We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bediüzzaman ve Şeyh Said Hâdisesi

149 22 12
wednesday

Ana akım Nurcuların, Kürdistan'a ve Kürdlüğe dair değerlendirmelerinin hakkaniyet ölçülerine göre değil, Türkçülük ve devletçilik endeksli olduğunu biliyoruz. Bediüzzaman'ın Risale-i Nur adlı eserlerinde Kürd-Kürdistan gibi kavramların geçtiği cümle ve pasajlara müdahale etmekten imtina etmeyen bu ortodoks Nurculuğun, çok açık ve sarih olan Bediüzzaman'ın Kürdlüğünü bile defalarca sorguladığını, O'nu önce Türk-Oğuz boyundan göstermeye, tutmayınca da Seyyid-Arap yapmaya çalıştığını biliyoruz...

Sözkonusu Nurculuğun, Nursi'yi resmi ideolojiyle uzlaştırma projesinde gönüllü olarak rol aldığını da biliyoruz.

Mesela; bu projede Bediüzzaman, Kürdistan Teali Cemiyeti'nin koyu bir muhalifi, cemiyetin reisi Seyyid Abdülkadir'e sert çıkışıp Türk'ü yücelten sadık Kürd profilinde gösterilir.

Kürdistan'a siyasal bir statü için yardım talebinde bulunan Seyyid Abdülkadir'e, Bediüzzaman güya şöyle cevap vermiştir;

“Allah u Zülcelâl Hazretleri Kur’an-ı Kerim’de “Öyle bir kavim getireceğim ki, onlar Allah’ı severler, Allah da onları sever buyurmuştur. Ben de bu beyan-ı ilahî karşısında düşündüm. Bu kavmin, bin yıldan beri âlem-i islamın bayraktarlığını yapan Türk Milleti olduğunu anladım. Bu kahraman millete hizmet yerine ve 450 milyon kardeş bedeline, birkaç akılsız kavmiyetçi (bir kısım kürtçü) kimsenin peşinden gitmem!”

Hâlbuki; Bediüzzaman'ın hiç bir eserinde geçmeyen bu cümleler, vakti zamanında Millî Türk Talebe Birliğine girip çıkan, Türkçü avukat Bekir Berk'in verdiği bir ropörtajın 1964 yılında Nurculuk Hakkında Bir Mülakat ismiyle basılan bir kitap-kitapçık'ta geçer.

Tabi; "Türkçü-devletçi Said-i Nursi" kimliğinin inşasında Cemal Kutay'la birlikte belirgin düzeyde emeği geçen ve bu minvaldeki rivayetleri de güvenilmez-şaibeli olan Necmeddin Şahiner hemen bu pasaja sahip çıkıp kitabına koyar ve o gün bugün her platformda neşr edilir.

Şahiner; benzer bir rivayeti de Şeyh Said Hâdisesi için kurgulamıştır. Buna göre;

Van'da iken hem kendisinden mektupla yardım isteyen Şeyh Said'e hem de ayaklanmaya katılmak için destur isteyen nice zevata, Bediüzzaman sanki egemen ırkın sözcülüğüne soyunarak;

"Türklere, torunlarına kılıç çekilmez, Onlar İslâmın bayraktarlarıdır. Bu milleti Türkler idare etmiş, bundan sonra da Türkler idare edecektir..!" (Son Şahitler, Bilinmeyen Yönleriyle Bediüzzaman, Nesil Yayınları) mealinde Din'in ölçülerine aykırı, statükocu ve akıl-mantıkla da çelişen cevaplar vermiştir.

Aydınların Tutumu

Tabi; Bediüzzaman'a ilişmek veya yüklenmek için adeta fırsat kollayan sağda-solda nice yazar-çizer de hakikati arama zahmetine girişmeden işbu uydurmasyon rivayetlere dayanarak Bediüzzaman'ı, Türkçü-kemalist sistemin yanında ve anti-Kürd bir cephede konumlandırdılar.

Kürdlüğünü unutan, köşesine çekilen, sinmiş, rejimle uzlaşan, işbirlikçi, rejime gönülsüz hizmet eden, devletin bekasını önceleyen, Türk ırkını kutsayan, seçilmiş Türk ırkı mitine dayanak sunan biri olarak gerçekle hiç bir alış-verişi olmayan haksız ithamlarla (özellikle) Eski-Yeni Said Bediüzzaman'ı kamuoyuna sundular.

Mary F. Weld, Şerif Mardin, Emrah Cilasun, Fırat Aydınkaya, Malmisanıj ve daha niceleri bu ortodoks Nurculuğun sahte rivayetleriyle Seîdê Kurdî en-Nursî'yi yorumlayarak hataya düştüler.

Meselâ; Cilasun'a göre Bediüzzaman; her dönemde devletin bekasını önceleyen, devletin çıkarlarına hizmet eden, İttihatçı, pragmatist bir kişilik iken (Bediüzzaman Efsanesi, tekin yy.)

Aydınkaya'ya göre ise O; "seçilmiş müslüman Türk" mitine, "üstün ırk, seçilmiş millet", "Türk İslâm"........

© Artı Gerçek


Get it on Google Play