We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Ufukta Yeni Bir Gezi…

83 18 4
11.08.2021

Büyük felaketler genelde dört şeye yol açar: Birincisi, aslında kof bir bostan korkuluğundan başka bir şey olmayan devletin (ve hükümetin) iyice atıl, yarı felç ve hareketsiz hale gelmesine, giderek dağılmasına; ikincisi, halk kitlelerinin emansipasyonuna ve özörgütlenmesi yoluyla devletin bıraktığı boşluğu doldurmasına; üçüncüsü, Amerika’da Vigilanteler, Rusya’da Karayüzler denen reaksiyoner yerel çetelerin benzerlerinin yerel bölgelerde terör estirmesine; ve nihayet dördüncüsü, toplumsal altüst oluşlara (ve aşağıdan gerçek halk yönetimine, yani devrime).

2021 yazı Türkiye’sinde, özellikle Ege ve Akdeniz’i kasıp kavuran büyük yangın felaketinde, henüz bir toplumsal altüst oluşu değil ama ilk üçünü gözlemledik.

Devletin (Hükümetin) atıl hale gelmesi:

Hükümet ve devlet organları yangınlar başlar başlamaz havlu attılar. Yangınları söndürmeye sevk edecekleri uçakları yoktu. Bu tartışmaların ayrıntılarına girmeyelim ama devlet aslında çaresiz olduğunu her tutumuyla gösterdi. Yapabildiği tek şey, sosyal medyadan yapılan “Help Turkey” ya da “Global Call” gibi çağrıları ceza tehditleriyle bastırmaya çalışmak oldu. Muhtemelen böyle bir ortamda iplerin iyice ellerinden kaçacağı korkusuyla, böyle durumlarda her zaman yapılan, ordu güçlerini felaketin hafifletilmesi için seferber etmekten bile kaçındılar. Ordu birlikleri ve araçları, jandarma güçleri kışlalarından çıkartılmadı. Yoğun eleştiriler üzerine, toplumsal hareketlere karşı anında seferber ettikleri tomalardan birkaçını göstermelik olarak yangın alanlarına gönderdiler ama bu da “dostlar alışverişte görsün” tutumunu fazlasıyla hatırlattı. Sonuç olarak, halk gördü ki, o anlı şanlı devlet, doğal felaketler karşısında bir hiçtir. Normal zamanlarda şiddet organlarıyla halkı korkutan devlet, doğal felaketin ardından gelmesi muhtemel toplumsal afet korkusuyla tir tir titremektedir şimdi.

Halk kitlelerinin özörgütlenmesinin ve özinisiyatifinin canlanması:

Devletten bir hayır gelmeyeceğini kısa sürede kavrayan yerel halk kısa bir bekleyişin ardından kendi kısıtlı olanaklarıyla yangınların söndürülmesi için harekete geçti. Öte yandan, yerelde olsun, genel olarak şehirlerde olsun, dayanışma grupları da bölgelere giderek yerel örgütlenmelerle omuz omuza mücadeleye katıldılar.

Birkaç örnek vermek aydınlatıcı olabilir.

Yeşil Gazete’den Erol Malçok şöyle yazıyor: “Ancak Manavgat’taki Ahmetler köylüleri 2014 yılında Ahmetler Kanyonu’na hidroelektrik santral (HES) yapılmasını önledikleri direnişlerinin örgütlülüğünü devam ettiriyorlar olsa gerek ki orman yangını söndürme konusunda da müthiş bir örnek sergilediler… Ahmetler Köylüleri yangını öğrenir öğrenmez, yangını kimin çıkardığı üzerine spekülatif konuşmalar yapıp, komplo teorileri üretmek yerine nasıl söndürebileceklerinin peşine düşmüşler. Ellerindeki imkânları hızla toparlayan köylüler, önce ağırlığını kadınların oluşturduğu tırmıklı timler örgütlemişler.........

© Artı Gerçek


Get it on Google Play