We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Paris’teki apoloji

55 12 1
07.10.2021

Yani Türkçesi, gelen eleştirilere karşı hatasını ve üzüntülerini biraz savunmasal biçimde ifade ediş.

Paris’te bir panel düzenleniyor. Konusu: "Batı karşısında Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye".

Bir “dinleyici”, hazırlanmış, soru yöneltiyor: "2010 yılında Anayasa referandumuna 'Yetmez ama evet!' deyip oy vererek, Türkiye'nin bu günlere gelmesine katkı yaptınız. Pişman mısınız?"

Soru değil suçlama olan bu lafa tek cevap şu olurdu:

Kardeşim, bunun konumuzla ne ilgisi var? Olsa da sordum olmasa da sordum mu diyorsunuz? Öyleyse şöyle cevap vereyim ve bitirelim: ‘Birisi iyi bişey yaptığı zaman iyi yaptın demeyeceğiz de, sen iyi yapamaz birisin mi diyeceğiz?

“İyi yapma” konusunu biraz aşağıya bırakarak panelcilerin cevaplarını görelim

***

Prof. Nilüfer Göle: “Angaje olan bir öfori, coşku içindeydik. Gerçekten inanıyorduk."

Prof. Ethem Eldem: “Dünyada bir coşku ortamı vardı. (…) Erdoğan'a Avrupa nezdinde meşruiyet ve görünürlük kazandırmakla suçlandık.”

Prof. Seyfettin Gürsel: “Daha realist olmak gerekirdi. (…) evet yanıldık, çok basit bir dille, yanıldık, bunu söylemek lazım."

Yani bi tek, ‘Boynumuz kıldan ince, ne deseniz ve yapsanız, bize dümdüz gitseniz haklısınız’ demedikleri kalmış.

Katılan üç Türkiyeli profesörün bu bahsettikleri “öfori”, Vikipedi’de “kişinin hoşnutluk duyduğu ve kendisini iyi hissettiği bir ruhsal durumdur. Psikiyatride öfori, her zaman patolojik anlam taşır ve çok kere organik serebral hastalığın önemli bir erken belirtisidir” diye tanımlanıyor.

Yine de içlerinden en uygun cevabı, profesör olmayan Orhan Pamuk veriyor: "Bu soruya yanıt vermeyeceğim (…) Diğer soru, lütfen." Ama o da bu sorunun soru değil suçlama olduğunu söylemiyor, konuyla ilgisini sorgulamıyor, geçiştiriyor.

***

Bütün bu “cevap”lar, mesela Tele1’de “Yetmez ama evet’çiler nasıl kandırıldıklarını anlattı” () manşetiyle haberleştiriliyor ve Twitter’da mesela “Size aptal demek iltifat olur. Cesedinize tüküreceğimiz günler yakın olsun” türünden kibar ve entelektüel yorumlara yol açıyor.

Yani sonuçta, profesörler bu “soru”yu soranın Türkiye’deki “fikirdaş”larına al da gol at türünden hiç unutulmayacak paslar vermişler. İşin kötüsü, bunun farkında değiller.

***

Bu konuda çok yazdım. Radikal’in 15.08.2014 sayısında referandumun maddelerini sıraladım.

22.08.2014 sayısında işin felsefesini yazdım.

27.03.2018’deki Ahval söyleşisinde bu insanların niye çok sinirlendiklerini anlattım.

Ardından da “Yazması olup da okuması olmayan laikçi ihvana son defa” başlığıyla 13.08.2020’de bu saçma sapan konuyu kapattım.

Bu arada, gençler için söyleyeyim, ihvan demek tarikat mensubu........

© Artı Gerçek


Get it on Google Play