD’YE HAVA SAHASINI KAPATIYOR

Avrupa ülkeleri, İran konusunda ABD'nin yardım taleplerine karşı direnişlerini giderek sertleştiriyor. İspanya İran’a saldırı başladığında ülkesindeki ABD üslerinin kullanımını yasaklamıştı. Şimdi de hava sahasını ABD askeri uçaklarına kapattı. Ondan önce Fransa, İsrail'e askeri malzeme taşıyan uçaklara hava sahasını kapattığını açıklamıştı. Polonya Savunma Bakanı Władysław Kosiniak-Kamysz salı günü, Varşova'nın Patriot hava savunma sistemlerini Orta Doğu'ya yeniden konuşlandırma konusunda “hiçbir planı” olmadığını açıkladı. Ve İtalya’da İran'a giden Amerikan bombardıman uçaklarının Sicilya'daki Sigonella hava üssüne girişini reddettiğini duyurdu. Almanya, ABD için hayati önem taşıyan üslerine erişimine izin vermeye devam ediyor, ancak uluslararası hukuka aykırı bu saldırılara ortak olduğu için “bazıları bunun Berlin için yasal işlemlerle sonuçlanacağından endişe ediyor.” (Politico). Diğer taraftan Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Bu savaşı biz başlatmadık” , “Amerikalılar, İsraillilerle birlikte bu yolu seçti” dedi.

ABD ARTIK SİZE YARDIM ETMEYECEK

ABD’nin 80 yıldır denetim altında tuttuğu Avrupa ile efendileri arasında çelişkiler bu kadar serleşmemişti. Trump Avrupa’nın savaştan uzak durma ve Hürmüz Boğazı’nın açılması operasyonuna katılmamasına çok sinirledi. Trump Truth social hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı: “Hürmüz Boğazı yüzünden jet yakıtı temin edemeyen tüm ülkelere, örneğin İran’ın başını kesme girişimine katılmayı reddeden Birleşik Krallık’a bir önerim var: Birincisi, ABD’den satın alın, bizde bol miktarda var; ikincisi, biraz cesaretinizi toplayın, boğaza gidin ve onu alın gitsin. Kendi başınıza savaşmayı öğrenmeye başlamalısınız, ABD artık size yardım etmeyecek, tıpkı sizin bize yardım etmediğiniz gibi. İran, esasen yok edildi. Zor kısmı bitti. Gidip kendi petrolünüzü alın!” Almanya Başbakanı Merz, Trump’ın bu açıklamasına sert çıktı. Merz 28 Şubat'ta İran'ın dini liderinin hayatını kaybetmesine yol açan ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği hava saldırılarıyla başlayan çatışmaya Berlin'i dahil etme fikrini sert bir dille eleştirdi. Merz, “NATO, müdahaleci olmayan bir savunma ittifakıdır. İşte bu yüzden bu konuda yeri yoktur,” dedi ve “İttifak içinde birbirimize gerekli saygıyı göstereceğimizi umuyorum,” diye ekledi.

‘BU BİZİM SAVAŞIMIZ DEĞİL’

ABD ile Avrupa arasına tam anlamıyla bir “Hürmüz Bombası” düştü. Öylesine kuvvetli bir bomba ki ABD ve İsrail’in füzeleri, savaş uçakları ve gemiler bir işe yaramadı. İran’ın Hürmüz’ü tutması, ABD ve İsrail’in çaresizliği ve Avrupa’nın tarihi müttefiklerini yalnız bırakması krizi derinleştirdi. Trump ve Netanyahu haydutları; çıkardıkları bu savaşta boğulurken “imdat” bağırışları Avrupa duvarlarına çarpıp geri döndü.

Avrupalı “Bu bizim savaşımız değil” diyerek bu haydutların yardımına gitmedi. Çekmek istedikleri bataklığa düşmeyi reddettiler. Bir önceki ABD Başkanı Biden onları peşinden sürükleyerek Ukrayna bataklığına sürüklemişti. Avrupa bu savaşın önemli bir parçası durumuna gelmişti. Ursula von der Leyen gibi AB yöneticileri ile Fransa, Almanya ve İngiltere’nin Ukrayna’ya destek veren küreselci liderleri savaş kışkırtıcı politikalarla Avrupa’yı zor bir sürece sürükledi. Bu nedenle Avrupa ülkelerinin yeni bir savaşa taraf olmaması, ülkeleri açısından akıllıca verilmiş bir karar.

Kararın akıllı olmasının nedenleri; son İran savaşıyla ülkelerinde ortaya çıkan enerji krizinin yarattığı ekonomik yıkımdı. Avrupa; ekonomik olarak zaten bir çöküş sürecine girmişti. Avrupa’nın yaşadığı kriz öyle bir gecede, bir günde, hafta, ayda hatta yılda gelmedi. 50 yıl önce yine 70’li yıllarda başlayan petrol krizi ve bu krizi aşmak için ABD’nin dayattığı küreselci neoliberal ekonomi programlarının sonucu patlayan 2008 mali krizi, 2014’te Ukrayna’da faşist darbenin desteklenmesi, doğusundaki Donbass halkını katletmeleriyle Rusya’nın müdahalesi, Kırım’ın Rusya’yı seçmesiyle başlayan Rus karşıtı yaptırımlar ve 2022’de başlayan hesaplaşmanın savaşa dönüşerek bugünlere gelmesi.

