We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sahiden kim yaptı?

100 7 0
26.06.2021

Stocholm. Yeni Asya’nın İslami basın içinde farklı, devlete biat etmeyen bir konumu vardır. Nitekim zaman zaman yayın yönetmenliğini üstlendiğim Özgür Gündem’in artık basacak matbaa bulamadığı bir dönem de onu basma cesaretini göstermiştir. Bir çok tabuyu deşen popüler tarihçi Ayşe Hür, bu söyleşi nedeniyle beni eleştirecekti, herhalde, gazetenin “Ermeni Tehciri”ni sorumlusu inançlı Müslümanlar değil, Mason İttihatçılar” söylemini öne çıkarmasından dolayı. Hatta dar katılımlı bir toplantıda bunu dile getirdiğinde, ben söz alınca “ aa, buradaymış” diyecekti. Saygı değer bir hanım muhabirin, AKP iktidarı sırasında, Ermeni soykırımı konulu bir kitaptan dolayı mahkum olmam nedeniyle, benimle yaptığı söyleşiyi paylaşmak istedim. (9.3.2009) Mahkumiyet, AKP hükümetinin TCK 301. Maddede yaptığı sözde “reform” dan sonra gelmişti. Ermeni soykırımı nedeniyle, Dadrian’ın kitabından dolayı 1998 yılındaki beraatimizden, tam 10 yıl sonra gelen ilk mahkumiyetti bu. Dava AKP’nin ikinci iktidar yılında, 2004’de açılmıştı.

Ermeni sorununu konu alan “Gerçek Bizi Özgür Kılacak” kitabı nedeniyle yargılandığınız mahkemede 301. maddeden mahkûm oldunuz. Neydi mahkûm olmanıza sebep olan?

Doğrudan benim cümleden dolayı değil de Ermeni yazar George Jerjian’ın düşüncesini yayınladığım için mahkûm edildim. Bu açıdan da absürt bir durum. Yazar Türkiye vatandaşı olmadığı için onun yerine birinin yargılanması gerekiyordu. Şu andaki statüye göre yazar yargılanamazsa çevirmen, çevirmen yargılanamazsa editör o da yargılanamazsa matbaa sorumlusu yargılanıyor.

Mahkemeye konu olan düşünce neydi?

Yazar, Ermeni meselesinin neden kolay çözülmediğine dair görüşünü belirtirken 1915 Ermeni tehciri faillerinin daha sonra yeni kurulan Kemalist Cumhuriyette etkin olduğu için bu olayın kabullenilmesinin zor olacağını ifade ediyor. Bu aslında, Taner Akçam’dan yapılan bir alıntı. Olayın zorluğunu açıklamaya çalışıyor. Olayın Osmanlı’yla bitmediğini İttihat Terakki geleneğiyle devlet felsefesi olarak devam ettiğini söylediğinden itibaren sorun oluyor. Ulus devlet temeline dayanan yeni kurulan cumhuriyetin anlattığı tarih efsanelerden meydana geliyor. Efsane efsanedir, belli bir noktadan sonra sistem olgunlaşır, çocukluk aşamasını aşar ve gerçekler konuşulur. Fransız devrimi her haliyle tartışılabilir bir düzeyde. Amerikan devrimi de öyle, Washington artık tarihe mal olmuştur. Tek bir kişi üzerinden yürütülen tarih, demokratik bir ülke açısından uygun değil.

Yeni kurulan ‘ulus devlet’in efsaneleri neler?

Bütün resmî tarih efsanelere dayanıyor. Sorun, tarihi kendi ideolojik yaklaşımlarına göre yeniden şekillendirmelerinden kaynaklanıyor. Halbuki tarihi yazarken o dönemin koşullarına, belgelerine, söylemlerine ve farklı akımların içinden bakmak gerekiyor. İstiklâl Savaşı dediğimiz tarihi olay bir konsensüse dayanıyor. Bu konsensüsün içinde İttihatçıları, Alevileri, Kürtleri, silâh taşımaya yardım eden Ermenileri, hatta bünyede kalmak isteyen Karamanlı Rumları görürsünüz. Türkçe konuşan Rumlar, kiliselerini terk edip ayrı bir kilise kurma kararı alıyorlar. Daha sonra tehcir ve mübadele oluyor. Alevilerle devletin sorun yaşadığını bazı kesimler kabul etmiyor, ancak tekke ve zaviyelerin kapatılmasını öngören kanun Alevileri de büyük oranda etkilemiştir. Müslüman, Alevi, Hıristiyan kültür, yeni cumhuriyette kendini özgürce ifade edememişlerdir. “Bu ülkeye komünizm gelecekse biz getiririz” anlayışı hakim olmuştur. Devlet, İslâmı kendi istediği ölçüde özgür bırakmıştır. Kürtlere büyük baskılar yapılmıştır. Komünist tevfikatlarının sayısını hatırlamıyoruz. Nurcular da, diğer Müslümanlarla birlikte büyük bir takibat altına alındı. Nurcuların yargılandığı yüzlerce dâvâ var. Evrensel İnsan Hakları İlkelerine baktığımızda bu inanç özgürlüğüne büyük bir kısıtlama olarak karşımıza çıkıyor. Herkes yaşadığı acıları bir kadercilik anlayışıyla güzel günlerin geleceğini ümit ederek kabullendi.

Ya gayri müslimler?

Sadece Müslüman kesim değil bu ülkede yaşayan Hıristiyanlar da ‘muti’ olmaya, ne denilirse yapmaya aday olmuşlardır. Ancak bu davranışlarına karşı teşekkür gördükleri söylenemez. Önemli bir husus da, misyonerlere karşı propagandayı İslâmî kesimden çok, aşırı milliyetçi ve Kemalizan çevrelerin yaptığını görürsünüz. Bu da resmî tarih anlayışının bir parçası. Çünkü resmî tarih, misyonerliği Türkiye’yi parçalamaya yönelik bir faaliyet olarak kabul eder. Halbuki demokratik toplumlarda herkes inançlarını serbestçe ifade etme ve yaşama özgürlüğüne sahiptir. Şimdi biz Almanya’da camiler açarak misyonerlik mi yapıyoruz? Türkiye’nin güney sahiline yerleşen Almanlar kilise açmak istedi, ancak büyük bir sorun haline geldi. Bu sorunu oluşturanlar din adına hareket eden kesimler olsa bir açıdan anlaşılabilir. Ancak kargaşayı çıkaranlar sağ ve Kemalist kesim. Bu durumda Ermeni trajedisine neden olan insanların ne kadar inançlı olduğunu tartışmalı hale getiriyor. 1915 olayını yapanların jakoben,........

© Artı Gerçek


Get it on Google Play