We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Sadece kötüler özgürdür

16 5 8
25.09.2021

Gittin ve her şey olduğu gibi duruyor bu hayatta… Her şey bıraktığın gibi… Seni tanımadan, bilmeden önce nasılsa, yine öyle hazin, öyle buruk, öyle paramparça… Bir bilgeden okumuştum çok önceden: “Siz bu hayatta iyi başlayıp kötü bitmeyen bir şey gördünüz mü?” diyordu… İnanmamış, yırtıp atmıştım o kitabı. Meğer ne haklıymış… Bu hayatta iyi başlayıp kötü bitmeyen hiçbir şey yokmuş… Haklıymış, kimse düzeltemezmiş bu hayatın adaletsizliğini… Oysa her büyümemiş insan gibi, inanmıştım yaşadığım bu aşkın dünyanın ilk aşkı olduğuna, bu aşkın bütün çağların aşkı olduğuna… Bu aşkın, biz istersek dünyanın bütün adaletsizliklerini düzeltebileceğine… Ne kadar çocukmuşum. Meğerse bu hayatın bütün adaletsizlikleri,
bizim aşkımızdan başlayıp yayılmış her yere… Gittin ve her şey olduğu gibi duruyor bu hayatta… Kırgın ve gücenik anneler, yine çocuklarını özlüyor.

Yine onların arkalarından boşluğa el sallıyorlar. Yine mahkûmlar üşüyor… Yoksullar eskisinden daha çok acı çekiyor yine… İnsanlar ilerliyor sansın, mevsimler yine hep kendine dönüyor… Mevsimler, senin o durmadan üşüdüğün kış mevsimine doğru dönüyor… Yaza, yaz mutluluklarına kanmıştın, işte kış, yine geldi…

Peki, kim ısıtacak şimdi seni?.. Ben ki seni ısıtırken, senin üşümenden hiç bitmeyecek, hep sürecek bir yaz hayal ederdim. İçinin ürpermesinden, hiç lekelenmeyecek bir mutluluk yaratmayı düşlerdim… Seni ısıtırken gülümserdin bana… O gülümseyişinde, enkaza gömülmüş bütün aşklarımın yüzleri belirirdi usulca. O yüzlerin hepsini birden senin yüzünde görmek isterdim. Bu yüzden, yorulmadan, bıkmadan, usanmadan ısıtırdım seni. Sen, “Tamam, yorulma, geçti üşümem,” desen de duymazdım seni. Çünkü sadece seni ısıtmak değildi isteğim… Aşklarımın bütün sulara batmış yüzlerini, senin yüzünde birer birer ortaya çıkartmaktı… Hepsini, hepsini, belki de ilk ve son kez senin yüzünde yaşarken görmekti… Senin de sulara
batmış aşklarının yüzlerini ortaya çıkartmak için yapardım bunu en çok…

Ölüm saplantımı bilirdin ama seni ısıtırken bu saplantıdan bile kurtulmuştum… Yaşadığımız bütün aşklarımızı senin yüzünde görebilmek, onları senin yüzünde öpüp koklayabilmek, onlardan senin yüzüne sarılarak özür dilemek istiyordum. Bu yüzden yaşamalıydım… Onca yıkımdan sonra, bu yaşama isteğim bana göre bir mucizeydi ve mucizenin sırrı sendeydi… Yüzünün ardında gizlediğin esrardaydı… O esrarın bütününü üstlenmeye, bu bilinmezliğin bütün sonuçlarını ödemeye hazır hissediyordum kendimi… Bu aşktan kurtulmak istediğinde, zamanın kurallarına kapılmaya başladığında, en çok yokluğunda fark ediyordum o esrarı…

Sana söylemiştim, “Ben bu dünya zamanının efendisi değilim,” diye. “Görünenlerle, güvencelerle, kendimi sağlama almakla ilgili beklentilerim yok,” diye… Söylemiştim sana, “Ben sadece aşkla mümkünüm,” diye… Söylemiştim sana, “Aşk yoksa benim için hayat bir yanılsamadan ibarettir,” diye…

Söyleştim sana, “Benim iki kapım var, biri doğum, biri ölümdür,” diye… Doğarsın, aşkın içinden geçersin ve ölürsün… Buraya, bu dünyaya beni kimin gönderdiğini bilmiyorum. Böyle kırılgan, böyle savrulmaya hazır, böyle açık yaralar içinde… Kim, neden gönderir benim gibileri bu dünyaya, bilmiyorum ama oluyor işte…

Birilerinin bu dünyanın haksızlıklarını, adaletsizliklerini tek başına yüklenmesi gerekiyor sanıyorum. Hayat normal yolunda aksın, binalar yükselsin, dükkânlar açılsın, alışverişler yapılsın, şehirler büyüsün, insanlar bir yerden bir yere gidip dönebilsin diye, benim gibilerin bu görevi üstlenmesi gerekiyor belki de…

“Neden ben?” diye sormuyorum ne zamandır. Yazgıma asla lanet okumuyorum. Böyle olması gerekiyormuş… Bu yazgıyı değiştiremeyeceğimi biliyorum artık… Peki, seni nasıl kabul etmeliyim, benimleyken mi yoksa gidişindeki o her şeyi kabullenmiş, bu hayata razı olmuş hâlinle mi? Seni böyle kabul etmek, senden ayrılırken çektiğim acıdan daha büyük, inan! Senin sandığım insan olmadığını bilmek, senin de o diğerleri gibi olduğunu bilmek, ölümünü yaşamaktan daha büyük bir ıstırap. Senin benim için hiç doğmadığına, beni hiç hissetmediğine, sadece bana yazdığın o çok bilindik, o çok klişe senaryonda basit bir rol verdiğine inanmak ve onu istediğin gibi oynayamadığımda başkasına dönmen, sanki hayatımı ve onca aşkı boşuna........

© Artı Gerçek


Get it on Google Play