KÜRESEL NEOLİBERALİZMİN ESİRİ OLDULAR

Yani 70’lerde başlayan çöküşün nedeni; enerji krizinin yarattığı bu ekonomik yıkımı halkıyla birleşerek, tasarruf ederek ve üreterek aşmak yerine borçlanarak ve alabildiğine borçlanarak bu krizi aşma politikaları izlediler. 1980’lerde başlayan neoliberal politikalarla devletin üretimden elini çekmesi, özelleştirmeler, toplu işten çıkarmalar krizi daha da derinleştirdi. Artık her şey sermaye içindi. Büyük patronlar daha çok kar yapmalıydı. Küreselleşme sermayenin önündeki engelleri kaldırdı. Fabrikalar iş gücünün ucuz olduğu ülkelere özellikle de Çin’e taşındı. Sanayi yatırımı ve üretimi giderek düştü.

2008 krizinden sonra neoliberal küreselleşme iflas etti. Kapitalist emperyalist sistem artık bir çıkmazdaydı. Borç batağında oldukları için bütçelerini denkleştiremiyorlar. Ukrayna tuzağında Rusya karşıtlığı ile bağımlı oldukları ucuz gaz ve petrolü kaybettiler. Enerji kriziyle yükselen fiyatlar artan üretim maliyetleri ile rekabet güçlerini de yitirdiler.

70’Lİ YILLARDAN DAHA YIKICI BİR ENERJİ KRİZİ

İşte yaşadıkları bu Ukrayna hezimetini bir de Trump’a katılarak İran’da yaşamak istemiyorlar. ABD ve İsrail’e savaşın faturası ağır oldu. İran, bölgede Körfez ülkelerindeki ABD üsleri, istihbarat merkezleri, limanlar ve askeri hedeflere yönelik saldırılarla ağır kayıplara yol açtı. Ayrıca İsrail şehirlerinde ciddi yıkımlar meydana geldi. En kritik gelişme ise, dünya petrol ve gazının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kontrol altına alınması oldu. Bu durum, ABD ve İsrail açısından çok daha ağır sonuçlar doğurdu.

Dünya, dolayısı ile enerjiye en çok bağımlı olan Avrupa 70’li yıllarda yaşanan krizden çok daha büyük bir enerji krizi ile karşı karşıya geldi. 70’li yıllarda Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra üretimde, teknolojide ve alt yapıda yaptığı atılımlarla ekonomik olarak güçlü bir durumdaydı. Bu kez çöken bir ekonomik yapı ile bu krize yakalandı. Üstelik, Politico’ya göre Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü'nün Avrupa ekibinde kıdemli enerji analisti olan Ana Maria Jaller-Makarewicz,“70'lerdeki krizlerin küresel arzın %7'sini felç ettiğini, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasının ise %20'sini etkileyeceğini”ifade ediyor.

KRİZE ÇÖZÜMLERİ YOK

Avrupa içinde bulundukları sanayisizleşme ve ekonomik kriz nedeniyle bugün tüm dünyayı etkileyen enerji krizine karşı bir çare üretemiyor. 19 Mart’ta Brüksel’de AB Liderler Zirvesi, 27 Mart’ta Fransa’nın dönem başkanlığında G7 Dışişleri Bakanları Paris toplantısı ve 31 Mart’ta G7 Maliye ve Enerji Bakanları toplantıları yapıldı.

Son toplantıda Devlet Başkanları, Enerji ve Maliye Bakanları yanı sıra G7 ülkeleri Merkez Bankası Başkanları, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası da yer aldı.

Emperyalist kapitalist sistemin enerji ve ekonomik alandaki tüm kuruluşları ilk defa böylesine bir araya geldi. Bu da durumun ne kadar kötü olduğunun göstergesi. Bu üç büyük toplantının sonuç bildirilerine baktığımızda krize yönelik net ve somut çözüm önerilerinin olmadığını görüyoruz. Savaş ve krizin durumu ile ilgili tespitler yapılıyor, krizin boyutu konuşuluyor ama bir çözüm önerisinde bulunulmuyor. Bu durum Atlantik sisteminin yani ABD ve Avrupa’nın nasıl bir çıkmaz içine girdiğini ve bir ekonomik çöküşe doğru hızla ilerlediklerini görüyoruz.

TRUMP’TAN FRANSA’YA AŞAĞILAMA:

‘Destek vermediler’

ABD Başkanı Donald Trump’ın Avrupalı ‘müttefiklerinden’ beklediği desteği alamaması onu çok kızdırdı. Trump, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a sert sözlerle yüklendi. Trump, Çarşamba günü, NATO'nun ‘kağıttan kaplan’ olduğunu söylerken Washington’daki bir öğle yemeğinde Macron’u taklit ederek Fransız aksanıyla konuşmaya çalıştı ve Fransa’dan İran’a karşı askeri destek istediğini ancak bu talebin reddedildiğini söyledi.

Trump, aynı konuşmada Macron’un eşi Brigitte Macron hakkında da alaycı ifadeler kullandı. Trump, geçen yılki Vietnam ziyaretinde uçak kapısından yakalanan görüntülere itafen Macron’un 'hala çenesine aldığı yumruğun etkisinden çıkmaya çalıştığını' söyleyerek, daha önce Vietnam ziyareti sırasında çekilen ve sosyal medyada tartışma yaratan görüntülere gönderme yapmıştı.

Macron, Trump’ın kendisi ve eşi Brigitte hakkında yaptığı açıklamalara sert tepki gösterdi. Güney Kore’nin başkenti Seul’de konuşan Macron, “Bugün son derece ciddi şeylerden bahsediyoruz. Savaşlardan, hayatını kaybeden sivillerden, ekonomilerimiz üzerindeki etkilerden söz ediyoruz. Duyduğum sözler ne hoş ne de seviyeli” dedi. Açıklamaların “cevap vermeye değmediğini” de ekledi.


© Aydınlık