Su uyumaz, kurumlar uyur |
Dünya, uzun süredir ilk kez tek merkezli Atlantikçi tahakküm düzenine karşı açık ve yaygın bir direniş sürecinden geçiyor. Amerikan emperyalizminin kurduğu siyasal, askerî ve ekonomik denge hattı; Çin’den Rusya’ya, Türkiye’den İran’a uzanan kararlı hamlelerle geriletildiği bir döneme girmiş durumda. Bu güçlerle dayanışma içinde olan gelişen dünya ülkeleri, artık savunmada değil; kendi yönünü, kendi çıkarını ve kendi tarihsel iddiasını kurma iradesiyle hareket ediyor. Bölgemizde İsrail ve Amerika kaynaklı bölücülük ve gericilik projeleri, her geçen gün daha dar bir alana sıkışıyor; toplumsal ve siyasal karşılık üretmekte zorlanıyor. Elbette bu süreç düz bir çizgi izlemiyor; inişleri, çıkışları, gerilimleri var. Ama bütün bu dalgalanmaların içinde, geleceğe dair güçlü bir umut da belirginleşiyor.
İşte tam da böyle bir tarihsel eşikteyiz. Büyük mücadelelerin, sert hesaplaşmaların ve küresel yön değişimlerinin yaşandığı bir dönemdeyiz. Ancak tam da bu yüzden, yalnızca cephe hatlarına, diplomatik hamlelere ve güç dengelerine bakmak yetmez. Bir milletin asıl gücü, yaşamsal meselelerini ne kadar sahiplendiğiyle ölçülür. Biz de bu nedenle, gündem ne kadar yoğun olursa olsun, hayatın temelini oluşturan konuları hatırlatmaya ve milletimizin hafızasında canlı tutmaya devam ediyoruz. Çünkü suyu, toprağı, üretimi ve yaşamı unutanlar; en büyük mücadeleleri kazansalar bile geleceği kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar.
Geçen haftaki yazımızda “su” meselesini çalıştık, devam edeceğiz diye bitirdik. Devam ediyoruz…
Su, insanlık tarihinde yalnızca akıp giden bir doğa unsuru değil; hafızası olan bir varlıktır. Bu hafıza, toprağa kazılmış kanallarda, yeraltına gizlenmiş su yollarında ve kuşaklar boyunca aktarılan bilgi birikiminde yaşar. Suyu doğru yöneten toplumlar, yalnızca bugünü değil, yüzyılları besleyen bir düzen kurabilmiştir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, bugün Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde bulunan ve binlerce yıllık bir su aklını temsil eden Uygur Karızlarıdır.
Uygur Karızları, yüzeyden bakıldığında neredeyse görünmeyen; ancak yerin altında kilometrelerce uzanan bir su taşıma sistemidir. Çöl ikliminin hâkim olduğu Turfan Havzası gibi bölgelerde geliştirilen bu yapı, dağ eteklerinde biriken yer altı sularını eğimle yerleşim alanlarına taşır. Su, yer altından aktığı için buharlaşmaz; serinliğini ve niteliğini korur. Bu sayede yüzeyde neredeyse su yokmuş gibi görünen topraklarda üzüm bağları, meyve bahçeleri ve sebze tarlaları yüzyıllar boyunca varlığını sürdürmüştür. Bugün dahi bu bölgelerde bolluk ve bereketten söz edilebiliyorsa, bunun nedeni modern teknolojiler değil; tarihsel bir su hafızasının hâlâ ayakta olmasıdır. Karız sistemi, suyun yalnızca taşınmasını değil, paylaşımını ve bakımını da düzenleyen toplumsal bir yapıyla birlikte işlemiştir. Su burada bir mülk değil, ortak yaşamın........