We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Direnişin hikâye sesi ve Rebecca Solnit

19 17 26
15.05.2022

Hikâyeler içinde buluştuğumuz ortak yalnızlıklarsa eğer, anlatılmamış ya da muhtelif sebeplerle henüz ötekinin tecrübesiyle kavuşmamış suskunlukları anlamlı ses titreşimlerine dönüştürmenin çarelerini aramalı.

Edebiyatın ve yaşama sanatının esas meselesinin hikâye aktarımı olduğuna inanlardanım. Benliğin, yolculuğun ötekilerle kesişimlerini belirleyen anların, sezgilerin, hafızanın, bilincin hatta zekânın orada inşa edildiğine inanıyorum çünkü. Geçmişi hatırlama ve aktarma biçimiyle hikâye eden zihin, hiç durmadan geleceğin provasını

da yaparken hayatı yeniden şekillendiriyor. İnsan ancak ötekinin tecrübesi, iç hikâyesi ve sesiyle kendini tanıyor ve kendini tanıma arzusuyla da başkalarına hikâyeler anlatıyor.

Amerikalı denemeci, eleştirmen, aktivist Rebeca Solnit’in edebiyata, insana, yazıya hikâyeler üzerinden yaklaşımıyla yedi sene evvel ‘Uzaktaki Yakın’ adlı kitabıyla tanışmıştım;

Solnit’in anlatımında, eleştirmen üstenciliğinden, kibrinden azade hakikate sorularla yaklaşmayı sevdiğini gösteren şeffaf bir ses var. O açık denizde, hayatının hikayesini yeniden kurarak yüzerken sevdiği hikâyeleri, romanları, öyküleri, filmleri felsefi bir bakışın etrafında yormadan anlatıyor. En başında soruyordu; Senin hikayen ne? “Hikâyesiz olmak, arktik, tundralara veya buz denizine kadar her yöne uzanan bir dünyanın enginliğinde kaybolmaktır.”

Hikâyelerin bazen bizi sınırlandırdığını, özgürleşmek için onları sorgulamamız gerektiğini de hatırlatıyor. Birbirleriyle bağlantılı denemelerde hayat, tecrübe ve edebiyat arasındaki anlam katmanlarını gösteren kıvrımlı bir yol haritası çiziyordu.

Daha sonra diğer deneme kitaplarını da okudum ve hemen hepsini sevdim. İtiraz hakkını, susmamayı, özgürleşme mücadelesini, hikayelerin dolaşımını, kategorilerin, kavramların, ideolojilerin, dogmaların gölgesine sığınmadan, kendini de dahil ettiği bir yüzleşme süreciyle aktarmasını önemsiyorum.

‘Karanlıktaki Umut’u okuduktan sonra yazmıştım;

Aktardığı tarihsel dönüşümün kırılganlığında karanlığı yırtan mütevazı şiirinin sesini de duyuyorum. Tarif ettiği umutlu "eylemciyi” kağıtlara basit karalamalar yaparken ebediyen yankılanacak mısralar yazdığının farkında olmayan bir ozana benzetiyorum. İnsanın-toplumun derinliklerinde gizlenen zifiri karanlığı, cılız ışık huzmeleriyle aydınlatma çabasında sihirli ve budalaca olmayan bir iyimserlik var.

O iyimserliğin ilk işaretlerini Türkçedeki yeni kitabında yine hikâyelerin önemine davet eden çağrısıyla gördüm; “Hikâyenizi anlatmamak yaşarken ölmek gibidir ve bu bazen mecaz değildir.” Dediği gibi hikâyeler hayat kurtarır mı bilmiyorum ama bizler anlattığımız hikâyeleriz.

‘Tüm Sorunların Anası’nın meselesi, sessizliğin tarihinin kadınların tarihindeki yerini araştırmalardan, farklı disiplinlerden, ilgili makalelerden örneklerle hatırlatmak ve susturmanın kadınlar özelindeki türlerini bütünlüklü bir bakışla ele almak. Bu defa okura feminist bir çerçevenin içinden sesleniyor olsa da yine esnek bir kavrayışla geniş bir alanda dolaşıyor;

“Upuzun bir bulvar olan kadınlar kategorisi sınıf, ırk, yoksulluk ve zenginlik gibi diğer pek çok caddeyle kesişiyor. Bu bulvarda yol alıyorsanız, diğer caddelerden de geçiyorsunuz ve sessizlik kentinde asla tek bir önemli sokak yok. Bu noktada erillik ve dişilik kategorilerini sorgulamak faydalı olabilir ama bu kategorilerin gerçekliğine bağnazca inanmanın kadın düşmanlığının en temel dayanağı olduğunu unutmamak gerek.”

Solnit’in çok sesli anlatısının sınırları, toplumsal krizlere neden olan sessizliğin farkı veçheleri, kişisel travmalar, kadınların üremesi üzerine yapılan yorumlar, edebiyat kanonunu oluşturan “tehlikeli” eserler, tecavüz........

© Artı Gerçek


Get it on Google Play