We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Evet, çözüm sürecinde onlar da muhataptır…

43 12 17
24.09.2021

Türkiye’nin hem siyaset dünyasında, hem de irili ufaklı medyasında gündemin ön sırasına oturan “Meclis mi, İmralı mı?” tartışması üzerine birkaç söz…

HDP’nin bir önceki eşbaşkanı Sezai Temelli “Demokratik çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır” derken, kendisinin de daha sonraki açıklamasında kabul ettiği gibi, önemli bir formülasyon hatası yapmıştır. Tabii ki, HDP’nin halen tutsak eski eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın ve de bugünkü eşbaşkanı Mithat Sancar’ın vurguladıkları gibi çözümün “nihai adres”i hiç tartışmasız Meclis’tir.

Ancak Aydın Engin’in t24’te dünkü yazısında haklı olarak belirttiği gibi, Meclis’in bugünkü aritmetiği dikkate alındığında, “bu Meclis’te, bu çözüm mümkün değil”dir. Yapılacak ilk genel seçimde oluşacak Meclis de, HDP’nin de nicel ve nitel gücüyle orantılı olarak temsil edildiği, mevcut başkanlık sistemine son verecek, parlamenter sistemi, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını sağlayabilecek aritmetiğe sahip bir Meclis olabilirse, “son söz sahibi olma” rüştünü kanıtlayabilir.

O da yetmez, aynı seçimde cumhurbaşkanlığına tüm demokrasi ve özgürlük yanlılarının saygı ve güvenine sahip bir adayın seçilmesi, Erdoğan’ın Beştepe’deki sırça sarayından ebediyen kovulması da nihai çözümün olmazsa olmaz’larındandır.

Tüm bunlar gerçekleşse de, yine Mithat Sancar’ın vurguladığı gibi, “Eğer kalıcı bir barış istiyorsak çok geniş bir toplumsal mutabakata ve meşrutiyete de ihtiyaç vardır. Bunun için de Kürt sorunundaki aktörlerin tümünü hesaba katmak gerekir. Bu aktörleri göz ardı ederek bütünlüklü bir yöntem oluşturmak gerçekçi bir yaklaşım değildir.”

Evet, kalıcı bir barışın sağlanması isteniyorsa, 40 yılı aşkın süredir Türk devletinin, Meclis çoğunluğu, gelmiş geçmiş hükümetleri, ordusu, jandarması, polisi, köy korucuları, İHA’ları ve SİHA’larıyla savaşıp baş edemediği PKK ve onun silahlı gücüyle masaya oturması bir ön koşuldur. Bu görüşmelerin adresi ise, bir yanıyla PKK’nın kurucu lideri Öcalan’ın yıllardır tutsak bulunduğu İmralı, diğer yanıyla da gerilla komutanlığının bulunduğu Kandil’dir.

Bu görüşmelerde, PKK yönetici ve militanlarının kovuşturma ve dışlanma tehdidine maruz kalmadan ülkenin siyasal, sosyal, kültürel yaşamına eşit yurttaşlar olarak katılımını, Öcalan ve Demirtaş başta olmak üzere zindanlardaki Kürt siyasal liderleri, seçilmişleri ve militanlarının özgürlüğe kavuşturulmasını, Kürt diyasporasındaki yüzbinlerin doğup büyüdükleri topraklara dönebilmesini sağlayacak bir “ateş kes” sağlanmadıkça, aritmetiği değişmiş bir Meclis’in dahi kalıcı barışı tek başına sağlaması mümkün değildir.

Bu satırları, 69 yıllık meslek yaşamında, Kürt ulusuna uygulanan baskı ve zulmün tanığı olmuş, 60’lı yıllardan itibaren Türkiye’de TİP ve DDKO ile yükselen Kürt direnişinin sesini duyurmayı görev bilmiş, sürgünde de Kürt diasporasının acılarını ve mücadele kararlılığını paylaşmış bir gazeteci olarak yazıyorum.

Yıldönümlerine denk geldiği için, bugün Kürt mücadele tarihinden iki sayfa açıyorum.

İlk sayfa, Kürt ulusuna uygulanan devlet zulmüyle ilgili…

Bundan tam 25 yıl önce, 24 Eylül 1996’da, Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde asker, gardiyan ve polislerin cop, kalas ve demir çubuklarla yaptıkları saldırı sonucu 11 Kürt tutsak katledilmiş, 23 tutsak da yaralanmıştı. Katledilenler Erkan Hakan Perişan, Cemal Çam, Hakkı Tekin, Ahmet Çelik, Edip Dilekçi, Mehmet Nimet Çakmak, Rıdvan Bulut, Mehmet Kadri Gümüş, Kadri Demir, Mehmet Arslan ve Hakkı Tekin’di. Tutukluların işkence sonucu öldürüldüğü otopsi raporlarıyla da kanıtlanmıştı.

İkinci sayfa Türk Devleti ve dünyadaki destekçileri tarafından “terörist” diye kara listeye konan Kürt silahlı direnişinin, sadece Ortadoğu coğrafyasını değil, tüm dünyayı tehdit eden IŞİD belasını Suriye haritasından silen efsanevi mücadelesinin başlangıcıyla ilgili…

Bundan tam 7 yıl önce, Erdoğan’ın bakanlarıyla, MİT başkanıyla, generalleriyle İmralı’da Öcalan’la çözüm görüşmelerini sürdürdüğü, henüz ucuz seçim hesaplarıyla masayı resmen devirmediği dönem…

Belçika’nın en büyük Fransızca gazetesi Le Soir da 24 Eylül 2014’te şu haberi veriyor:

"Türkiye'ye sadece birkaç kilometre mesafede bulunan Kobane, büyük bir insani ve siyasi dramın........

© Artı Gerçek


Get it on Google Play