Hürmüz bir yanıttır

Denizin altındaki dijital tekel ve çok kutuplu dünyanın yeni cephesi:

İnternetin nerede olduğunu biliyor musunuz?

Havada değil. Bulutta değil. Büyük ölçüde okyanusun dibinde.

Bugün kıtalararası veri trafiğinin ezici bölümü deniz tabanına döşenmiş fiber optik kablolardan geçiyor. Yapay zekâ merkezleri, finans sistemleri, enerji ticareti, askeri haberleşme, borsalar, dijital platformlar ve bulut hizmetleri bu görünmeyen omurgaya bağlı. “Bulut” dediğimiz şey bile sonuçta denizin altından geçen kablolara, karadaki veri merkezlerine ve bunları yöneten siyasi-ekonomik güce dayanıyor.

Bu nedenle 21. yüzyılın en kritik sorularından biri şudur:

Bu altyapıyı kim kuruyor, kim işletiyor, kim denetliyor?

Cevap açıktır. Küresel dijital altyapının belirleyici bölümü Atlantik merkezli sermaye ve teknoloji tekellerinin denetimindedir. Google, Meta, Microsoft ve Amazon gibi Amerikan şirketleri yalnızca yazılımda, platformlarda ve bulut hizmetlerinde değil; küresel internetin fiziksel omurgasında da ağırlık kazanmıştır. Denizaltı kabloları, veri merkezleri, bulut sistemleri ve yapay zekâ işlem kapasitesi birlikte düşünüldüğünde karşımıza yeni bir emperyalist altyapı düzeni çıkmaktadır.

Bu düzen yalnızca ekonomik değildir; siyasidir, askeridir ve stratejiktir.

Batı kendi kritik altyapısını devlet aklıyla koruduğunda buna “ulusal güvenlik” diyor. Çin kendi kablo teknolojisini geliştirdiğinde “tehdit” ilan ediliyor. Fransa denizaltı kablo üreticisini stratejik gerekçelerle devlet kontrolüne alabiliyor; fakat Çin’in, İran’ın, Rusya’nın ya da gelişmekte olan ülkelerin kendi dijital kapasitelerini geliştirmesi yaptırımların, ambargoların ve dışlama politikalarının konusu oluyor.

Çifte standart, emperyalizmin ana dili olmuştur her zaman.

DİJİTAL SÖMÜRGECİLİK VE YENİ BAĞIMLILIK

Eski sömürgecilik döneminde limanlar, demiryolları, madenler ve enerji hatları denetlenirdi. Bugün bunlara veri hatları, bulut merkezleri, yapay zekâ işlem altyapısı ve siber güvenlik mimarisi eklendi.

Gelişmekte olan ülkeler çoğu zaman bu düzende üç role sıkıştırılıyor:

tüketici, müşteri ve veri kaynağı.

Veri bizden çıkıyor; başka merkezlerde işleniyor. Dijital hizmetleri biz kullanıyoruz; değeri başkaları topluyor. Kamu kurumları, şirketler ve bireyler yabancı bulutlara bağımlı hâle geliyor. Böylece bağımsızlık yalnızca askeri üslerle değil, veri merkezleriyle; yalnızca borç mekanizmalarıyla değil, dijital platformlarla; yalnızca enerji bağımlılığıyla değil, yapay zekâ ve bulut bağımlılığıyla da kuşatılıyor.

Bu nedenle dijital egemenlik, çağımızın temel bağımsızlık meselesidir.

Ancak burada doğru kavramı kurmak zorundayız. Bağımsızlık, her ülkenin her şeyi tek başına yapması değildir. Bu hem gerçekçi değildir hem de gelişmekte olan ülkeleri yalnızlığa mahkûm eden yanlış bir kalıptır. Bugünün dünyasında hiçbir ülke, özellikle de emperyalizmin hedefindeki ülkeler, dijital altyapıdan yapay zekâya, yarı iletkenden siber güvenliğe kadar bütün alanlarda tek başına tam yeterlilik kuramaz.

Gerçek bağımsızlık, doğru işbirlikleriyle kazanılır.

Kurtuluş yok tek başına.

İRAN’IN DURUŞU BİR TEHDİT DEĞİL, GERÇEĞİN İLANI

Bu satırları yazarken teyit edemediğim, 22 Nisan........

© Aydınlık