We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Otokratik rejimin ceza kanunundaki aygıtları

29 4 13
15.05.2022

“Güçsüz daima adalet ve eşitlik ister, oysa bunlar güçlünün umurunda bile değildir.”

Aristoteles

Hukukun hedef amacı adaleti gerçekleştirmektir. Toplumsal mutluluk, barış ve refahın hukukun hedef amaçları olan özgürlük ve adalet gibi evrensel değerlere ulaşmada gösterilecek gayretle bağlantılı olduğu açık.

Bu değerleri esas almayan bir norm, şekli bakımdan vardır, ancak objektif içerik ve esas bakımından hukuk değildir. Hukuk, objektif hukuk düzenini, hak ise kişisel istem ve iddiayı gösterir.

Adalet bütün yüksek değerler için serbest bir alan sağlar. Kişisel özgürlükleri güvence altına alırken tüm yüksek değerlerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırır. Ancak adaletin sağlanmasında yöneten gücün tek kişide temerküz etmesinin önüne geçilmesi, hukukla sınırlanarak adalet dağıtıcılarına müdahale edememesi zorunlu.

Hakikat, hak ve adalete ise ancak özgürlükle ulaşılabilir. Çünkü özgürlük çelişkileri aşmamızı ve ortaya çıkacak yeni çelişkileri yeniden aşmamızı sağlayan sonsuz ve özgür ruhun bilincine vardığı son alandır. Özgürlük gerek iç alemde gerekse dış alemde ruhun karşı karşıya kaldığı engelleri aşma gücüdür.

Hukukun varlığının temel nedeni hakka, adalete ve özgürlüğe hizmet etmektir. Hukukun anlamı unutulmuş, güce ve siyasete alet edilmiş olabilir. Bu anlamda bundan zarar görecek olan toplumdur. Böyle bir durumda toplumda uyumsuzluk ve huzursuzluk artacak ve toplumun geleceği de tehlikeye düşecektir.

Bugün Türkiye’de hukuk adalet, barış ve özgürlüğe hizmet etmemekte. İktidar gücü yargının üstüne abanırken toplumu nefessiz bırakmakta. 15 Temmuz 2016’dan sonra yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, Osman Kavala ile irtibatlandırılan Gezi Davası, Selahattin Demirtaş ile illiyet bağı kurulmak istenen Kobani Davası, Figen Yüksekdağ ve HDP siyasetçileri ile Canan Kaftancıoğlu’na ilişkin yargısal süreçlerin Ceza Muhakemesi düzenlemelerine , anayasal ilkelere ve AİHM içtihatlarına yani hukuka aykırı bir şekilde yürütüldüğü görülmekte.

Mahkeme heyetlerinin siyasi iktidarca istenilen sonuçlar alınıncaya kadar dağıtılıp yeniden belirlenmesi tabii hakim ilkesinin ihlali sonucunu doğurduğu gibi hakimin reddini gerektirecek derecede usule aykırılıklar yapılması da adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini göstermekte. Bu nedenle bu yargılamalar sonucu verilen mahkumiyet kararları hukuka aykırılık nedeniyle hukuksal ve toplumsal meşruiyete sahip bulunmamakta.

Ancak bu durumla birlikte TCK’da varlığını sürdüren siyasal suçların eleştirisini yapmak zorunlu. Çünkü bu muğlak düzenlemeler keyfi mahkumiyet kararları verilmesine zemin hazırlamakta. Siyasal suçlar bakımından İtalyan faşist ceza düzenlemelerini içeren 765 sayılı eski TCK kaldırılıp yerine 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı yeni TCK yapılırken faşist siyasal suç düzenlemeleri korundu hatta uygulamada keyfiliğe yol açacak şekilde değişiklikler yapıldı. ( 2004 yılında kanun tasarı........

© Artı Gerçek


Get it on Google Play